Analist: İsrail ve El Kaide, Suriye Krizinin İki Bileşeni

Medya Şafak 8.2.2013 12:06 RÖPORTAJ
Bir analist, İsrail rejiminin ve El Kaide terör grubunun Suriye’nin 22 aydan uzun süredir içinde bulunduğu karmaşanın iki bileşeni olduğunu söylüyor.

Bir analist, İsrail rejiminin ve El Kaide terör grubunun Suriye'nin 22 aydan uzun süredir içinde bulunduğu karmaşanın iki bileşeni olduğunu söylüyor.


İsrail jetlerinin Suriye hava sahasını işgal ederek başkent Şam yakınlarındaki bir bilimsel araştırma merkezini hedef almasından bir haftadan daha fazla zaman geçerken, yorumlar gelmeye devam ediyor. 

Ülkedeki ayaklanmanın başlangıcından bu yana, El Kaide'nin Suriye'deki bağlaşığı El Nusra Cephesi de Başkan Beşar Esad hükümetine karşı savaşıyor. Ocak ayı başlarında, Suudi istihbarat şefi Prens Bender bin Sultan bin Abdülaziz El Suud gruba, krizin vurduğu ülkedeki tüm militan grupların liderliğini ele alma çağrısı yapmıştı. 

Press TV, New York'tan stopimperialism.com sitesinin kurucusu Eric Draister ile bir röportaj yaptı. Draister'a Tahran'dan, Müslüman-Yahudi-Hristiyan İttifakı'nın kurucu üyesi Kevin Barret ve Washington'dan, Ortadoğu araştırma merkezi başkanı Richard Hellman eşlik etti. Aşağıda bu röportajın yüzeysel bir çözümlemesi sunulmaktadır.


Press TV: New York'tan Sayın Eric Draister, bu konuda sizin fikrinizi alalım. Tahran'daki konuğumuz İsrail'in şu anda El Kaide ile bir yakınlaşma içinde olduğunu söyledi. İsrail'den pek çok kişi, Suriye'de Sünni aşırıcıların Esad hükümetinden daha iyi olduğunu söyledi. İsrail ve El Kaide'nin çıkarlarının buluşması bakımından bu ne anlama geliyor?  

Draister: Evet, buna hiç şüphe yok. Çıkarları kesinlikle buluşuyor ve bu sadece doğrudan İsrail-El Kaide ilişkisi bakımından geçerli de değil. Bana göre bunu daha geniş bir bağlama yerleştirmeliyiz: İsrail ve El Kaide, bağımsız Suriye'ye savaş açmasında da görüldüğü gibi bu ülkeyi yıkmaya ve bu şekilde de İran'la olan ittifakı ve Tahran'ı Güney Lübnan'da Hizbullah'a bağlayan Şii yayını kırmaya çalışan ABD hakimiyetindeki emperyal sistemin iki tarafıdır. 

Dolayısıyla burada bir jeopolitik gündem işliyor. Benim ve pek çok başka aktivistin ve siyasal analistin söylediği gibi çatışmanın başından beri El Kaide ABD emperyal sisteminin önemli ve ayrılmaz bir unsuru. El Kaide'nin Kaddafi hükümetine karşı Libya'ya nasıl yerleştirildiğini gördük. El Kaide'ni 1990'larda Balkanlara yerleştirilmesini gördük. El Kaide'nin en eski kuruluşu olarak Afganistan'da Sovyetlere karşı Mücahidin çabalarını gördük.

Dolayısıyla tekrar tekrar gördük ki, hangi biçimde vücut bulursa bulsun El Kaide bu emperyal sistemin parçasıdır. Şimdi El Kaide'nin yan kolları var. Bunlardan bazıları doğrudan veya dolaylı olarak aynı sistemin parçası. Fakat bunun bir emperyal sistem olduğunu, Suriye'nin burada bir cephe olduğunu ve İsrail'in de taraf olduğunu görmemiz gerekir.



Press TV: Facebook sayfamıza bugün koyduğumuz soru, [İsrail'in Suriye krizindeki rolü nedir? Suriye'yi istikrarsızlaştırmaya mı çalışıyor?] idi. İzleyicilerimizden biri, Bakari Maligwa Mohamed [İsrail'in Suriye krizi üzerinde stratejik çıkarları olduğu bilinen bir gerçek. Ne zaman ABD ve Batılı müttefikleri krizi kalıcılaştırmak ve Suriye sınırları içinde ve dışında karmaşa ve kaos kışkırtmak istese, bu, istikrarsız ve güvensiz bir Suriye görmeyi başaran İsrail'in çıkarı içindir] demiş. 

Sayın Draister, bu stratejik çıkarlar ne kadar önemli ve istikrarsız bir Suriye'yi de içeriyor mu? Birçok insanın ve İran'ın da sorduğu gibi, İsrail için kaygıya neden olan nedir? Suriye'nin, Hizbullah'ın da parçası olduğu direniş ekseninin bir parçası olması mıdır? Ve şimdilerde İsrail'in Hizbullah hakkında pek çok şey söylediğini duyuyoruz. 

Draister: Yorumun son kısmı bence en önemli olanı ve Suriye direniş ekseninin ve daha önce söz ettiğim Şii ekseninin bir parçası, gerçekten de bu eksenin kilit noktası. Suriye olmadan İran ve Hizbullah arasında köprü kuramazsınız. Suriye olmadan Irak'ın, onların istediği gibi diğer Şii ülkelerine yakın olmasını sağlayamayabilirsiniz. 

