Son Yazılar

MEHDEVİYET DOSYASI (4): Buhari ve Müslim'de İmam Mehdi hadisleri mevcut mudur? (1)

Medya Şafak 2.4.2019 12:01 EHL-İ BEYT OKULU
Bugün salavattan “Âlihi” kısmını atıp da “ve sellem”i ekleyenler Ümeyyeoğullarının sünnetine tabi olduklarını bilsinler. Emeviler için bir taraftan Âl-i Beyt’in lideri olan Ali’ye (a.s.) lanet edip diğer taraftan da “sallallahu aleyhi ve Âlihi” demek mümkün değildi.

 

 

Rahman Rahim Allah'ın adıyla, hamd Allah'a özgüdür. Salat ve Selam Allah'ın sadık elçisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), tertemiz Âl'ine, seçkin ve değerli sahabilerine olsun.

 

Allah'ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. Değerli izleyicilerimiz sizleri en güzel duygularla selamlıyoruz. “Utruhatü'l-Mehdeviyye” adlı programımızın yeni bir bölümüyle karşınızdayız. Programımızın başlığı Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Mehdi-i Muntazar şeklindedir. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'e hoş geldiniz diyoruz. Hoş geldiniz, safalar getirdiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!

 

Hoş bulduk.

 

Efendim, dostlar bize “Niçin bu konuyu seçiyorsunuz?” diye sorabilirler. Yani konuyla ilgili olarak diğer kaynaklarda mevcut hadisler Sahihayn'deki hadislerden daha fazla iken neden Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Mehdi-i Muntazar konusunu ele alıyorsunuz? Sahihayn'e niçin odaklanıyorsunuz?

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla ve O'nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a.) ve tertemiz Âl'ine olsun. Öncelikle değerli izleyicilerin programlar arasındaki bağı kaçırmamaları için şu hususa değinmek istiyorum. Önceki programlarda Mehdi-i Muntazar inancıyla ilgili bir şüpheden söz etmiştik. Şöyle ki Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Mehdi-i Muntazar ile ilgili hiçbir hadis geçmemektedir. Dolayısıyla bu hadislerin dayanak alınması mümkün olmadığı gibi ulema nezdinde de makbul değildir.

 

Bizler bu şüpheye cevap olarak konuyu iki düzlemde ele alacağımızı belirtmiştik. İlk düzlemde ele alacağımız konu şudur: Acaba gerçekten denildiği gibi Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de geçmeyen bir hadis dayanak olarak alınamaz mı? Allah'ın izniyle önceki programlarda bu konuya açıklık getirmiş, İmam Buharî ve İmam Müslim'in bütün hadisleri toplama gibi bir amaçlarının olmadığını kendi dillerinden aktarmış ve ortaya koymuştuk. Değerli izleyiciler İmam Buharî'nin 100.000 sahih hadis ezberlediğini ancak Sahihü'l-Buharî'de tekrarlar düştükten sonra 5000 dolayında hadisin kaldığını dile getirdiğimizi hatırlayacaklardır. Buna göre Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de geçmeyen binlerce hadis söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında Sahihayn'de geçmeyen bir hadis makbul değildir ve kanıt alınamaz türünde bir iddiayı ileri sürmek mümkün değildir.

 

İkinci düzleme gelince, gerçekten de Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Mehdi-i Muntazar ile ilgili hiçbir hadisin olmadığını sizlere kim söylüyor? Peki Sahihayn'e bu kadar odaklanmanın gerekçesi nedir? Öncelikle şu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Kimileri meseleyi şöyle tasvir ediyor: Eğer konuyla ilgili sahih veya hasen rivayetler mevcut olsaydı bunlar İmam Buharî ve İmam Müslim tarafından rivayet edilirdi. Yani bu rivayetler sahih seviyesinde değildir, zira Buharî ve Müslim'in eserlerine girmemişlerdir. İmam Buhari ve İmam Müslim Mehdilik inancı ile ilgili bu rivayetleri zikretmediklerine göre bu hadisler üst düzey sahih hadisler değildir. Bu iddiayı ele almak istiyorum. Esasında Mehdi-i Muntazar ile ilgili hadislerin Sahihayn'de varid olup olmadığına şimdilik değinmek istemiyorum. “Aşere-i mübeşşere” hadisleri gibi Sahihayn'de geçmeyen ancak ulemanın kanıt saydığı yüzlerce rivayet bulunmaktadır. Dolayısıyla rivayetlerin kabulü için Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de geçme gibi bir şart söz konusu değildir.

 

Öncelikle bu şüpheyi yaymaya çalışan âlimlerden ikisine ve eserlerine işaret etmek istiyorum.

 

İlki, İmam Muhammed Ebu Zehra'nın el-İmâmu's-Sâdık asrı eseridir.

 

Eserde “İmam Sâdık'ın İnanç Konularında Görüşleri” adlı bir başlık bulunmaktadır. Yazar şöyle diyor:

 

“Kimi Sünni bilginler ahir zamanda Mehdi'nin zuhuru hakkında ileri geri konuşmuşlardır. Bu akideye sımsıkı sarılıp bunu inanç sahasındaki eserlerine alan şahıslar bulunmaktadır. Mehdi inancı Sünenü Ebî Davud, Sünenü't-Tirmizî, Sünenü'n-Nesaî ve Sünenü İbn Mace gibi bazı sünen kitaplarında geçmektedir. Ancak Mehdi'nin isminin geçtiği rivayetler Sahihayn'de (Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de) mevcut değildir. Hadis sahasının âlimleri Mehdi'nin geçtiği haberler hakkında olumsuz konuşmuş ve bu haberlerin isnadlarını eleştirmişlerdir.”[1]

 

Öyleyse bu inanç herhangi bir öneme sahip olmayan tali meselelerdendir demek istiyor. Ona göre Mehdi'yi konu edinen hadisler de İmam Buharî ve İmam Müslim'in nakledebileceği bir sıhhat derecesine yükselememektedir.

