Son Yazılar

Dr. İsam el-İmad: Selefiliğe 100 soru (15)

Medya Şafak 26.5.2017 09:37 EHL-İ BEYT OKULU
Bu mezarlık öfkesi öyle boyutlara taşındı ki Cezayir’de Selefi bir genç gitti büyük kabristanda kendini patlattı. Gencin vücudunun organları, yüzlerce yıl önce gömülmüş kemiklerle birlikte metrelerce öteye saçıldı. Bu mezarlık kini bizi kabirleri havaya uçuran müminler haline getirmişti. Peki, İslam adı altında yapılan bu eylem, psikolojik bir hastalık mıdır, yoksa ilmî bir durum mu?

 

 

 

Nasrtv.com

 

 

 

1968'de Yemen'de dünyaya gelen İsam el-İmad, Suudi Arabistan üniversitelerinde tahsil görmüş ve Bin Baz gibi önde gelen Selefi ulemasından ders almış bir Vahhabi âlimi iken, Şia ile tanışmasının ardından bu mezhebe geçmişti. 1989 yılından beri Kum'da tahsilini sürdüren Dr. İsam el-İmad pek çok kitap kaleme almış önemli bir muhakkiktir.

 

 

Medya Şafak olarak, Nasr TV'de yayınlanmış olan "Selefiliğe 100 Soru" programlarının tam çevirisini sırayla sunuyoruz.

 

 

 

49. mesele: Selefilik materyalizmle aynı dönemde yaygınlaştı

 

 

Bismillahirrahmanirrahim. Salat ve Selam Allah'ın Rasulüne ve O'nun tertemiz Âl'ine olsun.

 

İslam düşünürü Taha Abdurrahman'ın dikkat çektiği önemli bir mesele, Selefiliğin niçin yayıldığı konusudur. Ehl-i Sünnet mezhebine tabi olan Abdurrahman'ın sözleri gerçeğin ta kendisidir. Peki bu mezhep niçin yayıldı? Abdurrahman bu konuda diyor ki: "Selefiliğin yayılma sebebi şudur, bu mezhep 20'inci yüzyılın başlarındaki materyalizm ile aynı dönemde ortaya çıkmıştır. Marksist maddecilik ya da Avrupa medeniyetinden doğan Amerikan maddeciliği, tümü yakın dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu göz önüne alındığında görülüyor ki bu dönemde Marx'ın ateizmi derecesine ulaşmasa da Müslümanlar arasında gaybî konulara olan inanç kaybedildi."

 

Selefiliğin doğduğu zamanlarda çok sayıda Müslümanın gaybî inançlarını kaybettiğini belirten Abdurrahman, Fransız sömürüsü altında yaşayan Müslümanların da bu inançlarının zayıfladığını söylüyor. Bunların ardından yaygınlaşmaya başlayan Selefi akidesi de gelerek, Müslümanlara Rasulullah'a (s.a.a.) tevessül edilemeyeceğini söyledi. Bu inanç, Batı kültürünün etkisi altında kalan düşünce yapısı ile uyumlu hale getirildi.  Çünkü Batı düşüncesinde tevessülün yeri yoktur. Göz ile görünmeyen şeylere inanmayı reddeden Batı kültürü, tevessülün de yitirilen bir kavram olmasına sebep oldu.

 

Öyleyse, Selefiliğin yayılması ve gayb kavramları hakkında iyi düşünmek gerekiyor. Marksizm'den Selefiliğe geçen ve daha sonra Selefiliği terk eden bir arkadaşıma başlangıçta Selefiliği niçin tercih ettiğini sordum. Şu cevabı verdi, "Ben Marksizm ile Selefiliği birbirine çok yakın buldum. Çünkü, Selefilerin gayb inancı, dünya tarihinde görülmüş tüm mezheplerden daha az." 

 

 

50. mesele: Mezarlıkta kendini patlatan Selefi genç!

 

 

Bazı muasır Selefilerin ortaya attığı önemli bir diğer meseleye gelelim. Ben Suudi Arabistan'da Muhammed Suud Üniversitesi'nde eğitim görürken, üniversite kapsamında bir takım oturumlar düzenliyorduk. Bu oturumlarda gece gündüz mezarlıklar, türbe problemi, ölülere tevessül, ölülerin ziyaret edilmesi ve kabirlerin düzlenmesi gibi konular üzerinde konuşuyorduk. Bu sohbetler sırasında aniden krallıkta hiç mezarlık olmadığını fark ettim. Hatta Müslümanlar karşı çıkmasa, Rasulullah'ın (s.a.a.) mezar-ı şerifine bile saldırırlardı. Çünkü Riyad'da kilometrelerce yürüsek karşımıza tek bir mezarlık dahi çıkmaz.

