"Bahreyn Ayaklanması Amerikan Hegemonyasını Tehdit Ediyor"

Medya Şafak 14.11.2012 08:48 ANALİZ
Fars Körfezi Arap bağımlılığı olmaksızın Anglo-Amerikan küresel finans sistemi hızlı bir şekilde çökecektir. Daha demokratik, bağımsız bir Fars Körfezi bölgesi sadece Amerikan ve İngiliz küresel kapitalizmine ölümcül bir darbe indirmeyecek, kuvvetle muhtemel İran ile bölge ülkeleri arasında daha uyumlu can alıcı ilişkilere de öncülük edecektir.

Bahreyn ayaklanması Amerikan hegemonyasını tehdit ediyor

Finian Cunningham


Press TV

Bahreyn'deki son dramatik olayların birleşen noktaları açık bir mesaj anlamına geliyor; Amerika Birleşik Devletleri destekli El Halife rejimi politik idam yolundadır. Rejim umutsuzca kararlı demokrasi yanlısı hareketi yenmeyi deniyor ki, ya yere serecek ya da ayrılıp gidecek.

Rejim, insan onuru ve özgürlük taleplerinden geri adım atmayacak, ne kadar zulüm göreceği ve terörize edileceğini düşünmeyen, çoğunlukla Şii nüfustan gelen boyun eğmez baskı altında hayatta daha çok kalabilmek için mücadele ediyor.

Ama riske atılan sadece Halife rejiminin varlığı değildir. Riske atılan, altmış yılı aşkın bir süredir var olan ve şimdi barajda çatlaklar beliren Amerika destekli Arap monarşilerinin tümüdür. Bu düzen tarihi olarak Batı'ya güvenilir petrol kaynakları garanti etti ve çok yakınlarda Anglo – Amerikan küresel kapitalizminin bağlı olduğu petrodolar sistemindeki iflası alttan desteklemesi çok önemlidir.

Dahası, Fars Körfezi Arap diktatörlükleri Amerikan ve İngiliz silah sanayileri için karlı bir varış noktasıdır. Bu ikincisinin (İngiltere'nin) can alıcı menfaatleri İngiltere başbakanı tarafından Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'a bu rejimlere 9 milyar dolar değerinde savaş uçağı satma göreviyle geçen hafta yapılan ziyaretle vurgulanıyordu. Pentagon da Suudi Arabistan'a 6 milyar 700 milyon dolar değerinde askeri nakliye uçakları satmayı planlıyor ve geçen sene 60 milyar doların üzerinde bir anlaşma imzalanmıştı. Amerikan ve İngiliz kapitalizminin borca battığı bir dönemde Arap diktatörler ciddi nakit kaynaklarıdır.

Bahreyn'deki bu çok önemli perde arkası, sivil protestoculara karşı bu küçük ada krallığındaki baskının ağırlığını açıklar; rejim tarafından bütün halk gösterilerine yönelik genel bir yasak yürürlüğe konuldu. Blogçular ve organizatörler yakalandı veya sosyal medyayı ajite etme ithamıyla derhal tutuklandılar.

Sonra, geçen hafta gördük ki, yöneticiler sıra dışı Orwellist bir hareket yaparak demokrasi yanlısı 31 Bahreynli liderin vatandaşlıklarını iptal ediyorlar. Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirgesine aykırı bu hareket sebebiyle insan hakları gözlemcileri şok oldular. Bir hükümetin kendi vatandaşlarını “vatansızlar” yaptığını düşünün. Bu nasıl bir fesattır?

Böyle zalim hareketleri başkent Manama'da ve geçen ayın başlarında Eker köyünde sırasıyla bir Hintli işçi ile bir polisin hayatına mal olan, şüphe uyandıran patlamaların baş göstermesi izledi.

Bu kirli hileler tiyatrosudur ve salonda korkunç yabancı tahribat suçlamalarıyla oynar. Emin olun, bu tiyatro, devlet terörizmini ve basitçe temel demokratik haklarını talep eden sivillere karşı baskıyı gerekçesiz bir şekilde onaylamayı amaçlar. Bununla birlikte, Halife diktatörlüğü tarafından son olarak yapılan zalimce hareketler bize rejimin ve onun güçlü destekçilerinin politik var oluşları için ağır bir baskı altına girdiklerini söyler.

Batı destekli Bahreyn monarşisi Şubat 2011'den bu yana 21 ayı aşkın bir süredir devam eden ve bir ailenin kontrolünde on yıllardır var olan kötü ve yozlaşmış yönetimin yerine seçilmiş hükümet talep eden sokak protestolarıyla yüzleşti.  Bahreynlilerin büyük çoğunluğu fakirlik içinde ve rejimin silahlarından ve Yemen ve Pakistan gibi komşu Sünni ülkelerden kiraladıkları ölüm mangalarından gelen sürekli taciz altında yaşarken, sözde kraliyet yöneticileri ile dalkavukları kesinlikle lüks içinde yaşadılar ve şımartılmış hayatları için bir gün bile çalışmadılar.

