Son Yazılar

Rusya'nın Orta Doğu stratejisi nedir? / Suriye'de federasyon mu istiyor? / Türkiye ile ilişkilerinin geleceği

Medya Şafak 12.4.2016 09:10 RÖPORTAJ
29 Mart 2016 günü, Rus hükümetinin finanse ettiği düşünce kuruluşu Rusya Uluslararası İşleri Konseyi (RIAC), kuruluşun genel müdürü Andrey Kortunov ile yapılmış bir röportajı yayınladı.

 

Rusya hükümetinin finanse ettiği düşünce kuruluşunun genel müdürü Andrey Kortunov, Rusya'nın Suriye'den çekilme sonrasındaki Ortadoğu stratejisini değerlendirdi

 

 

 

The Middle East Media Research Institute (MEMRI)

 

 

29 Mart 2016 günü, Rus hükümetinin finanse ettiği düşünce kuruluşu Rusya Uluslararası İşleri Konseyi (RIAC), kuruluşun genel müdürü Andrey Kortunov ile yapılmış bir röportajı yayınladı. Röportajda Kortunov, Rusya'nın Suriye'nin bölünmesine karşı olduğunu savunuyor. Suriye krizine getirilebilecek muhtemel bir çözümün, bir yandan ülkenin toprak bütünlüğü ilkesine saygı gösterirken diğer yandan da Suriye'deki etnik, dini, bölgesel ve siyasi gruplar için “yeterli otonomiyi” güvence altına alacak bir  "asimetrik federasyon" olabileceğini ileri sürüyor. Kortunov ayrıca, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Rusya'nın uydusu olmadığı gibi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kişisel dostu da olmadığını ifade ediyor. Ona göre Rusya daha ziyade, otoriter bir devlet “çökmüş” bir devletten daha iyi olduğu için, Esad'ı ve rejimini yalnızca Rusya'da kaosu önlemenin bir aracı olarak görüyor. Kortunov, Suriye'nin Güney Kafkaslar'a ve Orta Asya'ya olan yakınlığı nedeniyle Rusya'nın Suriye'nin ikinci bir Libya olmasını istemediğini söylüyor.  

 

Amerika'nın Ortadoğu'daki rolü konusunda ise Kortunov, Rusya'nın ABD'yi bölgeden çıkarmakta bir çıkarının olmadığını vurguluyor. Bu yaklaşıma göre Rusya küresel bir oyunu olmak istiyor, fakat diğer taraftan da Ortadoğu'daki “bir sonraki hegemonik güç” olarak ABD'nin yerini alacak “kaynağa da, bu yönde çıkara da” sahip değil. Kortunov tersine Rusya'nın bölgede ABD'ye ihtiyaç duyduğunu vurguluyor, zira Washington Arap dünyasından çekilirse, arkasında hem Batı'ya hem de Rusya'ya düşman olan radikal köktenci güçler tarafından doldurulacak bir boşluk bırakması muhtemel. Son olarak Kortunov, İran'ın rolünün Ortadoğu'nun geleceğinin şekillendirilmesindeki belirleyici faktörlerden biri olduğunu ileri sürüyor.  Kortunov Rusya-İran ilişkilerinden bahsederken, her ne kadar bu ilişkileri Batı karşıtı bir temelde inşa etmek her zaman “cezbedici” olsa da, bunun “istikrarlı ve güvenilir bir temel” olamayacağını kabul ediyor ve Rusya ile İran'ın bunun yerine bölgesel meselelerdeki – Hazar Denizi meseleleri, Afganistan ve Orta Asya dahil – işbirliğini geliştirmesi gerektiğini savunuyor.

 

Kortunov'la yapılan röportaj daha önce Farsça olarak, İranlı araştırma enstitüsü İran Avrasya Araştırma Enstitüsü'nün (IRAS) web sitesinde yayınlandı.[1] Aşağıda, Kortunov'la yapılan röportajın 29 Mart'ta RIAC web sitesinde yayınlanan İngilizce versiyonundan seçili parçalar sunulmaktadır (anlaşılırlık sağlamak için metinde hafif düzenlemeler yapılmıştır).[2]

 


"Ortadoğu'da otoriter devletlerin olması, çöken devletlerin olmasından iyidir"

 

Soru: "Suriye'deki Rus askeri varlığı, Rusya'yı Ortadoğu'da merkezi bir oyuncu haline getiriyor. Rusya Ortadoğu'daki rolünü nasıl tanımlıyor?"