 

Bu mezarlık öfkesi öyle boyutlara taşındı ki Cezayir'de Selefi bir genç gitti büyük kabristanda kendini patlattı. Gencin vücudunun organları, yüzlerce yıl önce gömülmüş kemiklerle birlikte metrelerce öteye saçıldı. Bu mezarlık kini bizi kabirleri havaya uçuran müminler haline getirmişti. Peki, İslam adı altında yapılan bu eylem, psikolojik bir hastalık mıdır, yoksa ilmî bir durum mudur? İslam dini, kabirlerle savaşmamız için mi geldi? Yusuf Peygamber, zamanın firavununa Mısır piramitlerini yıkmayı mı emretti? Piramitler de kabir değil miydi?

 

Yüce Allah Musa Peygamber ve Harun'a "Firavun'a gidin" dedi, "Firavun'un mezarına gidin" demedi. Peki Hz. İbrahim Nemrut ile saraylar konusunda savaşa girdi de kabirler konusunda niçin girmedi? Yahut Araplar İran'a geldiğinde Rüstem sahabenin liderine "Niçin buralara kadar geldiniz" diye sorduğunda o "Kabirleri yıkmak için geldik" mi dedi? Hayır! Bilakis "Biz kullara kulluğu bırakıp Rabbe kul olasınız diye geldik" demişti.

 

İslam ordusu İran'a girdiğinde, Ömer bin Hattab ve Selahaddi Eyyubi Kudüs'e girdiklerinde tek bir kabrin dahi yıkılmasını emretmediler. Öyleyse Muhammed Abdulvehhab'ın çizdiği tevhid anlayışı ve kabirlere yoğunlaşma meselesi, selef-i salihin tarihine bakınca anlamsız görülmüyor mu? 

 

 

51. mesele: Vehhabiliğin kurucusunun mezarlık takıntısı

 

 

Vehhabilik günlerimdeki bazı Selefi dostlarım ile yaptığım söyleşilerimi hatırladığımda aklıma Şeyh Hasan ez-Zari ile olan bir diyaloğumuz geliyor. Selefiliği terk edip İhvan-ı Müslimin cemaatine katılan ez-Zari bana şöyle söylemişti: “Başlangıçta, Muhammed Abdulvehhab'ın tevhid felsefesinin ne olduğunu araştırmaya koyuldum. Buna, onun Tevhid kitabını okuyarak başladım. Ancak bu kitapta anlatılanlar ile Yüce Allah'ın sıfatları arasında hiçbir alaka olmadığını gördüm. Allah'ın ilmini, yüce sıfatlarını, zatî ve subutî hiçbir sıfatını bulamazken, kitapta tek bulduğum şey kabir davası ile ölülere tevessül meselesi oldu.”

 

Muhammed Abdulvehhab'ın araştırmasının gerçek marifetullah için değil kabirler meselesini irdelemeye dönük olduğunu fark eden ez-Zari şöyle devam etmişti: “Bu kitabın ardından Muhammed Abdulvehhab'ın siyer hakkındaki görüşlerini öğrenebilmek için siyer-i nebevisinin özetini inceledim. Orada da kabir meselesini buldum. Anladım ki, Rasulullah'ın siyeri de kabir meselesiyle birlikte anılıyor. Daha sonra Muhammed Abdulvehhab'ın İslam hukuku kitaplarına müracaat ettim. Bunun da akabinde, tüm kitaplarında ve araştırmalarında kabir hükümleri ile ölülere tevessül meselelerinin yer aldığını gördüm.”

 

Şeyh Hasan ez-Zari, sözlerini şöyle sonlandırmıştı: “Son olarak  Muhammed Abdulvehhab'ın tarih araştırmalarına baktım. Burada da kabirlerin tarihini ve tarihte bu konu hakkında yer alan fetvaları bulmayayım mı! Ve kendi kendime, Muhammed Abdulvehhab en azından annesini gömmek için mezarlığa gitmiştir dedim. Mezar konusunu en büyük mesele haline getiren Muhammed Abdulvehhab için annesinin kabrine gitmek bir kriz haline gelmedi mi acaba diye düşündüm!”

 

Sudanlı âlim Hasan Turabi'ye Vehhabiliğin mezarlık hükümlerini niçin kabul etmediği sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Sarayları bize bırakmak için onları mezarlık meselesiyle uğraştıran Allah'a hamdolsun!” 

 

 

Çeviri: Merve Soydaş

 

 

www.medyasafak.net

Diğer haberler