 

Pasaja göre bu rivayetlerin hepsi eleştirilmiş, kusurlu bulunmuştur (cerhedilmiştir). Bu iddia Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bütün rivayetleri eleştiren İbn Haldun'un nazariyesinin neredeyse aynısıdır. İbn Teymiyye'ye gelince ise o bu rivayetlerin sahihliğine inanmaktadır. Muhammed Reşid Rıza ile Ahmed Emin el-Mısrî'nin nazariyeleri de yazarın nazariyesine yakındır. Dolayısıyla bu rivayetler Sahihayn'de geçmediğinden Ehl-i Sünnet'in sabit akidelerinden sayılması mümkün değildir. Bu şahsın iddiası bu şekildedir.

 

Değerli izleyiciler bu düşünceleri çağrıştıran ifadeleri Katar Şerîyye Mahkemesinin reisi Şeyh Abdullah Mahmud'dan da hatırlayacaklardır. Bu şahıs da aynı iddiayı ileri sürmüştü. Şahıs La Mehdiyye Yuntazar bade'r-Resuli Muhammedin Hayri'l-Beşer adlı eserinde şöyle demektedir:

 

“Âlimler Mehdi iddiasının esasının zayıflığı tahkik sonucu ortaya konulan hadislere dayandığını söylemişlerdir. Bundan dolayıdır ki Mehdi düşüncesi İmam Buharî ve İmam Müslim'in dönemlerinde yaygın olmasına rağmen onlar bu hadislerden hiçbirini tahric etmiş değildir. Rivayet etmemelerinin yegâne gerekçesi Mehdi ile ilgili hadislerin kendileri nezdinde sahih olmamasıdır. Sahih olduğu varsayılsa dahi dinin inanç boyutuna taalluk etmemektedirler. Bu rivayetlerin ifade ettiği yegâne husus Mehdi zikredilmeksizin ahir zamandaki olayları konu edinen hikâyeler olmasıdır.” [2]

 

Yani bu hadislerin hepsinin araştırma ve inceleme sonucunda zayıf olduğu anlaşılmıştır.

 

Pasaja göre bunlar kıssa türünden şeylerdir. Değerli izleyicilerin dikkatlerini şu hususa çekmek istiyorum. Televizyon kanallarına çıkan bazı kimselerin sözlerine bakın; “Mehdi hadisleri ahad haberlerdir, Sahihayn'de varid olmamıştır, bunlar hurafedir, güya sirdaptadır (bodrum) ve günümüze kadar orada yaşamaktadır” şeklindeki ifadeleri tekrar ettiklerini görürsünüz. İnsanın üzüldüğü nokta bu sözlerin ilmî kariyer sahibi oldukları iddia edilen şahıslardan çıkmasıdır. Sahabe Okulunun hangi ilmî eserinde İmam Mehdi'nin sirdapta olduğu geçiyor ki?

 

Bizler İslam âlimlerinin açıklamalarında geçen temel önemdeki ve mütevatir bir konu hakkında konuşuyoruz. Ancak bunlar Mehdilik inancını insanların düşüncelerinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. İnsanların bu inancın gerçeklikten uzak bir olgu olduğu düşüncesine kapılmalarını sağlamak için bu konuyu bir tür akılsızlık ve hurafe yönü bulunan bir mesele şeklinde sunmaya çalışmaktadırlar. Benim bu tür açıklamalarda bulunmamın gerekçesi bu sözlerin sahiplerinin taklid erbabı olduğu, hatta bir bölümünün ne dediğini bilmeyen insanlar olduklarının anlaşılmasını sağlamaktır. Esasında bunlar ne dediklerini bilselerdi sözlerinin Hz. Resulullah'ı (s.a.a.) reddetme anlamına geldiğini anlarlardı. Çünkü bu hadisler Resulullah'tan (s.a.a.) sahih ve mütevatir olarak aktarılmıştır. İlim erbabı olduğunu söyleyen bu şahıs/lar aslında cehalet ehli olarak nitelendirilmeyi daha çok hak etmektedirler. Sanki Allah-u Teâlâ'nın Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun (Haşr/7), O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahiyden başka bir şey değildir(Necm/3-4), De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Âl-i İmran/31) ilahi buyruklarını hiç duymamış gibi hareket ediyorlar. Bunlar ağızlarından çıkan şeylerin farkında olmayan kimselerdir. Bu konuyu Buharî ve Müslim açısından almamızın gerekçesi bunların meydana getirmek istedikleri kuşkuları gidermektir. Bunlar İmam Buharî ve İmam Müslim'de geçmeyen rivayetler hakkında “Bunlar zayıftır, azdır, sahih olarak nitelendirilebilecek bir seviyede değildir” türünde sözler söylemekte ve böyle bir algı oluşturmaya çalışmaktadırlar.

 

Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Mehdi-i Muntazar konusunu önemsememizin gerekçesi budur.    

 

Meramınız anlaşıldı efendim. Konunun özüne, “Mehdi” lafzına, “Muhammed b. el-Hasan” ifadesine geçelim.

 

Muhammed b. Hasan ifadesi hiçbir (Sünni) kaynakta geçmemektedir.