 

Andrey Kortunov: "…Rusya Sünni-Şii ihtilaflarında taraf olmaktan kaçınıyor ve bölgede dini hoşgörüyü ve azınlık haklarına saygıyı savunanları destekliyor.  2011-2012'deki Arap Baharı, bölgedeki pek çok temeli değiştirdi… Arap Baharı başlangıçta Batı'da pek çok kişi tarafından büyük umutlarla, hatta coşkuyla karşılandıysa da, Rusya'da siyasi ana akım en başından beri süregiden bölgesel dönüşümün muhtemel sonuçları hakkındaki derin şüphelerini ve kaygılarını ifade etti. Dahası Arap Baharı Moskova tarafından sıklıkla, amacı ‘kontrollü kaos' stratejisi izleyerek Arap dünyası üzerinde daha fazla kontrol elde etmek olan, uzun vadeli bir Batı (ağırlıklı olarak ABD) komplosu olarak görüldü…  Libya'daki geçişin başarısız olması, Moskova için ders çıkarılan önemli bir deneyim oldu. Bu deneyim Rusya'nın siyasi yapısı içindeki muhafazakar kanadı sağlamlaştırdı ve liberal muhalefeti neredeyse susturdu. Libya'dan sonra Rus yetkilileri Ortadoğu'ya yönelik yeni yaklaşımlarını formüle etti ki bu yaklaşım, şu şekilde özetlenebilir: Birinci olarak Ortadoğu'da otoriter devletlerin varlığı, kendilerini önceleyen (ve çoğu zaman ülke dışından planlanan, finanse edilen ve kışkırtılan) halk ayaklanmalarının ardından oluşan çöken devletlerin varlığından daha tercihe şayandır. İkinci olarak Batı'nın niyetlerine ve taahhütlerine güvenilmemelidir; Batı, bölgedeki kadim müttefiklerini ve dostlarını (örneğin Mısır'daki Mübarek) kolayca ‘satabilir'… Üçüncüsü, eğer Rusya köşesine çekilip Arap Baharı'nı kenardan izlerse, Arap dünyasında meydana gelen kaos, istikrarsızlık ve terörizm eninde sonunda Rusya sınırlarına sıçrayacak ve elbette Rusya'nın bölgedeki etkisini kaybetmesine yol açacaktır. Bu yeni yaklaşımın pratikteki uygulaması elbette, Moskova'nın Suriye'deki iç savaşa müdahil olması oldu. Bu kanlı ve uzatmalı çatışmada Moskova, Batı'nın konsolide pozisyonu olarak algılanan şeye karşı çıkmaya hazır olduğunu göstermekten fazlasını yaptı. Kremlin, 1979'daki Afganistan müdahalesinden beri ilk kez eski Sovyetler Birliği sınırlarının dışında askeri güç kullandı. İlk kez bir Rus savaş uçağı NATO üyesi bir ülke [Türkiye] tarafından düşürüldü. İlk kez Rusya, Arap dünyasının orta yerindeki geniş kapsamlı bir savaşta merkezi bir oyuncu oldu.”

 

Soru: "Suudilerin Ortadoğu'daki hedeflerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu amaçlar ne ölçüde Rusya'nın bölgedeki çıkarlarının ‘lehine veya aleyhine'dir? Rusya ve Suudi Arabistan Ortadoğu'nun geleceği hakkında bir anlaşmaya varabilir mi?"

 

Kortunov: "...Moskova ve Riyad arasındaki ilişkiler her zaman karmaşık olmuştur; Rusya Suudi Arabistan'ı Suriye'de militan radikal İslami grupları desteklemekle suçlarken, Suudiler devamlı olarak Rusya'nın Şam'daki Beşar Esad rejimine verdiği desteğe karşı çıktı. Ancak çakışan çıkarlar da mevcuttur:  hem Rusya hem de Suudi Arabistan Suriye'nin bölünmesi planlarına karşı çıkıyor ve her ikisi de bölgedeki mevcut devlet krizi konusunda kaygı duyuyor. Bir diğer ortak çıkar noktası ise enerji fiyatlarında daha fazla kontrolsüz düşüş olmasını önlemektir. Suriye'deki duruma dönük yaklaşımda büyük farklar baki olsa da, yakın zamanda Rusya ve Suudi Arabistan liderleri arasında daha aktif bir etkileşime tanık olduk. Kişisel tahminime göre Ortadoğu'nun geleceği hakkındaki bir Rus-Suudi anlaşmasının çok taraflı bir formatta olması, ikili ilişiler çerçevesinde olmasından daha muhtemeldir."

