Lübnan’a karşı savaş mı? Jeopolitik çatışma sahası, İsrail’le artan gerilim

Medya Şafak 7.3.2018 11:27 ANALİZ
Hizbullah Lübnan’daki tek gerçek kuvvetli sosyal güç: din veya etnik kimliklerinden bağımsız olarak, ihtiyaç sahibi tüm vatandaşlara ve mültecilere destek sağlıyor. Aynı zamanda kararlı bir şekilde, Lübnan topraklarında faaliyet yürüten bütün terörist oluşumlarla savaşıyor.

 

 

Andre Vitchek

 

 

New Eastern Outlook/Global Research

 

 

Lübnan, geçmişte sıklıkla olduğu gibi, ölümcül tehlikeyle karşı karşıya.

 

Suudi Arabistan, çifte vatandaşlık (Suudi ve Lübnan vatandaşlığı) sahibi, güçlü, ancak tartışmalı bir figür olan Lübnan Başbakanı Saad Hariri'ye büyük basınç uyguluyor. Riyad, Lübnan'ın kendi koyduğu kurallara göre oynamasını, ülkedeki İran nüfuzunu sonlandırmasını ve Suudilerin iş ve siyaset çıkarlarını ilerletmesini bekliyor, aksi halde… Körfez'den gelen dış yardımların giderek koşullu hale geldiği açık.  

 

İsrail'le olan gerilim de artıyor. Yıkıcı sonuçları olacak bir askeri çatışma her an patlak verebilir. 1978-2006 yılları arasında İsrail, kuzey komşusuna beş defa saldırdı. İsrail'in Lübnan'a son saldırısı olan 2006 Savaşı'nda en az 1,300 Lübnanlı hayatını kaybetti ve 1 milyon kişi yer değiştirdi.

 

İsrail hava kuvvetleri son dönemlerde kaba bir şekilde Lübnan hava sahasını ihlal ediyor ve Lübnan üzerinden gittiği Suriye'de seçili hedefleri bombalayarak çeşitli uluslararası kanunları geniş çaplı olarak ihlal ediyor.

 

İşleri daha da kötüleştirecek şekilde İsrail, sınır çizgisi üzerinde çirkin bir beton duvar örmeye başladı. Lübnan bu davranışı neredeyse savaş ilanı olarak görüyor. Lübnan ordusuna, sınır bariyerinin devam etmesi halinde İsrail buldozerlerinin ve inşaat ekiplerinin karşısına çıkma talimatları verildi. Her iki taraf da iletişim kurmak için aracıları kullanıyor, ancak herhangi bir zamanda çatışma vuku bulabilir.

 

Aynı zamanda iki ülke arasında, her iki ülkenin de kendinin olduğunu iddia ettiği, petrol ve doğalgaz zengini bir bölge üzerinde deniz ihtilafı da yaşanıyor. Bu konudaki münakaşa da, İsrail ve Lübnan arasındaki kırılgan “barış”ı tehdit ediyor. Tabi bazıları, “iki ülke teknik olarak hâlâ savaş halindeyken hangi barış?” diye soracaktır.

 

AP, 8 Şubat 2018 tarihinde şunları aktardı:

 

“İsrail, Lübnan'ın ülkenin deniz kıyısında gaz arama ihalesi davetinde bulunması üzerine son günlerde Lübnan'a karşı tehditlerini arttırdı.

 

İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, Lübnan'ın gaz arama ihalelerini ‘çok provokatif' olarak tanımladı ve Lübnan'ın ‘her bakımdan İsrail'in' olan bir gaz sahası için uluslararası grupları ihaleye çağırdığını ileri sürdü.

 

Lieberman'ın yorumları, militan Hizbullah grubu tarafından ve Batı'nın müttefiki olan Hariri dâhil Lübnanlı yetkililer tarafından sert şekilde kınandı. Hariri, Lieberman'ın yorumlarını ‘Lübnan'ın reddettiği küstahça bir provokasyon' olarak tanımladı.

 

Abi Asi'nin aktardığına göre Hariri Perşembe günü, İsrail'in hak iddia ettiği karasularındaki bölgenin ‘Lübnan'a ait' olduğunu söyledi”

 

Yukarıdaki haberin yayınlanmasından bir gün sonra Lübnan Enerji Bakanı, “İsrail'le olan ihtilaf, Lübnan'ın ihtilaf konusu olan Blok 9'daki potansiyel denizaltı rezervlerinden yararlanmasını durdurmayacak” şeklinde konuştu.

