"Katar Suriye’yi Niçin İşgal Etmek İstiyor?"

Medya Şafak 3.10.2012 08:18 ANALİZ
"Orta Doğu’daki bütün kahvehaneler bilir ki, Doha, Riyad ve Ankara rejim değişikliği sağlamaya angaje edilmiş muhtelif silahlı Suriyeli muhalif akımlara silah, para ve lojistik destek sağlayarak yardım ediyor." Katar Suriye’yi niçin işgal etmek istiyor?

Pepe Escobar

atimes.com
 


Hata yapmayın: Katar Emiri şanslı gününde.

Şeyh Hamad bin Halife el Sani’nin Newyork’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki bir Arap koalisyonunun Suriye’ye gönüllü müdahale çağrısı ne büyüleyiciydi, daha azı değil. [1]

“Arap ülkelerinin kendi ulusal, insani, politik ve askeri vazifelerinden dolayı kendilerinin müdahale etmesi ve Suriye’de akan kanı durdurmak için ne gerekiyorsa yapmaları en iyisidir”,  Emir’in sözlerinde yer alıyordu,  Emir, Arap ülkelerinin müdahale yönünde “askeri vazife”lerinin olduğunu vurguladı.

“Arap ülkeleri”nden kastı, daha evvel Körfez İşbirliği Konseyi olarak bilinen, geniş kapsamlı stratejik anlaşmalarla Türkiye’den örtülü destek alan Körfez’in Karşı Devrimci Kulübünde yer alan petro-monarşilerdir. Orta Doğu’daki bütün kahvehaneler bilir ki, Doha, Riyad ve Ankara rejim değişikliği sağlamaya angaje edilmiş muhtelif silahlı Suriyeli muhalif akımlara silah, para ve lojistik destek sağlayarak yardım ediyor.

Emir, 1970’lerde “Arap kuvvetleri Lübnan’a müdahale etti” diyerek müdahale için “emsal” de gösterdi. Bu arada, 1970’lerde yaşanan pek çok şey sırasında Emir’in kendisi, bu fotoğrafın da ispatladığı üzere, diğer Körfez kraliyet ailelerinin de tercih ettiği Club Med sahillerinde kafa dağıtmak/ rahatlamak gibi çok daha sıradan şeylere angaje olmuştu.

Emir şimdi İnsani Müdahalenin Üç Güzeli (Hillary Clinton, Susan Rice ve Samantha Power) tarafından geliştirilen R2P (“Responsibility of Protect” – Koruma Sorumluluğu) doktrininin Arap versiyonunu vaaz ediyor, değil mi?

Bu kuşkusuz Washington’da kabul görür, Ankara ve hatta Paris’i anmayın zira Fransız Cumhurbaşkanı Francois Hollande sadece Suriye’de “Kurtarılmış bölgeler”in Birleşmiş Milletler tarafından korunması çağrısında bulundu.

Emir’in Lübnan örneğine gelince, en kibar şekliyle, bu tam olarak moral verici değil.  Sözüm ona Arap Önleyici Kuvveti’nin iç savaşı kontrol altına almayı denemek için Lübnan’a giren 20 bin askeri, kuzey Lübnan’ın Suriye’nin askeri işgaline düşmesiyle resmi olarak ayrıldığı 1982’ye kadar en az yedi yıl boyunca Lübnan’a postu serdiğinde iç savaş hala hararetliydi.

Suriye’deki abartılı senaryoyu hayal edin!

“Hayli etkileyici bir adam”

Emir’in insani –demokratik değil- hevesini sorarsanız, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barak Obama’nın bu konuda ne düşündüğünü kontrol etmek aydınlatıcı olur. Emiri “Hayli etkileyici bir adam” olarak tanımlayan Obama,   “Kendisi önemli derecede reform yapmıyor ve Katar’da demokrasiye doğru büyük bir yöneliş yok”, dediği halde, sırf emirliğin kişi başına düşen milli geliri muazzam diye, demokrasiye doğru bir hareketin öyle acil olmadığını ima eder görünüyor.

Öyleyse Emir’in Suriye’yi gerçekten İskandinavya’ya döndürmekle ilgilenmediğini kabul edelim. Bu, kaçınılmaz bir motivasyona yol açar; o da boru hatlarından başka ne olabilir ki?