 

Muhammed b. Abdullah ismine geçelim öyleyse.

 

Aynı şekilde bu ifade de geçmemektedir. Onlar ismin bu olduğunu iddia etmekteler, yoksa ismin hadis mecmualarında bu şekilde geçtiğini söylemiyorlar. Açık bir şekilde şunu belirtelim ki mevzumuz Mehdi'nin kimliği değildir. İmam Mehdi'nin nesebi konusunu sonra ele alacağız. Şu an Mehdilik inancını ele almaya çalışıyoruz. Mehdi-i Muntazar'ın kim olduğu konusu ileride gelecektir.

 

Mehdi lafzı Sahihayn'de açıkça geçmekte midir?

 

Konu da budur zaten. Sahihayn'de Mehdi-i Muntazar ile ilgili hadislerin varlığını inkâr edenlerin bir bölümü buna dayanıyorlar. Genel bir şekilde şu iki hususa işaret etmek istiyorum.

 

İlki; Mehdi-i Muntazar Mehdi'nin (a.s.) ismi Sahihayn'de geçiyor mu? Yani kendisine Muntazar sözcüğüyle işaret edilen Mehdi Sahihayn'de mevcut mu?

 

El-cevap; Sahihü'l-Buharî çerçevesinde soruya cevap verecek olursak Mehdi-i Muntazar lafzı bu kitapta geçmemektedir. Şimdilik bunu belirteyim, daha sonra Mehdi isminin niçin geçmediğine daha sonra değineceğim. Şu anda piyasada mevcut olan Sahihü'l-Buharî baskılarında bu isimle karşılaşılmamaktadır. Eski basımlarında geçip geçmediğine gelince elimizde eski nüshalar bulunmamaktadır. Ben muhakkikleri Sahihü'l-Buharî'nin el yazımı nüshalarında Mehdi isminin geçip geçmediğini görmek için araştırmaya davet ediyorum. Çünkü böyle bir ihtimal mevcuttur. Sahihü Müslim ile ilgili oynamalar ileride gelecektir. Zira, Sahabe Okulunun büyün âlimlerinden Şeyh Buharî, Mehdi'yi et-Tarihü'l-Kebir adlı eserinde zikretmektedir. Sahihü'l-Buharî'de geçmediği doğruysa da telif ettiği başka eserlerde bu isim geçmektedir. Sahihü'l-Buharî'nin muhtasar (özet) bir eser olduğunu belirtmiştik.

 

İmam Buharî'den aktarılan söz konusu bu rivayet nasıldır? Çağdaş akademisyenlerden Doktor Abdülalim Abdülazim el-Bestevi, bunu Buharî'den şu şekilde nakletmektedir. Yazar 8. hadisi aktardıktan sonra şöyle diyor:

 

Ümmü Seleme'den rivayet edildiğine göre O şöyle demektedir: Mehdi benim ıtretimden ve Fatıma'nın neslindendir.

 

İmam Buharî bu hadisi Tarihü'l-Kebir adlı eserinde rivayet etmektedir.

 

Buharî Tarihü'l-Kebir adlı eserinde Abdünnessar b. Davud'dan, o er-Rakki Semma'dan… Onun da Hz. Peygamber'in zevcesi Ümm-ü Seleme kanalıyla Hz. Resulullah'tan (s.a.a.) rivayet ettiğine göre O şöyle buyurmuştur: Mehdi haktır. O, benim ve Fatıma'nın neslindendir.[3]

 

Üzücü olan nokta Hz. Resulullah'ın (s.a.a.) hanımları arasında ayrımcılığa gidilmesidir. Hanımlarının hepsi “ümmü'l-müminin” (müminlerin annesi) oldukları halde bu tabir bazıları için kullanılırken bir bölümünde kullanılmamaktadır. Uydurma olan hususlardan biri de -bu konuyu “Mutarahatün fi'l-Akide” adlı programda ele alacağız- Ümeyyeoğulları tarafından ihdas edilen “halü'l-müminin” (müminlerin dayısı) ifadesinin sadece Muaviye hakkında kullanılmasıdır. Başka hiç kimse hakkında “ammü'l-müminin” (müminlerin amcası) veya “ammetü'l-müminin” (müminlerin halası) ifadesi kullanılmış değildir oysa. Sadece Muaviye için bu ifade kullanılmaktadır. Esasında ulema, bu nesebin veya unvanın başkası için kullanılmasının mümkün olmadığını açıkça dile getirmiştir. Yani müminlerin annelerinden birisinin kardeşi, kız kardeşi veya amcası var diye bu unvan onlar için kullanılamaz. Bu kullanım sadece Muaviye'ye özgüdür ki bunun da Ümeyyeoğullarının uydurmalarından olduğunu görmekteyiz.

 

Demek ki İmam Buharî Mehdi ile ilgili hadis/ler/i Sahihü'l-Buharî'de rivayet etmemişse de başka eserlerinde aktarmıştır.

 

Yazar adres olarak et-Tarihü'l-Kebir'i (c. 2, s. 346) gösteriyor. Ben bu kaynaktan naklettim ki kimse kaynak nerededir diye itirazda bulunmasın. Şu an eserde geçen ölçütleri ele almıyoruz. İmam Buharî, Sahih'inde kullandığı ölçütlerin aynısını Tarihü'l-Kebir'de kullanmamıştır. Bunu İmam Buharî'ye yönelik bir eleştiri olarak görmeyiniz. “Sahihü'l-Buharî'ye alınan rivayetler ile Tarihü'l-Kebir'deki rivayetlerin ölçütleri aynı değildir” şeklindeki bir itirazla karşı karşıya kalmamak için bunu dile getirdim.