 

Üç dev petrol şirketinden – İtalyan Eni, Fransız Total ve Rus Novatek firmaları – oluşan uluslararası bir konsorsiyum, sondaja hazır bir şekilde bekliyor, ancak Total, İsrail tehditleri arasında, katılım konusunda giderek tereddüt gösteriyor.

 

*

 

Lübnan'daki pek çok kişi, ülkelerinin gerçekten de iki arada bir derede kaldığına inanıyor.

 

Yıllardır komşu Suriye'deki savaş, yüz binlerce mültecinin sınırı geçip küçük Lübnan'a gelmesine yol açtı ve ülkenin kırılgan ve yetersiz altyapısını önemli ölçüde gerdi. Bekaa Vadisi'nde ve büyük şehirlerde mülteci gecekonduları mantar gibi türedi.

 

Batı ve müttefikleri tarafından desteklenen terörist gruplar sınırın ötesine taştı; sınır bölgesinde faaliyet yürüttükleri gibi başkente de sızıyorlar.

 

2017 yılında Lübnan ordusu, Suriyeli kuvvetlerle ve Hizbullah'la birlikte, hem El Nusra hem de IŞİD hücrelerini karşılarına almayı ve büyük ölçüde zayıflatmayı başardı.  

 

Hizbullah Lübnan'daki tek gerçek kuvvetli sosyal güç: din veya etnik kimliklerinden bağımsız olarak, ihtiyaç sahibi tüm vatandaşlara ve mültecilere destek sağlıyor. Aynı zamanda kararlı bir şekilde, Lübnan topraklarında faaliyet yürüten bütün terörist oluşumlarla savaşıyor.

 

Hem Rusya'dan hem de Hizbullah'tan gelen yardım sayesinde Suriye silahlı kuvvetleri, ülkelerinin topraklarının büyük bölümünü geri almayı başardı ve savaşı kazanmaya çok yaklaştı. Ülke şimdi yeniden inşa ediliyor ve geçici olarak Lübnan'a sığınanlar da dâhil olmak üzere yüz binlerce mülteci geri dönüyor.

 

Hizbullah'ın kenara itilmesi hem Lübnan hem de Suriye üzerinde kesinlikle yıkıcı bir etki yaratacaktır.

 

Ve Hizbullah'ın kenara itilmesi, tehdit edilmesi ve düşmanlaştırılması, tam da ABD'nin bir kez daha yaptığı şey.

 

Beyrut'u ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 15 Şubat günü basın toplantısında gazetecilere şu şekilde konuştu:  

 

“Hizbullah meselesini ele almadan Lübnan'da istikrar, egemenlik ve güvenlikten bahsetmek imkansızdır. ABD yirmi yıldan fazla zamandır Hizbullah'ı bir terör örgütü olarak görüyor…. Hizbullah gibi bir milis gücünün Lübnan hükümetinin otoritesi dışında faaliyet yürütmesi kabul edilemez. Lübnan devletinin tek meşru savunucusu, Lübnan Silahlı Kuvvetleri'dir.”

 

Tillerson bundan birkaç gün önce Hizbullah hakkında uzlaşmacı denebilecek birkaç söz söylemiş, ancak hem rejim aygıtında yer alanlar, hem de ana akım medya tarafından yüksek sesle eleştirilmişti. Bunun üzerine acilen “aklı başına geldi” ve sorun çıkarmaya son verdi.  

 

İsrail, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri, Hizbullah'a bir terör örgütü muamelesi yapıyor. İsrail devamlı olarak Lübnan'ı tehdit ediyor ve bu kadar yakınında İran etkisini tolere etmeyeceğini söylüyor. Lübnan'ın bağımsız bir ülke olduğu ise göz ardı ediliyor. Kendi çıkarlarına ters bile olsa “hizaya gelmesi,” dışarıdan dikte edilenleri kabul etmesi bekleniyor.   

 

Sonuç olarak Lübnan Ortadoğu'da, Ortadoğu ise Batı ve müttefiklerinin oyun alanı.

 

*

 

Lübnan vatandaşların çoğu kızgın halde. İsrail hava kuvvetlerinin ülkelerinin toprakları üzerinden uçup Suriye'ye saldırması onlar için, doğal olarak, kesinlikle kabul edilemeyecek bir şey. İhtilaflı kaynak zengini deniz bölgeleri konusunda tehdit edilmek ve sınır bariyerlerinin inşası, büyük öfkeye yol açıyor. Ancak bugüne kadar Lübnan halkı, ABD'nin ve Batı ülkelerinin çoğunun kararlı bir şekilde desteklediği bir ülke olan İsrail'in baskın askeri gücü karşısında, yapılabilecek çok fazla şey olmadığına inandı.