Yakınlarda yayımlanan Arap Spring, Libya Winter (Arap Baharı, Libya Kışı) kitabı yazarı Vijay Prashad bugünlerde Asya Times için Suriye Kontak Grubu hakkında bir yazı dizisi kaleme alıyor. Bir enerji uzmanı onu, “Katarlıların boru hatlarını Avrupa’ya ulaştırma hırsı”nı araştırması için teşvik etmek üzere telefonla aradı. Bu kaynağa göre, “Önerilen rota Irak ve Türkiye’den geçecekti. Eski transit ülkesi problemliydi. Kuzeye gitmek çok daha kolay (Katar zaten Ürdün’e bedava gaz sözü vermişti).

Prashad, araştırmasını sonuçlandırmadan önce bile Katar’ın neyi amaçladığı belliydi; Suriye ayaklanması yolda olduğu bir sırada 10 milyar dolarlık İran-Irak-Suriye gaz boru hattının işini bitirecek bir anlaşma perçinleniyordu.[2]

Burada Katar’ı İran (üretici olarak) ve Suriye (varış noktası olarak) ve daha düşük bir derecede Irak (transit ülke olarak)  ile doğrudan bir rekabet içinde görüyoruz. Tahran ve Bağdat’ın Şam’da bir rejim değişikliğine inatla karşı çıktığını hatırlamakta fayda var.

Gaz aynı coğrafi ve jeolojik merkezden, İran ve Katar tarafından paylaşılan, dünyadaki en geniş gaz sahasından, Güney Fars’tan gelecek. İran-Irak-Suriye boru hattı –eğer herhangi bir zamanda inşa edilirse-  baskın Şii ekseni ekonomik kordon yoluyla kuvvetlendirecek.

Katar, diğer taraftan, kendi boru hattını “Şii Hilali” olmayan, varış noktası Ürdün olan bir yoldan inşa etmeyi tercih edecektir; ihracat Akabe Körfezi’nden Süveyş Körfezi’ne kayacak ve daha sonra da Akdeniz’e. Bu Bağdat ile gittikçe artan bir şekilde karmaşıklaşan pazarlıklarda ideal bir B planı olacaktır (ilaveten Irak ve Türkiye üzerinden geçecek bir rotanın çok daha uzun olduğu da bir gerçektir).

Washington –ve muhtemelen Avrupalı müşteriler- bu çok önemli boru hattının İslami Gaz Boru Hattını baypas edecek bir hamle olmasından çok memnun olacaklardır.

Ve tabii ki, eğer Suriye’de Katar tarafından önerilen müdahalenin yardımıyla bir rejim değişikliği olursa boru hattı şartlarında yer alacakları elde etmek çok daha kolay olacaktır. Esad sonrasında muhtemel bir Müslüman Kardeşler iktidarı Katar boru hattını çok daha sıcak karşılayacaktır. Ve böylelikle hattı Türkiye’ye uzatmak çok daha kolay olacaktır.

Ankara ve Washington kazanmak istiyor. Ankara; çünkü Türkiye’nin stratejik amacı Orta Doğu ve Orta Asya’dan Avrupa’ya giden enerji nakil hatları için en önemli kavşak olmaktır (ve İslami Gaz Boru Hattı bunu baypas ediyor). Washington; zira onun Güneybatı Asya’daki tüm enerji stratejisi Clinton yönetiminden bu yana baypas edildiğinden İran’ın izole edilmesi ve incitilmesi her anlamıyla bir ihtiyaçtır.

Sendeleyen Haşimi Saltanatı          

Tüm bu noktalar Katar’ın cüretkâr jeopolitik enerji iktidarı oyununda Ürdün’e önem kazandırıyor. Ürdün, kesinlikle Fars Körfezi’nde olmasa bile, GCC’nin bir parçası olmaya davet edildi (Kime ne? Bu bir monarşi).

Katar’ın dış politika ilkelerinden birisi mıntıkası önemli olmaksızın Müslüman Kardeşler için sınırsız destektir. Müslüman Kardeşler Mısır’da Cumhurbaşkanlığını zaten kazandı. Libya’da güçlüler. Eğer Suriye’de rejim değişikliği olursa orada da baskın güç olabilirler. Bu, bizi Katar’ın Ürdün’deki Müslüman Kardeşlere yardımına getirir.