 

Suriye krizine muhtemel bir çözüm, bir taraftan ülkenin toprak bütünlüğüne saygı gösterirken diğer taraftan yeterli otonomiyi güvence altına alacak bir "asimetrik federasyon" olacaktır

 

Soru: "Rusya ve Türkiye arasında yaşanan ve güçlü iki taraflı ticaret bağlarını ve ekonomik işbirliğini etkileyen son olaylardan hareketle, Rusya-Türkiye ilişkilerinin geleceğini nasıl öngörüyorsunuz?”

 

Kortunov: "İki ülke arasındaki krizin uzun zamandır geliştiğini ve  SU-24 uçağının düşürülmesinin yalnızca bardağı taşıran son damla olduğunu iddia edeceğim. Yıllardır Ruslar ve Türkler birbirlerini, ihtilaflı ve patlamaya hazır siyasi meselelerde ‘ortaklaşmama konusunda ortaklaşabileceklerine' ikna etmeye çalıştı… Yıllar boyunca  Kafkaslar, Ortadoğu, İran, Ukrayna, NATO, BMD [Balistik Füze Savunması], doğalgaz boru hatları gibi meseleler hakkındaki ciddi anlaşmazlıklar hasıraltı edildi. Fakat bu karşılıklı ikiyüzlülük ebediyen devam edemezdi. Bir anlamda, şu andaki kriz yalnızca Rusya ve Türkiye arasındaki stratejik ortaklık kavramının kağıt üstünde kalması nedeniyle yaşanabildi… Taraflardan biri veya diğeri ilişkileri onarmak için ne yapabilir? Bu soruyu yanıtlamadan önce kendimize başka bir şey sormamız gerekir: yakın gelecekte ne sunamayız? Öncelikle, herhangi bir yakın zamanda karşılıklı güveni yeniden tesis edemeyiz: iki ulusal lider ve Moskova'daki ve Ankara'daki siyasi elitler arasındaki güven tamamen kırılmıştır. İkinci olarak, iki ülke arasında herhangi türden bir stratejik uzlaşıyı, yahut bir Rusya-Türkiye “Büyük Pazarlığı”nı gerçekçi bir şekilde tartışamayız. Karşılıklı güvenin ve stratejik derinliğin olmadığı koşullarda, Putin'in ve Erdoğan'ın karşılıklı olarak birbirinin günahlarını bağışlaması fikri gülünçtür. Üçüncü olarak, karşılıklı husumet döngüsünün giderek hızlandığının ve her iki tarafın da bu ivmeyi tersine çevirmek bir yana onu yavaşlatmak için bile ciddi zaman ve enerji harcamak zorunda olacağını tam manasıyla anlamamız gerekir…

 

Sorun nerede ise çözümü orada aramamız gerekir. Bugün Rusya ve Türkiye arasındaki en kritik anlaşmazlık sebebi – bütün öteki anlaşmazlıkların ve ihtilafların yanında – Suriye'nin geleceğidir. Rusya kendini Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasına adamışken, Türkiye kendini Suriyeli Türkmenlerin ve Şam karşıtı öteki Türkiye yönelimli grupların geleceğinden sorumlu hissediyor. İran ve Körfez devletleri dahil bir dizi harici aktör de çeşitli Suriyeli grupları koruma konusunda kendi çıkarlarına ve iddialarına sahip. Ben ‘yumuşak bölünme' terimini sevmiyorum, zira bu terim ‘yumuşak' sıfatından ziyade ‘bölünme' ismini vurguluyor. Fakat Suriye bilmecesine getirilebilecek potansiyel bir çözüm, ülkenin toprak bütünlüğü prensibini sorgulamayacak, ancak Suriye'deki etnik, dini, bölgesel ve siyasi gruplar için, komşu ülkelerle olan geleneksel bağlarını korumak da dahil olmak üzere yeterli otonomiyi güvence altına alacak bir ‘asimetrik federasyon' kavramı ile bağlantılı olabilir. 'Asimetrik federasyon' kavramı, yalnızca Rusya ve Türkiye arasında değil, aynı zamanda Suriye çatışmasına dahil olan bütün büyük oyuncular arasında bir uzlaşı platformu olabilir. Eğer Suriye'nin geleceği konusunda ortaklaşırsak, öteki yakıcı meselelere doğru ilerlemek çok daha kolay olacaktır.”

 

Soru: "Bazıları Rusya'nın dünyanın farklı yerlerinde tehditleri caydırmak ve kendi çıkarlarını emniyet altına almak için sert güç kullandığını söylüyor. Böyle bir yaklaşım ne kadar etkilidir?"