 

Sahihü Müslim'e geçelim. Öncelikle değerli izleyicilere elimizdeki Sahihü Müslim nüshalarında Mehdi-i Muntazar'ın isminin geçmediğini belirtmek istiyorum. Yani “Mehdi-i Muntazar” olarak ifade edilen Mehdi'nin ismi geçmemektedir. Gerçekten durum bu şekilde midir yoksa bunda da mı ihtilaf vardır?

 

Cevaben deriz ki mesele etrafında üzücü ve şaşılacak bir tablo bulunmaktadır. Tarih boyunca yapılan ilmî hıyanetleri nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Bu konu da ilmî hainliklerin yapıldığı örneklerdendir. Elimizde bulunan Sahihü Müslim baskılarında Mehdi ismi geçmemektedir. Ancak bu kitaptan aktarımda bulunan âlimlerin açıklamalarına baktığımızda durum farklıdır. Acaba onların ellerinde bulunan Sahihü Müslim nüshalarında ve baskılarında Mehdi ismi geçiyor mu yoksa geçmiyor mu? 

 

Bu meseleyi ele alıp incelemek istiyoruz.

 

Ele alacağımız ilk kaynak İbn Hacer el-Heytemî'nin (h. 973) es-Savaiku'l-Muhrika adlı eseridir. İbn Hacer el-Heytemî'nin Şii olduğunu iddia edecek kimsenin olabileceğini düşünemiyorum.

 

Yazar Hz. Peygamber'in (s.a.a.) Hz. Ali ve Hz. Fatıma için yaptığı “Allah'ım! O'nu (Fatıma'yı) ve zürriyetini rahmetinden kovulmuş Şeytan'ın şerrinden (korunmaları için) sana sığındırırım” şeklindeki duayı aktardıktan sonra şöyle der:

 

“Gerçekten Peygamber'in (s.a.a.) bu duasının bereketi, her ikisinin neslinde zahir oldu ki, o nesilden şimdiye kadar nice evliya gelmiştir ve nicesi de ileride gelecektir.”[4]

 

İnşallah “Mutarahatün fi'l-Akide” adlı programımızda salavattan “Âlihi” (Âl'i, Ehl-i Beyt'i üzerine) lafzının atılmasının Emevilerin icraatlarından olduğunu ortaya koyacağız. Yoksa sahih rivayetlerin hepsinde “Âlihi” ifadesi mevcuttur. Bugün “Âlihi” kısmını atıp da “ve sellem”i ekleyenler Ümeyyeoğullarının sünnetine tabi olduklarını bilsinler. Peygamber'in (s.a.a.) Âl'ini salat ve selama katmayan kimse Resulullah'ın sünnetine değil Ümeyyeoğullarının sünnetine tabi olmuştur. Emeviler için bir taraftan Âl-i Beyt'in lideri olan Ali'ye (a.s.) lanet edip diğer taraftan da “sallallahu aleyhi ve Âlihi” demek mümkün değildi. Muaviye gibi münafıklığında kuşku bulunmayan bir şahsın -Hz. Resulullah (s.a.a.) Ali'yi sevmeyen kimseyi münafık olarak nitelendirmektedir- müminlerin dayısı konumuna nasıl getirildiğini havsalam almıyor doğrusu! Biz onu “müminlerin dayısı” olarak kabul etmez, nifakın açık örneklerinden sayarız.

 

Bu şahsın namaz kılarken salavat getirip getirmediğini bilmiyorum. Ama namaz kıldığında teşehhüdde ne yapıyordu acaba? Âl'e salavat getirmek vaciptir. Bir yerde İmam Ali'ye (a.s.) lanet ederken namaz kıldığında ise O'na salat edecek, bu nasıl bir çelişki! İmam Ali'nin Âl-ı Beyt'ten oluşunda farklı görüş ileri süren tek bir âlim bilmiyorum. Gerçi Hz. Peygamber'in hanımlarının Âl-ı Beyt ve Ehl-i Beyt kavramının kapsamına girip girmediğinde görüş ayrılığı varsa da İmam Ali'nin (a.s.) Ehl-i Beyt'ten ve Âl'den oluşunda ihtilaf yoktur.

 

Yazar devamında şöyle diyor:

 

O nesilden ahir zamanda gelecek İmam Mehdi'den başkası olmasaydı bile, bu, Peygamberimizin (s.a.a.) onlara ettiği duanın bereketinin hâsıl olduğuna yine de kâfi bir delildir. Eserimizin bu bölümünün ikinci kısmında, ahir zamanda Mehdi'nin çıkışını müjdeleyen birçok hadis-i şerif gelecektir. Müslim, Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace, Beyhakî ve daha başkaları­nın da rivayet ettiklerine göre, Peygamber'in (s.a.v.) “Mehdi benim neslimdendir. Fatıma'nın evlâdındandır” şeklinde buyurduğu hadis de bunlardandır.[5]

 

Görüldüğü üzere İbn Hacer el-Heytemî Hz. Mehdi için “imam” ifadesini kullanıyor. Bu, Mehdi-i Muntazar'ı imam olarak tanımlayan okuduğumuz ilk pasajdır. Şu ana kadar İmam Mehdi hakkında imam sözcüğünü kullanan başka bir metin okumadık. Bundan sonra İmam kelimesini kullanacağız. Demek ki sadece Mehdi-i Muntazar “inancı” değil, İmam Mehdi-i Muntazar “ifadesi” de Şia'ya özgü değildir. Hiç kimse bize yazar “imam” lafzını Şia'ya tabi olarak kullanmıştır demesin. Zira eserin ismi bile “Şia ve Dalalet Ehline Reddiye” ifadelerini içermektedir.