 

Bütün bunlar bir anda değişti.

 

Mantıklı, ancak beklenmedik bir şekilde, “Rus alternatifi” ortaya çıktı.

 

Middle East Monitor sayfasının 8 Şubat 2018 tarihinde yazdığı gibi:

 

“Rus medya kaynakları, Salı günü Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev'in, Rusya Savunma Bakanlığı'na Rusya ve Lübnan arasında bir askeri işbirliği anlaşmasının imzalanması için Lübnanlı mevkidaşlarıyla görüşmelere başlama talimatı verdiğini açığa çıkardı.

 

Rus Sputnik ajansına göre, taraflar arasında imzalanacak olan taslak anlaşma, Lübnan limanlarının Rus askeri gemilerine ve filolarına açılmasına ilave olarak, Lübnan havaalanlarının Rus uçakları ve savaşçıları için bir transit geçiş istasyonu haline gelmesini ve Lübnan ordusu mensuplarını eğitip kapasitelerini arttırmak üzere Rus askeri uzmanlarının gönderilmesini içeriyor.”

 

Bu, Rusya'nın genel olarak Ortadoğu'ya, özel olarak Lübnan'a yönelik yaklaşımının mantıksal devamıdır. Kasım 2017'de yayınlanan bir Rus Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şunları söyledi:

 

“Rusya, Lübnan'ın egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü sarsılmaz bir şekilde destekliyor. Biz Lübnan'ın güvenli hale gelmesine, hükümetin bütün uzuvların ve bütün devlet yapılarının etkili bir şekilde işlemesine ilgi gösteriyoruz.”  

 

Lavrov'un bu sözleri, Moskova'da Lübnanlı mevkidaşı Cibran Basil'le yaptığı bir görüşme esnasında sarf edilmişti.

 

Rusya, Batı müdahalesinin tahrip ettiği ya da en azından sakatladığı ülkelerde giderek aktif hale geliyor. Suriye, Libya gibi ülkelere şimdi Lübnan da eklendi ve yakında Afganistan'da da Rusya'nın aynı şekilde aktif hale gelmesi umuluyor. Rus müdahalesi, diplomatik ve ekonomik müdahaleden, Suriye'de olduğu gibi askeri müdahaleye kadar çeşitlilik arz ediyor.

 

Lübnanlı bir aydın, anonim olarak, bu girişim hakkında şunları söyledi:

 

“Eğer Rus ordusu Lübnan'a gelirse, hiç şüphe yok ki İsrail hava kuvvetleri ülkemiz toprakları üzerinde uçmaya son verecektir. Aynı zamanda örgütlerimizi ve hareketlerimizi koruyabileceğiz – özellikle de ülkemizin birleşik halde kalmasına ve hayatta kalmasına yardım etmiş olanları. Lübnan halkının çoğunun, Rusya'yla kötü bir deneyimi yok. Pek çok şey denedik, pek çok ittifak denedik ve bunlar başarısız oldu: biz hâlâ saldırıya açık haldeyiz. Ruslarla çalışmak için çabalamanın bir zararı yok.”

 

Batı, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan sokaklarındaki ruh halini gayet iyi biliyor. Tillerson'un resmi bir ziyarete gelmesinin sebebi de bu. Ancak Tillerson yeni hiçbir şey sunmadı ve sundukları da reddedildi. Onun misyonunun yalnızca statükoyu korumak olduğu açıktır.

 

Giderek aşikâr hale gelen şey, Lübnan halkının çok daha çarpıcı ve “radikal” bir şeyleri umduğudur: ülkelerine saygı gösterilmesini, ülkelerinin ciddiye alınmasını istiyorlar. Sınırlarının korunmasını istiyorlar. Bağımsız bir dış politikaya sahip olmak istiyorlar. Kimin müttefikleri, kimin hasımları olduğuna karar vermek istiyorlar.

 

Lübnan, iki arada bir derede kalmaktan yoruldu. Ve şimdi, gerçekten de başka seçeneklerinin olduğunu keşfediyor!

 

 

Çeviri: İlyas Halitoğlu

 

www.medyasafak.net

 

 

Diğer haberler