 

Kortunov: "Rusya, Başkan Putin yönetimi altında sert güç kapasitelereni onarmak ve geliştirmek için kaydadeğer kaynak yatırımı yaptı. Şimdi önemli güç yansıtma kapasiteleri olan devasa bir askeri potansiyele ve güvenilir bir nükleer caydırıcıya sahip. Rusya yakın zamanda edindiği kapasitelerden bazılarını Suriye çatışmasında başarılı bir şekilde test etti. Şu andaki ekonomik zorluklara rağmen Rus silahlı kuvvetlerinin geniş ölçekli modernizasyonu büyük ölçüde planlanan takvimde devam etmektedir. Rusya halen büyük bir küresel silah ihracatçısıdır, Amerika Birleşik Devletleri'nin ardından ikincidir… [Ancak,] becerikli diplomasi sert güçten daha az önemli değildir. Rusya halen, yumuşak gücü en etkili şekilde nasıl kullanacağını öğrenmektedir.  

 

Beşar Esad hiçbir zaman Moskova'nın uydusu da, Putin'in dostu da olmamıştır

 

Soru: "Kremlin'in Suriye'nin geleceği hakkındaki planı nedir? Ne türden bir Suriye Rusya için iyidir ve Rusya Suriye'deki misyonunu hangi koşullarda bitirebilir?"

 

Kortunov: "Batılı uzmanlar ve Kremlin gözlemcileri Rusya'nın Suriye'deki stratejisini analiz ederken, genellikle Moskova'nın bu çatışmada peşinden koştuğu varsayılan üç amacı sıralamaktadır. Bunlardan birincisi bölgedeki Rus uydusunu – Beşar Esad'ı ve rejimini – kurtarmak, ikincisi ABD'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu mümkün olduğu ölçüde azaltmak, üçüncüsü ise İslam dünyasını bölen mezhep çatışmasında Sünnilere karşı Şiileri desteklemek olarak tanımlanmaktadır. Bana göre bu varsayılan amaçların üçü de sorgulanabilir. Öncelikle Beşar Esad hiçbir zaman Moskova'nın uydusu olmamıştır ve Vladimir Vladimir Putin'in kişisel dostu da değildir... Beşar Esad'ın Moskova'da, bir zamanlar Saddam Hüseyin'in olduğu gibi güçlü lobicileri yoktur. Ekonomik olarak Suriye'nin Rusya açısından taşıdığı önem, komşu Türkiye'nin, hatta Irak'ın taşıdığı önemden daha azdır. Rus yetkililer temel kaygılarının kişisel olarak Beşar Esad'ın geleceği değil, Suriye devletinin geleceği olduğunu söyledikleri zaman bu mutlaka Batı'yı kandırmaya çalışıyor oldukları anlamına gelmez. Güney Kafkaslar'a, Orta Asya'ya ve Rusya'nın kendisine çok daha yakın olan Suriye'de yeni bir Libya durumuyla karşılaşmak Kremlin'deki karar alıcıları için çekici bir seçenek olamaz.  Bu açıdan Beşar Esad ve rejimi, Suriye'de kaos ve anarşiyi önlemenin araçlarından başka bir şey değildir. Bu araçlar vazgeçilmez midir? Muhtemelen hayır. Fakat şu ana kadar ABD'nin ve partnerlerinin Şam'daki rejime karşı güvenilir bir alternatif olarak konsolide olmuş bir Suriye muhalefeti sunma çabaları Moskova'ya pek de ikna edici görünmemiştir.

 

İkinci olarak, Moskova'nın çaresizce ABD'yi Ortadoğu'dan atmaya çalıştığı fikri standart Soğuk Savaş mantığına gayet uygun olsa da, Rusya'nın bölgedeki son adımlarını ikna edici şekilde açıklamamaktadır. Eğer Washington temel rakipse, Rusya neden Suriye'deki kimyasal silahlar konusunda ABD ile birlikte çalışmayı veya İran nükleer dosyası konusunda Amerikalılarla işbirliği yapmayı önersin? Kremlin'deki karar alıcılar genel olarak Batı karşıtı ve ABD karşıtı olabilir, ama kesinlikle deli değillerdir. Rusya'nın Ortadoğu'daki bir sonraki hegemonik güç olarak ABD'nin yerini alacak kaynağa da, bunda bir çıkara da sahip olmadığını anlıyorlar. Ve eğer Washington Arap dünyasından gerçekten geri çekilirse, muhtemelen arkasında Batı'ya ve Rusya'ya eşit derecede düşman radikal köktenci güçler tarafından doldurulacak bir boşluk bırakacaktır. Rusya'nın bölgede ABD'ye ihtiyacı var; Ortadoğu'daki mevcut – 2003'teki Irak savaşıyla başlayan – politikalarının kötü tasarlanmış, kötü şekilde uygulanmış ve günün sonunda büyük ölçüde ters etki yaratmış olduğunu savunmasına rağmen.