Bahreyn'in başlıca Şii nüfusu, Kral Hamad başta olmak üzere El Halife rejiminin düşmesini istiyor ve bunda tam olarak haklılar da. Rejim, kökleri Arap Yarımadası'ndan olan, bölgede Bahreynlileri yönetip Fars Körfezi suyolunu İngiltere'nin jeopolitik menfaatleri adına güvende tutması için İngiliz İmparatorluğu tarafından yerleştirilmiş bir sahtekâr olarak görülüyor. Halife'nin bu fonksiyonu Amerikan ve İngiliz menfaatleri için yabancı vekil olarak hala sürüyor.

Rejim kuvvetlerinin ayaklanmadan bu yana yaklaşık 100 kişinin ölümüne sebep olan acımasız baskılarına rağmen, geçtiğimiz iki yıl içinde petrol zengini Fars Körfezi adasının tümünde neredeyse günlük olarak çok büyük barışçıl gösteriler düzenlendi

El Halife'nin çatlak rejimini iktidarda tutan iki dayanak vardır. Birincisi, Suudi Arabistan'ın başını çektiği Fars Körfezi monarşilerinden gelen büyük destek. Bu seçilmemiş Sünni krallar ve emirler, protestolar ekonomi ve yatırımcı güveni üzerinde çanları çaldırınca küçük komşularına finansal açıdan yardım ettiler. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan askerlerini Bahreyn'e de yolladı ve Bahreyn halkına karşı büyük bir baskı uygulayıp terör saltanatı süren Halife rejimine payanda oldu.

İkincisi, Bahreyn monarşisi Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere hükümetlerinin sarsılmaz diplomatik ve askeri desteğine dayandırılıyor. Nadiren duyulan insan hakları konusundaki boğulmuş endişe sözlerini bir kenara bırakırsak, Washington ve Londra'nın “önemli müttefik”lerini tekrar tekrar selamlamaları ve silah satışının sürmesi, gerçekte Bahreyn ve Suudi rejimlerine ihtiyaç duyulan her yolla halk devrimini bastırmak için yeşil ışık yakıldığını anlatır. Halife rejimini yıkılmaz bir biçimde koruması Bahreyn'deki Amerikan Deniz Kuvvetleri 5.Filosu'nun sorgulanamaz konumuna dair muhtemelen Washington'dan gelen en açık işarettir.

Bahreyn'deki devlet şiddetine dair Batı medyasındaki haber eksikliği de sadece Washington ve Londra'nın Bahreyn rejimine bağlılığını yansıtmakla kalmaz, bilakis medya yayınlarının yokluğu, Batı destekli rejimler tarafından insanlığa karşı işlenmeye devam edilen suçlar hakkında Batılı halklarda oluşacak endişeyi engellemeye de hizmet eder.

Yine de, Bahreyn rejiminin baskılarına dair aşılması güç dış destek halkın demokratik özgürlük taleplerindeki ısrarını engellemedi. Bu, Bahreyn halkına,  büyük çaplı devlet terörizmine ve ihlallere, göstericilerin vurulmasına, evlerin içine zehirli gaz sıkılmasına, askeri mahkemelerce binlercesinin hapsedilmesine, yasadışı tutuklama ve işkenceye, işyerlerinde eziyete uğramaya, tüm bu suçlara rağmen insanların taleplerine sadık kaldıklarına şahitliktir.

Halkın bu azalma bilmeyen barbarlığa karşı kararlılığı sadece Halife rejimini çileden çıkarmadı. Görüldüğü gibi, iktidarı hakkındaki kuvvetli alarma da dikkat çekti. Rejim baskının bütün şekillerini tüketti ve hala insanlar sokaklara çıkıp rejimin düşmesi ve yerini seçilmiş bir hükümetin alması çağrısında bulunuyorlar.

Çok anlamlı bir biçimde, Bahreyn'deki demokrasi yanlısı hareketin ısrarı rejimin destekçileri için daha çok alarm veriyor. Suudi Arabistan ve diğer Fars Körfezi şeyhlikleri geçen sene Bahreyn'e acilen asker göndererek, bu tür monarkların derin korkularını yok edip, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan Fars Körfezi'ne yayılan Arap devrimine ihanet ettiler. Bununla birlikte, bu monarşiler halklarını mutlak despotik kontrolle yönetirler; bunlar ifade hürriyetini sıkı koşullara bağlamak ve herhangi bir farklı görüşe tolerans göstermemekle dikkat çekerler. Bunun gibi çağdışı, halkların gerici hâkimiyeti her zaman devrilmeye hazırdır ve özellikle bir küresel iletişim çağında.

