Filistin’in Taksim Edilmesi: Filistin’in Kaybı

Medya Şafak 1.12.2013 12:06 RÖPORTAJ
181 sayılı Taksim Kararı’nın 66. yıldönümünde El Menar web sitesi, iki devletli çözüm ve Filiistin davasının geleceğine ilişkin önemli gelişmeleri vurgulamak üzere, Amerikalı-Yahudi yazar ve siyasal stratejist Doktor Norman Finkelstein’la bir röportaj yaptı:

 

İslam el-Rihani

 

El Menar

 

29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin için Taksim Planı'nın uygulanmasını tavsiye eden 181 sayılı kararını aldı.

 

Plan, Ekonomik Birlik ile Taksim Planı olarak tanımlandı ve buna göre, Arap ülkesi üzerindeki İngiliz mandası sona erdikten sonra, Kudüs şehri için özel bir uluslararası statü olacak şekilde bağımsız birer Arap ve Yahudi devletleri kurulacaktı.

 

Plan, “iki rakip hareket” olarak tanımlanan Arap milliyetçiliği ile, genellikle Siyonizm diye bilinen Yahudi milliyetçiliğinin çatışan amaçlarının üzerine eğilmeyi hedefliyordu. Planın 1. kısmı mandanın sona ermesi, taksim ve bağımsızlıkla ilgili hükümler içerirken, 2. kısım her bir devlet için önerilen sınırların ayrıntılı tanımını içeriyordu. Plan aynı zamanda önerilen devletler arasında Ekonomik Birlik ve dini gruplar ile azınlıkların haklarının korunması çağrısı yapıyordu.

 

Yahudi topluluğu adına Yahudi Teşkilatı adına kabul edilen, fakat dönemin Arap hükümetleri tarafından reddedilen kararın benimsenmesinden hemen sonra Manda Filistini'nde iç savaş patlak verdi ve taksim planı uygulanamadı.

 

Süregiden çatışmayla geçen kırk yıldan uzun bir zaman sonra, 15 Kasım 1988'de Filistin'in bağımsızlığını ilan etmesi, 1947 tarihli BM Taksim Planı'na ve genel olarak “1947'den beri alınan BM kararlarına” gönderme yapacak şekilde, iki devletli çözüme destek olarak yorumlandı.

 

Pek çok Filistinli ve İsrailli ve beraberinde Arap Birliği, daha yaygın olarak “1967 sınırları” olarak anılan, 1949 Ateşkes Anlaşmaları temelindeki bir iki devletli çözümü kabul edeceklerini beyan etti. 2002 yılında Amerikan Uluslararası Politika Tutumları (PIPA) isimli kuruluşun yaptığı bir araştırmaya göre, Filistinlilerin ve İsraillilerin %72'si o tarihte, böyle bir çözüm için gerekli ödünlerin verilmesi konusunda diğer tarafın işbirliği yapması kaydıyla 1967 sınırları temelinde bir barış çözümünü kabul ediyordu.

 

İki devletli çözüm müzakerelerinin yürütülmesi için farklı konferanslar düzenlendi. Bunlardan en önemlisi olan Oslo Anlaşmaları, resmi olarak Filistin toprağını üç idari bölgeye ayırıyor ve Siyonist topluluğun Filistin topraklarıyla olan siyasi sınırlarının bugünkü işleyiş biçiminin çerçevesini oluşturuyordu. İlave olarak 2000'deki Camp David zirvesi ve bunun akabinde Ocak 2001'de Taba'da yapılan müzakereler gerçekleştirildi. Ancak silahsız Filistin halkına karşı hiç durmadan devam eden siyonist katliamlar arasında nihai bir anlaşmaya varılamadı.

 

181 sayılı Taksim Kararı'nın 66. yıldönümünde El Menar web sitesi, iki devletli çözüm ve Filiistin davasının geleceğine ilişkin önemli gelişmeleri vurgulamak üzere, Amerikalı-Yahudi yazar ve siyasal stratejist Doktor Norman Finkelstein'la bir röportaj yaptı:

 


El Menar web sitesi: "İsrail"in bütün dünyanın onu Yahudi devleti olarak tanımasını sağlayabileceğini düşünüyor musunuz?

 

Dr. Finkelstein: İsrail'in şu andaki temel amacı, 1993'te Oslo anlaşmasının yapılmasından bu yana elde ettiği kazanımları siyasi bakımdan konsolide etmektir. Pratikte bu, inşa ettiği Duvar'ın yol boyunca, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'unu teşkil eden başlıca yerleşim bloklarını ilhak etmek anlamına geliyor.  Aynı zamanda mülteci sorununu tasfiye etmek istiyor. Bölgesel düzeyde müttefikleri yok ve içeride ne liderlikleri ne de halk direnişleri var. İsrail'in, ABD Dışişleri Bakanı'nın şu anda getirdiği müzakereler üzerinden Filistinlilere tarihi bir bozgunu dayatması hayli mümkün.

 

 El Menar web sitesi: Şu anda iki devletli çözüm işleyebilir mi?

 

Dr. Finkelstein: Uluslararası toplum, İsrail-Filistin çatışmasının 1967 sınırlarında iki devlet temelinde çözülmesi ve Filistinli mülteciler sorununa “adil” bir çözüm getirilmesi çağrısında bulundu. ABD, İsrail ve bir avuç Güney Pasifik adaları dışında bütün dünya bu formülü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda verdikleri yıllık oylarla destekliyor. Bu, felsefi veya ahlaki bir sorun değil. Her ne kadar uluslararası hukukun gücüyle de destekleniyor olsa da, hayli siyasi bir sorun. Ben çatışmaya yönelik başka bir çözüm için siyasi bir temel görmüyorum, çünkü dünyada kaydadeğer bir siyasi desteğe sahip olan başka bir çözüm yok.

 

El Menar web sitesi: Bölgede olanlar ve şu anda yaşananlardan sonra İsrail'in güvenliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Dr. Finkelstein: İsrail'in öngörülebilir bir gelecekteki siyasi varlığının güvence altında olduğundan şüphe edilemez. Ekonomik bakımdan büyüyor ve kaydadeğer askeri tehditlerle karşı karşıya değil. Çok uzak bir geleceği düşünmek anlamsız. Ben, Sovyetler Birliği'nin çöküşünü, Apartheid'ın sonunu ve ABD'de bir siyahın başkan seçildiğini görecek kadar uzun yaşadım. Gelecek, çoğu öngörülemez olan sürprizlerle doludur.

   
 
El Menar web sitesi: Kişisel düzeyde, sizinle Siyonist lobi arasındaki süregiden çatışma hangi noktaya geldi?

 

Dr. Finkelstein: Yedi yıldır işsizim. Bu kolay olmadı. Fakat birkaç hafta sonra 60. doğum günümü kutlayacağım. Yani Afrika'da ortalama bir kişiden çok daha fazla yaşadım. Aynı zamanda başımı soktuğum bir çatı, masamda yemek ve sırtımda kıyafetler var. Bu yüzden şükrediyorum. Dünyayı daha iyi bir yer getirme çabalarına küçük katkılarımı yapmaya da devam ediyorum.

 

Norman G. Finkelstein, doktora derecesini 1988 yılında ABD'de bulunan Princeton Üniversitesi'nin Siyaset Bilimi bölümünden aldı. Yıllar boyunca siyaset teorisi ve Siyonist-Filistin çatışması alanında ders verdi. Amerika ve İsrail'le ilgili konularla ilgilenen bir stratejisttir. Halen yazılar yazmakta ve konferanslar vermektedir.

 

Çev: Selim Sezer

 

medyasafak.com

 

Diğer haberler