 

Şimdi değerli izleyicilerimizden âlim ve aydın olanlara bir çağrımız var. Lütfen böyle bir nassın Sahihü Müslim'de mevcut olup olmadığını görebilmek için esere müracaat etsinler. Bakın işte ilmî emanete sadakatlerini görün.

 

“İbn Hacer el-Heytemî Müslim'in ismini eserine yanlışlıkla almış olabilir. Çünkü Müslim eserinde böyle bir rivayet zikretmemektedir” şeklinde bir itiraz gelebilir. Ama problem değil. Zira diğer bir kaynağa, Allame Muttaki el-Hindî'nin (h. 975) Kenzü'l-Ummâl adlı eserine bakacağız. Yazar şöyle diyor: Mehdi benim neslimdendir.  Fatıma'nın evladındandır. (d.m.) Ümmü Seleme. [6]

 

Yani bu rivayet Ümmü Seleme'den rivayet edilmiştir. Peki “d. m.” rumuzu neyi ifade etmektedir?

 

Yazar eserinin önsözünde şöyle diyor: “Bu eseri el-Camiü's-Sağir min Hadisi'l-Beşiri'n-Nezir olarak isimlendirdim… Nebevi hadislerin hepsini derleyip toparlamayı amaçladım. Eserde kullanılan semboller şunlardır: Ha: Buharî, mim: Müslim, Kaf: Sahiheyn ve dal da Ebu Davud'dur.”[7]

 

Bunların ifade ettiği anlam anlaşıldı. Yani yukarıda geçen rivayeti Ebu Davud ve Müslim Ümmü Seleme'den tahric etmişlerdir.

 

Soru; Savaiku'l-Muhrika ve Kenzü'l-Ummal adlı eserlerin müellifleri şaşırmış olabilir şeklinde bir itiraz gelebilir. Yine problem değil.

 

Bir üçüncü kaynağa, Şeyh Hasan el-Adevî el-Hamzavî'nin (h. 1303) Meşârikü'l-Envâr adlı eserine başvuracağız. Eser taş basımdır.

 

2. Bölüm: Mehdi ve O'nun İmam Hasan'ın mı yoksa İmam Hüseyin'in mi soyundan olduğu, nerede huruc edeceği ve kendisine iki defa biat edileceği hakkındadır.[8]

 

İnşallah İmam Mehdi'nin İmam Hasan'ın mı, İmam Hüseyin'in mi yoksa her ikisinin soyundan mı olduğu konusunu ileride ele alacağız. Çünkü bu konuda görüş ayrılığı bulunmaktadır. İmam Mehdi'nin nesebini ileride etraflıca inceleyeceğiz.

 

Yazar şöyle diyor:

 

Cumhurun ittifakıyla İmam Mehdi, Hz. Fatıma'nın (a.s.) soyundandır. Müslim, Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace, Beyhakî ve diğer muhaddislerin tahric ettiği hadiste “Mehdi benim neslimdendir. Fatıma'nın evlâdındandır” diye geçmektedir.

 

O'nun Fatıma'nın soyundan olduğu anlaşılmaktadır. Demek ki bu hadis Sahihü Müslim'de de mevcuttur. Ey insanlar ve âlimler, ey aydınlar ilmî emanet duygusunu görebiliyor musunuz? Konuya ilişkin hiçbir not düşmüyorum. İslam âlimlerinden bir grubun “Mehdi benim neslimden, Fatıma'nın evlâdındandır” şeklindeki hadisin Sahihü Müslim'de geçtiği yönündeki açıklamaları birbirleriyle paralellik arz etmektedir. Ancak Sahihü Müslim'in defalarca basılmış elimizdeki baskılarında böyle bir hadise rastlanmamaktadır.

 

Bunun gibi nice meseleler bulunmaktadır. Değerli izleyiciler önceki programlarda İbn Arabî'nin Futuhâtü'l-Mekkiyye adlı eserinin yeni baskılarını ele aldığımızı hatırlayacaklardır. Bu yeni basımlarda oynamalar söz konusudur. Biz Şârânî'nin el-Yevâkît ve'l-Cevâhir adlı eserden Futuhâtü'l-Mekkiyye'de geçtiği söylenen bir ibareyi burada alıntılamış ve yeni baskılarıyla karşılaştırmıştık. Şimdi konumuzu oluşturan Meşârikü'l-Envâr adlı eserde de Şeyh İbn Arabî'nin sözünün aynısı aktarılmaktadır. Şeyh Hasan el-Hamzavî şöyle der:

 

“Şeyh, kutub, seyyidim Muhyiddin İbn Arabî Futuhât'ta şöyle der: Mehdi'nin zuhur etmesinin zorunlu olduğunu bilin... Mehdi, Hz. Resulullah'ın  (s.a.a.) soyundan ve Fatıma'nın (r.a.) evladındandır. Dedesi Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib'dir. Babası, Ali b. Ebi Talib'in oğlu, İmam Hüseyin'in oğlu, İmam Zeynulâbidin'in oğlu, İmam Muhammed Bâkır'ın oğlu, İmam Cafer-i Sâdık'ın oğlu, Musa Kâzım'ın oğlu, İmam Ali Rıza'nın oğlu, İmam Muhammed Takî'nin oğlu, İmam Ali Nakî'nin oğlu İmam Hasan Askerî'dir…”[9]