Şimdi Ürdün’ün Haşimi monarşisi sallanıyor ve bu kifayetsiz bir ifade.

Suriyeli mültecilerin akını istikrar buldu. Bunu 1948, 1967 ve 1973’teki Arap – İsrail savaşı kritik dönemleri boyunca gelen Filistinli mülteciler ile birleştir. Sonra Şam’da savaşan Selefi/Cihadçı katı grupları ekle. Sadece birkaç gün evvel Ebu Usayd tutuklandı. Amcası 2006’da  Irak’ta öldürülen, adı kötüye çıkmış  Irak El Kaidesinin lideri Ebu Musab el Zerkavi’den başkası değildi. Usayd, Ürdün’den Suriye’ye geçmek üzereydi.

Amman Arap Baharı’nın yayılmasından bile evvel, 2011 Ocak ayından bu yana süren protestolarda çamura saplandı. Kral Abdullah, Kral Playsteyşın olarak da bilinir, ve fotojenik Washington/ Hollywood sevgilisi Kraliçe Rania kaçırılmadı.

Ürdün’deki Müslüman Kardeşler protesto dalgasındaki tek oyuncu değil; birlikler ve sosyal hareketler de aktif. Protestocu Ürdünlülerin çoğu tarihi olarak devlet bürokrasisinin tüm kademelerini kontrol edenler. Fakat daha sonra neo liberalizm onları leşe çevirdi; Ürdün 1990’lar boyunca acımasız bir özelleştirme sürecine girdi. Fakirleşen krallık şimdi IMF ve Amerika, GCC ve hatta Avrupa Birliği’nden gelecek ekstra sadakalara bağımlı.

Kabile bağlantıları ve monarşi bağlılığı tarafından baskılanan Parlamento bir şakadır. Reformlar kozmetik bile değildir. Nisan ayında bir başbakan değiştirildi ve halkın çoğu bunu fark etmedi bile. Klasik Arap dünyasında, rejim baskıyı arttırma yoluyla değişim taleplerine karşı koyar.

Katar bu bataklıkta yürüyor. Doha, Kral Playsteyşın Hamas’ı kucaklasın istiyor. 1999’da Ürdün’den kovulan Hamas lideri Halid Meşal ile Kral arasında Ocak ayında bir toplantı düzenleyen Katar’dı. Bu, Ürdün’ün yerli halkını Filistinli mültecilerin bir başka dalgayla krallığa akın edip etmeyeceği hususunda merakta bıraktı.

Büyük çoğunluğu Suudi Sarayı tarafından kontrol edilen Arap medyası Şam’daki muhtemel Müslüman Kardeşler iktidarından sonra olacaklara dair öngörülere ve hikâyelere boğuldu. Amman sıradaki olacak. Katar bunu zamana bağlasa bile. Müslüman Kardeşler Ürdün’ün bir anayasal monarşi olmasını istiyor; sonra, Kral Abdullah’ın yıllardır buna karşı mücadele ettiği seçim sisteminde yapılacak bir reformun ardından politik kontrolü ele alacaklar. 

Şu an Müslüman Kardeşler Haşimi tahtına geleneksel bağlılıkları asla sarsılmamış olan Bedevi kabilelerin desteğini de varsayabilir. Rejim, kendisini riske atarak protestoları dikkate almadı. Müslüman Kardeşler 10 Ekim’de Kral’a karşı büyük bir protesto gösterisine davet etti. Haşimi saltanatı yıkılıyor, ne kadar erken olursa o kadar iyi.

Obama’nın nasıl tepki vereceği belli değil – duamız, 6 Kasım’dan önce önemli bir şey olmamasıdır-. Katar Emiri’ne gelince, istemediği kadar zamanı var. Birçok rejim düşer ve Müslüman Kardeşler gelir; birçok boru hattı inşa edilir.

Notlar:

1.Qatar\'s emir calls for Arab-led intervention in Syria, The National, 26 Eylül 2012.

2. Syria\'s Pipelineistan war, Al Jazeera, 6 Ağustos 2012.

3. Qatar: Rich and Dangerous, Oilprice.com, 17 Eylül, 2012. 


medyaşafak

 

Diğer haberler