Arap yöneticilerin bakış açısıyla, Bahreyn'in halk ayaklanması sadece Halife'nin statükosuna karşı değil, bilakis Fars Körfezi'ndeki bütün monarşik sisteme karşı da aşırı tehlikeli bir durumu temsil eder. Bahreyn Fars Körfezi ülkeleri arasında küçük bir oyuncudur. Ama tıpkı iskambilden bir kule gibi, Fars Körfezindeki monarşik yönetimlerin bütün gösterişli yapısı ancak en zayıf üyesinin gücü kadardır.

Bahreyn'deki başarılı demokrasi yanlısı hareket uyuşuk yozlaşmış elit kesimi bir kenara atarak Fars Körfezi monarşilerindeki diğer halklar üzerinde heyecanlandırıcı bir etki yaratacaktır. Bahreyn'deki böyle bir gelişme gerçekten devrim olacaktır. İfade hürriyeti, bağımsız medya ve adli sistem ve seçilmiş hükümet düşüncesi böyle ülkelerin petrol ve gaz zenginliklerini kontrol altında tutmak için demokratik sosyal gelişimdir. Suudi Arabistan yüksek orandaki genç işsizleri ve yaygın fakirlik ile özellikle radikal değişime uygundur. Doğrusu, Batılı medya yayınlarının yokluğuna rağmen, Suudi Arabistan ayak direten Şii Doğu Bölgesinden krallığın başkent Riyad ve Kızıl Deniz'deki liman şehri Cidde dahil olmak üzere, diğer bölgelerine yayılan yükselen demokrasi yanlısı protestolar yoluyla sarsıldı. Protestocular açıkça Bahreynlilerle dayanışma sloganları attılar.

İkinci haftada Kuveyt, El Sabah monarşisine karşı asla görülmedik büyüklükte protestoya şahit oldu.  Birleşik Arap Emirlikleri'nde, yöneticiler bazı vatandaşlarını tutuklayarak veya vatandaşlıktan çıkararak muhalifler üzerinde sert önlemler alıyor.

Bu dengesiz politik iklimde Bahreyn'in demokrasi yanlısı ayaklanması Fars Körfezi'nin bütün görevli yöneticilerine yönelik ölümcül bir tehdidi temsil eder.

Batılı güçler bu tehlikenin şiddetle farkındadır. Bu tehlike yalnızca Batı yanlısı Arap monarşilerinin varlığına yönelik değildir. Onların gücü elde tutmaları küresel ekonominin Batılı egemenliğinin sürekliliğiyle ilgilidir. Suudi Arabistan Amerika Birleşik Devletlerine petrol sağlayıcı üç büyük arasındadır. Amerika'nın günlük tüketiminin yaklaşık %17 – 20'si Fars Körfezi'ndeki Arap şeyhliklerinden gelir. Amerika Birleşik Devletleri ile bu Arap diktatörler arasındaki stratejik ittifak ikincilerin (Arapların) petrol ticaretini özellikle Amerikan dolarıyla yapmaları taahhüdüne dayanır ve petrodolarları milyarlarca dolar değerinde Batılı silahlar satın alarak olduğu kadar, Amerikan hazinesi ve malvarlığında da değerlenir. Batılı endüstriyel ekonomilerin zayıflama döneminde silah ticareti daha da büyük önem taşıyor.

Fars Körfezi Arap bağımlılığı olmaksızın Anglo-Amerikan küresel finans sistemi hızlı bir şekilde çökecektir. Daha demokratik, bağımsız bir Fars Körfezi bölgesi sadece Amerikan ve İngiliz küresel kapitalizmine ölümcül bir darbe indirmeyecek, kuvvetle muhtemel İran ile bölge ülkeleri arasında daha uyumlu can alıcı ilişkilere de öncülük edecektir. Tüm iyi ve müspet sebeplere binaen, bu jeo-stratejik açıdan çok önemli bölgede İran etkisi ve itibarı daha da büyüyecektir. Ve bu Washington ve Londra'nın jeopolitik entrikalarının tabutuna çakılan son çivi olacaktır; özelikle suçlu Siyonist İsrail devletinin yağmalarına.

Tüm bu ciddi sebeplerle, Washington, Londra ve tüm diğer Fars Körfezi monarşilerinin suç ortaklığıyla Bahreyn'deki baskı arttırılıyor. Ama baskının daha fazla arttırılması Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere destekli despotik monarşilerin içeride yükselen sosyal patlama tehdidi altında köşeye sıkışıyor oldukları anlamına geliyor.

medyaşafak

 

 

Diğer haberler