 

Temel bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim gibi eserleri incelemek isteyenler çeşitli nüshaları göz önüne almalıdır. Özelikle son dönemlerde basılan eserlerde oynamalar ve değiştirmeler baş göstermeye başladı. Hele bir de hadisin konusu Ümeyyeoğulları ve Emevî din anlayışıyla ilgiliyse bu tahrifler daha fazla gerçekleşmektedir. Yani yayınevleri Ümeyyeci din anlayışını savunmak için cümlelerin bir bölümünü veya bazı kelimelerini atmak ya da cümleler arasında takdim-tehir etmek suretiyle eserlerle oynamaktadırlar. Dolayısıyla eski baskılara müracaat etmek ve bu nüshaları korumak gerekmektedir. Aksi takdirde 50 yıl sonra muhtasar ve tehzib adı altında eldeki bu nüshalara neler yapılacağını bilemiyoruz. Belki de hakikatlerin birçoğu bu şekilde zayi edilecektir.

 

Efendim Mehdi sözcüğünün Sahihayn'de geçmediğini ifade ettiniz. Peki bu kavramı akla getiren, aynı anlama gelen ve buna işaret eden başka ifadeler var mıdır?

 

Mehdi'ye veya O'nunla bağlantılı işlerden herhangi birine işaret eden ifadeler mevcut mudur? Bize hiç kimse “Mehdi için niçin ‘İmam' diyorsunuz?” diye itirazda bulunmasın. “İmam Mehdi” ifadesini İbn Hacer el-Heytemî'nin kullandığını yukarıda görmüştük. İbn Hacer'in Şii olmadığını da belirtmiştik. Kimse bize bu adam Şiilikle itham edilmiştir demesin, zira Şiilikle itham edilen bir şahıs değildir. Ancak bu tür rivayetleri aktarmak Şii veya Rafızi olmayı gerektiriyorsa o başka. Nitekim biz Ümeyyeci din anlayışının eğilimin Ehl-i Beyt'in faziletlerini ve menkıbelerini zikreden herkesi Şiilik, zalimlik ve Rafızilikle itham etmek olduğunu biliyoruz.

 

Doktor Salim'in (sunucunun) sorduğu sorunun cevabına geçelim. Öncelikle şuna işaret etmek istiyorum. Bu ve bundan sonraki programlarda yapacağımız, İmam Mehdi-i Muntazar'ın durumunu açıklayan hadislerin beyanına yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Şimdi İmam Mehdi-i Muntazar'ı ele alıyoruz. Bize siz Şia nezdindeki Mehdi-i Muntazar'ı ele alıyorsunuz şeklinde bir itirazda bulunulmasın. Hayır asla. Biz İslam âlimlerinin açıklamalarının paralellik gösterdiği İmam Mehdi-i Muntazar konusunu ele alıyoruz. Mehdi meselesi çerçevesinde görüş ayrılığını teşkil eden konular O'nun nesebi, masumiyeti ve hayatta oluşudur. Bu son konularda ulema arasında görüş ayrılığı gerçekleşmiştir. Bu son üç konuyu bir tarafa bırakalım ve şimdilik bunlara girmeyelim. Geriye kalan konular mütevatirdir ve haklarında ittifak vardır.

 

Mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir olmadığını iddia edenlere meydan okuyorum. Genel bir şekilde konuşuyor ve genel asıllar ve dayanaklar çerçevesinde Mehdilik meselesini ele alıyoruz. Bu konunun detaylarına girmiyoruz ki kimse bu detaylarda görüş ayrılığı vardır demesin. Biz, tevhid inancı gibi Mehdilik inancı çerçevesinde ana hatlarıyla konuşuyoruz. Tevhid akidesinin zorunlu inançlardan oluşunda İslam âlimleri arasında ittifak bulunmaktadır. Bu inancın mütevatir konulardan olduğu noktasında herhangi bir görüş ayrılığı ve kuşku yoktur. Cahil veya kalplerine Ümeyyeci din sevgisi yerleşen kimseler hariç bu asıllardan hiçbirisi hakkında görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

 

Değerli izleyicilere söz veriyorum ki bu akşamki programdan başlayarak Mehdi'nin kimliğini, ne zaman zuhur edeceğini, şahsi özelliklerini, zuhur şartlarını bizlere açıklayan rivayetleri, hadis ve nassları ele alacağız. Bu konularda Ehl-i Beyt Okulunun eserlerinden herhangi bir nakilde bulunmayacak ve Sahabe Ekolünün asli kaynaklarında geçen hususlara dayanacağız.

 

Öncelikle değerli izleyicilerin dikkatlerini Mehdi-i Muntazar akidesi hakkında varid olan sahih hadislere çekmek istiyorum. Bu hadislerin genel bir şekilde iki kısma ayrılıp incelenmesi mümkündür. İsmi geçmese de Mehdi ile ilgili ve bağlantılı konular Sahihayn'de geçmekte midir şeklindeki sorunuza cevap vermeden önce şu hususa değinmek istiyorum. Konuyla ilgili rivayetler ikiye ayrılıyor:

 

İlk kısım; açık bir şekilde Mehdi'nin zikredildiği eserler, hadis, nass ve rivayetlerdir. Yani İmam Mehdi'nin isminin açıkça geçtiği rivayetler. Bu konudaki rivayetler ileride de ortaya konulacağı üzere onlarca belki yüzlercedir. Ben yüzlercedir dediğimde bana bunların hepsi sahih değildir denmesin. Sahabe Okulunun dayanaklarına göre bunların bir bölümü sahih, bir bölümü hasen, evet bir bölümü de zayıftır. İleride nassların bu üçlü taksimi gelecektir. Biz sahih, hasen ve zayıf hadis denildiğinde ne kastedildiğini ortaya koymaya çalışacağız.