Dolayısıyla buradan da ileriye giden stratejik çıkarların bir parçası bu. İsrail'in gelişmiş silah sistemleri ve uluslararası pazardan silah alma konusunda dünyanın en önde gelenleri arasında olduğunu hatırlayın. İsraillilerin bu silahlardan bazılarını Türkiye üzerinden sözde muhalefete, sözde isyancılara akıttığını da biliyoruz. Bu yüzden İsrailliler tüm bunlarda çok kritik bir rol oynuyor. İstikrarsız Suriye'ye duyulan ihtiyacın ise soru işareti olduğunu düşünüyorum ve İsrail'in yönetici sınıfı arasında Suriye'yle ilgili en iyi politikanın ne olacağı konusunda bölünme olduğunu düşünüyorum.

Fakat bana göre açıkça gördüğümüz şey şu ki, muhalefetin Şam yürüyüşü ve Esad'ı indirme girişimi başarısız oldukça İsrail müdahale ederek, ABD iyi çocuğu oynarken kendisi kötü çocuğu oynuyor. Temel olarak durumu askeri bir saldırıyla ateşliyor ve bunun muhalefeti de ateşleyerek onlara Esad'ı eleştirmek ve ona saldırmak için yeni bir yol vereceğini biliyor.

Press TV:  Sayın Draister, İsrail saldırısından hemen sonra çeşitli ülkelerin buna nasıl yanıt verdiğine bakalım. Türkiye ve Suudi Arabistan'ın saldırıyı şifahen kınadıklarını ve uluslararası hukukun ihlali ve egemen bir devletin toprağına yönelik bir saldırı olarak değerlendirdiklerini gördük. 

Fakat ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, saldırıda sonra Washington'un Suriye'deki kaosun Lübnan Hizbullah'ının Şam'dan sofistike silahlar edinmesine yardımcı olmasından giderek daha fazla kaygı duyduklarını söyledi. İsrail'in aldığı tutum da tam olarak bu. Şu durumda, ABD'nin bu saldırıya yeşil ışık yakmış olabileceğini veya hava saldırısı gerçekleşmeden önce bir biçimde müdahil olmuş olabileceğini düşünüyor musunuz?

Draister: Evet, buna şüphe yok. ABD ve İsrail yakın partnerlerden fazlasıdır. Derinden bütünleşik müttefiktirler. İnsanlar İsrailliler ve güçleri hakkında bir şey söylemek istedikleri zaman, istihbaratla dünyayı yönlendirmelerinden söz ederler. Sonuç olarak İsrail hâlâ ABD hegemonik sisteminin parçasıdır. Ortadoğu'ya kendi hegemonyasını ve iradesini kabul ettirmeye çalışan Anglo-Amerikan imparatorluğunun parçasıdır.

Dolayısıyla evet, kesinlikle. Amerika Birleşik Devletleri karar sürecinin parçasıydı, belki başkanlık düzeyinde değil – ki bu da mümkündür – fakat stratejik planlama anlamında içinde olduğu kesindir; İsrail kesinlikle ABD ile işbirliği içinde olmuştur ve Washington'dan açık veya zımni olarak yeşil ışık almadan böyle bir saldırıyı gerçekleştiremezdi. Ben bir adım ileriye de gitmek isterim. Bu, daha geniş bir planlanmış gündemin parçasıdır. Bunu Brookings Institution'dan gelen beyaz kağıtlar şeklinde görüyoruz. 

Suriye krizine giden süreçte Doha merkezinden gelen bilgiye bakın. İsrail'in Suriye'yi istikrarsızlaştırma yönündeki stratejik planın parçası olduğunu gördük ve İsrail temel bir rol oynamak istiyor; aktif bir katılımcı olmayabilir, fakat Suriye'nin dışında kaos yaratacak, buradaki durumu istikrarsızlaştıracak ve Suriye devletinin ezilmesine izin verecek bir çevre aktörü olabilir.



Burada gördüğümüz şey budur; Suriye devletini yıkma girişimi ve buradan doğacak kaos, Libya'da gördüğümüz gibi, ABD emperyal sisteminin çıkarına olacaktır. 

Press TV: Sayın Draister, oradaki konuğumuz Sayın Helman, İsrail'in kendisini savunma hakkı olduğunu söyledi. Bu konudaki görüşünüzü de alalım.  

Draister: Eğer İsrail kendini savunma hakkını iddia etmek istiyorsa bunu anlarız, fakat bu durumda Gazze Şeridi'ndeki direniş savaşçılarının da bu hakkını tanımalıdır. İsrail'in ve daha iyi silahlanmış ve güçlü olanların misilleme hakkının olduğunu, daha az parası ve silahı olanların bu hakka sahip olmadığını söyleyemezsiniz.  

Bu, Batı emperyalizminin ikiyüzlülüğüdür – özür dilerim bunun için daha uygun bir ifade kullanamayacağım. Bu en yüksek düzeyde ikiyüzlülüktür. Tahran'daki beyefendinin, barışçıl ve istikrarlı bir Ortadoğu'nun ABD'nin çıkarına olduğu şeklindeki fikrine de kesinlikle katılmadığımı söylemek isterim. 

ABD şu an ekonomik krizde ve varlığını sürdürmenin bir yolunu arıyor, bunu yapabilmesinin en iyi yolu da askeri yayılma. Yapmak istedikleri şey, çöken devletler, kaotik devletler yaratmak ve Libya'daki, Kuzey Afrika'daki askeri yayılma da bu nedenle meşrulaştırılıyor.

Çev: Selim Sezer

medyasafak.com

Diğer haberler