 

Üçüncü olarak, Rusya'nın stratejisine ilişkin Sünni-Şii izahatı en iyi ihtimalle çizgisel ve şematiktir.  Öncelikle Şam ordusu yalnızca Şiilerden oluşmuyor ve Esad'ın tarafında savaşan pek çok Sünni de var. Rusya'nın Arap dünyasındaki en yakın partnerlerinden ve dostlarından biri, en büyük Sünni Arap ülkesi olan Mısır. Yirmi milyondan fazla Rusya Müslümanının çoğunluğu Sünni'dir ve Moskova'daki herhangi bir rejimin ülke dışında Sünnilere karşı Şiilerle yanyana gelmesi siyasi intihar olacaktır. Ancak Moskova IŞİD'e karşı savaşma kararlılığında olduğu için, saf askeri mantık onu, sahada en iyi savaşma kapasitesine sahip olan kimse onunla ittifak kurmaya itmektedir. Bir dizi nedenden ötürü Körfez'deki Sünni devletler ve diğer Sünni Arapların çoğu, ortak bir IŞİD karşıtı kampanyaya dişe dokunur kara gücü sağlayacak bir konumda değildir."

 

Soru: "Suriye çatışmasına bir son verilmesi öngörüldüğünde, Rusya ve İran Ortadoğu'daki stratejik işbirliklerini sağlamlaştırmaya istekli olacak mıdır? Gelecekte iki taraflı siyasi, ekonomik ve askeri diyaloğun geliştirilmesi konusundaki tavsiyeleriniz nelerdir? İki ülke enerji piyasasında nasıl işbirliği yapabilir?"

 

Kortunov: "Rusya, şu anda Suriye'de ve etrafında vuku bulan dramatik olaylarda öne çıkmayı başardı. Rusya'nın pozisyonları görmezden gelinemez ve Rusya'nın katılımı olmadan hiçbir çözüm mümkün değildir. Ancak Rusya'nın – veya bölge dışı güçlerden herhangi birinin – Ortadoğu'nun orta ve uzun vadeli gelişimindeki rolü abartılmamalıdır.  Bölge tarihte eşi görülmemiş bir toplumsal, ekonomik ve siyasi dönüşüm döngüsüne girmiştir ve bu dönüşümün en azından bu yüzyılın sonuna kadar devam etmesi muhtemeldir. Arap dünyasının geleceği büyük ölçüde, kendi bölgesel ağırlık merkezlerinin – örneğin Mısır veya Suudi Arabistan – başarılarına veya başarısızlıklarına bağlı olacaktır. Arap dünyasını etkileyen harici faktörlere gelince, deniz aşırı aktörlerin etkisi muhtemelen daha az belirgin hale gelecek, Arap olmayan komşu devletlerin (İran, Türkiye, İsrail) etkisi ise muhtemelen büyüyecektir. İran'ın rolü kesinlikle Ortadoğu'nun geleceğinin şekillenmesinde belirleyici faktörlerden biri olacaktır. Ve Rusya-İran ilişkilerinden bahsederken, ‘stratejik işbirliği'nin mevcut koşullarda onlar için gerçekten ne anlama geldiğini tanımlamamız gerekir. Bu ilişkileri Batı karşıtı bir temelde inşa etmek her zaman için – en azından Rusya tarafında – cezbedici olmuştur. Fakat bu istikrarlı ve güvenilir bir temel değildir. Ben Rusya ve İran'ın mevcut işbirliğinin bölgesel meseleleri – Hazar Denizi meseleleri, Afganistan ve Orta Asya dahil – de içine alacak şekilde kademe atlaması gerektiğini düşünüyorum. Biz ekonomik ortaklık için var olan potansiyeli kesinlikle az kullanıyoruz. Son olarak basit bir şekilde, birbirimizi şimdi olduğundan çok daha fazla tanımalıyız, bu ise eğitim ve araştırma alanında daha fazla teması ve daha fazla kültür ve sivil toplum alışverişini gerektirir."

 

 

www.medyasafak.net

 

Diğer haberler