 

İkinci kısım rivayetler Mehdi isminin açıkça geçmediği ancak sadece Mehdi-i Muntazar'a yorulabilecek fiillere işaret eden rivayetlerdir. Örneğin rivayetlerin birçoğunda Deccal'ın zuhur edeceği geçmektedir. Deccal'in zuhuru ancak Mehdi-i Muntazar'ın döneminde ancak mümkündür. Onu öldürecek ve işini bitirecek olan kişi Mehdi-i Muntazar'dır. Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de Deccal'in hurucunu konu edinen bu rivayetler kesin bir zorunluluk ile Mehdi-i Muntazar'ı da konu edinmektedir. Deccal'in öldürülmesi Mehdi'nin işlerindendir. Bir diğer örnek; rivayetler İsa'nın (a.s.) yeryüzüne inip bu ümmetten bir imamın arkasında namaz kılacağını belirtmektedir. Bu İmam ise Hz. Mehdi'dir. İslam âlimlerinin ittifakıyla İsa (a.s.) ancak İmam Mehdi'nin (a.s.) arkasında namaz kılacaktır. Sahihü'l-Buharî veya (elimizdeki) Sahihü Müslim'de doğrudan İmam Mehdi'yi zikreden bir rivayet yoksa da sadece İmam Mehdi'ye yorumlanabilecek rivayetler içermektedir. Bu da diğer kısımdır.

 

Aziz canlar Sahihü'l-Buharî'de İmam Mehdi'nin isminin geçmediği, Sahihü Müslim'de isminin geçtiği ancak son basımlarda bunun atıldığının anlaşıldığını düşünüyorum. Geriye şu soru kalıyor: Acaba Sahihayn'de İmam Mehdi'nin ismini açıkça zikretmese de O'nun işlerini konu edinen ve O'na işaret eden rivayetler var mıdır? El-cevap; evet hem de pek çok rivayet mevcuttur. Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de İbn Haldun, Ahmed Emin el-Mısrî, Abdullah b. Mahmud el-Katarî, Muhammed Ebu Zehra ve Muhammed Reşid Rıza'nın sözlerinin aksine İmam Mehdi'nin işlerini konu edinen çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Âlim olduklarını iddia eden pek çoklarının sözlerini çürütüp aksini ortaya koyan ve ancak İmam Mehdi'ye uyarlanabilen çeşitli rivayetler Sahihayn'de yer almaktadır.

 

Sahihü'l-Buharî veya Sahihü Müslim'de geçen rivayetleri, nass ve hadisleri arz etmeden önce önemli bir usulî-metodik konuya değinmem gerekiyor. Ulema arasında Sahihü'l-Buharî'nin mi yoksa Sahihü Müslim'in mi diğerine öncelenmesi gerektiğine ilişkin bir tartışma mevcuttur. Diğer bir ifadeyle bu iki kaynaktan hangisinin daha sika, daha sağlam ve dakik olduğunda ilmî bir tartışma bulunmaktadır.

 

İslam âlimleri arasında iki yöneliş ve görüş vardır. Sahihayn'in Allah'ın Kitabı'ndan sonra kaynakların en sahih olduğuna inananların açıklamalarını sunacağız. Elbette biz bu fikirde değiliz, konuyu Sahabe Okulunun dayanaklarına göre ele alıyoruz. Bu iki görüşe Allame Şuayb Arnavut, Hafız ez-Zehebî'nin Siyerü Alami'n-Nübela'ya düştüğü uzunca bir dipnotta işaret eder. Dipnot bir buçuk sayfadır.

 

Allame el-Arnavut orada şöyle der:

 

“İbn Kesir, İmam Müslim'in tercüme-i halinde şöyle der: Ebu'l-Hüseyin el-Kuşeyrî en-Nisaburî. Büyük hadis imamların­dan ve hafızlarındandır. Birçok âlime göre Sahihü'l- Buharî'den sonra gelen en büyük hadis kitabı olan Sahihü Müslim adlı eserin sahibidir. Magriplilere ve doğu eyaletinden Ebu Ali en-Nisaburî'ye göreyse Sahihü Müslim, Sahihü'l-Buharî'den daha üstündür.”[10]

 

Pasaja göre âlimlerin çoğunluğu Sahihü'l-Buharî'yi Sahihü Müslim'e öncelerken Ebu Ali en-Nisaburî ve bazı bilginler ise aksini söylemektedir. Konumuz bu iki eserden hangisinin üstün olduğu veya hangisinin önceleneceği değildir. Ben bu iki sahih hadis mecmuası arasındaki mukayeseye işaret etmek istedim. Öte yandan cerh ve tadil sahasının bilgin ve muhakkikleri İmam Müslim'i İmam Buhari'ye öncelemeseler bile onun iki ayırt edici özelliğe sahip olduğunu belirtirler. Yani Sahihü Müslim'de bulunan iki özellik vardır ki bunlar Sahihü Buharî'de yoktur. 

 

İlk özellik şudur: Müslim nassları naklederken belirli bir yerde toplar. Nassları kitabın çeşitli baplarına dağıtmaz. Örneğin Hz. Mehdi ile ilgili rivayetleri aktaracaksa bunların hepsini bir yere kaydeder. Ama İmam Buharî bu şekilde davranmaz. Hz. Mehdi ile ilgili on tane rivayet varsa Buharî bunları kitabının çeşitli yerlerine dağıtır. Bunun sonucu olarak Sahihü'l-Buharî'de bir rivayeti sened açısından ele almak istediğin zaman sende itminan, yaygınlık ve tevatür gibi bir duygu ve kavram oluşmaz. Ancak Müslim'deki manzara bütünüyle farklıdır. Rivayetlerin tamamını bir yerde topladığından hadise ilişkin güven duygusu oluşturur. Çünkü rivayet çeşitli kanallardan aktarılmıştır.

 

İkinci özellik –ki bu da oldukça önemlidir- şöyledir: Konuyla ilgili bir hadis var ve bu hadis çeşitli mazmunları da içeriyorsa İmam Müslim o hadisi tek bir yerde rivayet eder. İmam Buharî ise hadisi parçalara ayırır ve çeşitli baplarda hadisin farklı bir bölümünü rivayet eder. Dolayısıyla okuyucu hadisin içeriklerinin bir bölümünü kaçırır. Bu iki özellikle Sahihü Müslim, Sahihü'l-Buhari'den ayrılmakta ve ona üstün gelmektedir.

 

İbn Kesir şöyle der: “Eğer -azı müstesna olmak üzere- Sahihü Müslim'de taliklerin bulunmadığını ve Müslim'in aynı konudaki hadislerin tümünü serdettiğini, Buharî'deki gibi hadisleri çeşitli baplara bölmediğini söyleyerek Sahihü Müslim'in Sahihü'l-Buharî'den üstün olduğunu ifade etmek istemişlerse…”[11]

 

Bu husus dikkat edilmesi gereken bir özelliktir.

 

Allame Arnavut, İbn Hacer el-Askalanî'nin Tehzibü't-Tehzib adlı eserinden ise şöyle nakleder: “Müslim'in hiçbir kimseye nasip olmayan büyük bir payı bulunmaktadır. Şöyle ki âlimlerin bir bölümü rivayetin geliş kanallarının bütününü bir yere topladığından ve hadisi parçalara ayırmaksızın ve mana ile rivayet etmeksizin lafızların edasını muhafaza ettiğinden İmam Müslim'i Muhammed b. İsmail'e (Buharî) öncelemektedirler.”[12]

 

Kuveyt'ten Ümmü Abdülaziz Hanım hattımızda.

 

Ümmü Abdülaziz: Selamun aleykum. Özel olarak Ehl-i Sünnet'in Kur'an tefsirlerinde İmam Mehdi'nin varlığına delalet eden hususlar var mıdır?

 

Cevabımız evettir. İnşallah ilerideki konularda Fahrüddin er-Razî'den ve diğer müfessirlerden aktarımlarda bulunacağız. Ancak bizler burada Ehl-i Sünnet'in dayandığı en önemli sahihleri, müsned ve sünenleri zikrediyoruz. Eğer şu veya bu tefsirden aktarımlarda bulunacak olursak Ehl-i Sünnet kardeşlerimizden birileri de “Biz Razî'de veya Zemahşerî'de geçen her şeyi kabul etmiyoruz” diyerek itirazda bulunabilirler. Ancak Sahihü'l-Buharî ve Sahihü Müslim'de geçen verileri kabul ediyorlar.

 

Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sizlere de teşekkür ediyoruz değerli kardeşlerimiz ve bacılarımız. Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh. 

 

 

Çeviri: Cevher Caduk

 

 

www.medyasafak.net  

    

 

 



[1] Muhammed Ebu Zehra, el-İmâmu's-Sâdık Hayatuhu ve Asruhu Ârâuhu ve Fıkhuhu, s. 186, Darü'l-Fıkri'l-Arabî, el-Kahire.

[2] Şeyh Abdullah Mahmud, La Mehdiyye Yuntazar bade'r-Resuli Muhammedin Hayri'l-Beşer, s. 43.

[3] Doktor Abdülalim Abdülazim el-Bestevî, el-Mehdiyyü'l-Muntazar fi Davi'l-Ehâdisi ve'l-Âsâri's-Sahihati ve Akvâli'l-Ulemai ve Ârâi'l-Fıraki'l-Muhtelefe, s.196, Mektebetü'l-Mekkiyye, Darü İbn Hazm.

[4] Şihabüddin Ahmed b. Muhammed b. Ali b. Hacer el-Heytemî, es-Savâiku'l-Muhrika alâ Ehli'r-Rafdi ve'd-Dalali ve'z-Zandaka, c. 2, s. 472, Tahkik: Abdurrahman b. Abdullah et-Türkî ve Kamil Muhammed el-Harrat, Müessesetü'r-Risale, 1. Basım, 1417.

[5] A.g.e., agy.

[6] Allame Alaüddin Ali el-Müttakî b. Hüsamüddin el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl fi Süneni'l-Akvâli ve'l-Efâl, c. 14, Hadis No: 38662.

[7] A.g.e., c. 1, s. 5.

[8] Allame Şeyh Hasan el-Adevî el-Hamzavî, Meşârikü'l-Envâr fi Fevzi Ehli'l-İtibar, s. 119.

[9] A.g.e.

[10] Şemsüddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Siyerü Alami'n-Nübela, c. 12, s. 566, Tahkik: Allame Şuayb el-Arnavut.

[11] A.g.e., agy.

[12] A.g.e., agy.

 

Diğer haberler