Son Yazılar

İsrail'in sıklıkla gözden kaçırılan stratejik yenilgileri / Hizbullah korku dengesini değiştirdi

Medya Şafak 18.12.2018 12:04 ANALİZ
Oldukça yakın bir zamanda, İsrail askerlerinin kudretli imajı ile Arap direnişinin korku dolu hali yer değiştirdi. Ben, İsraillilerin ne zaman isterlerse bombalayabilecekleri ve işgal edebilecekleri zamanlar olan 60’ların ve 70’lerin Lübnan’ında büyüdüm. Bu artık asla gerçekleşemez çünkü İsrail Hizbullah’tan korkmaya başlamıştır.

 

 

 

Geleneksel Arap orduları İsrail işgallerini bertaraf etme konusunda başarısızlığa uğrayışının ardından Lübnanlı ve Filistinli gönüllüler, Ortadoğu'daki stratejik dengeleri değiştirmeye başladı.

 

 

Esad AbuKhalil

 

 

Mintpressnews

 

 

30 Kasım 2018

 

 

Güney Lübnan'daki Direniş Müzesi, bulunduğu şehrin adını alan Mlita Müzesi olarak da bilinir, turizm açısından cazibesi ve popülaritesi oldukça yüksek olan, gezerken bölgenin civarından ziyarete gelen birçok Arap'a da rastlayabileceğiniz bir müzedir.

 

İçerisinde, Hizbullah'ın -İran'ın yardımıyla 1982 İsrail işgaline karşı tepki olarak ortaya çıkmış, askeri kanadı da bulunan bir siyasi parti- askeri başarıları anılır, işgal ordusundan ele geçirilmiş silahlar ve sahip oldukları tünellerin bazı kopyaları sergilenir.

 

Müze, ülke için önemli olan bir hakikati takdis etmektedir: Geleneksel Arap orduları İsrail istilalarını bertaraf etmeyi becerememişken, Lübnanlı ve Filistinli gönüllüler kudretli İsrail ordusunu durdurup uzak tutmayı başarmış, İsrail saldırıları ve işgallerine karşı gerçek savunucular haline gelmişlerdir. Haddi zatında müze Arap-İsrail çatışmasının güncel doğasına tanıklık etmektedir. ABD ve Batılı güçler Lübnan ordusundan İsrail'i caydırabilecek silahları esirgerken Hizbullah'ı da silahsızlandırmaya çalışmaktadır. Başka bir ifadeyle Lübnan'ı eski zayıf haline geri döndürmek istiyorlar.

 

Bu durumun İsrail için arz ettiği problemler, kendisine sunulan açık stratejik avantajlar sayesinde gözlerden kaçırılıyor.

 

İsrail'in kitle imha silahı depoları inceleme ve hatta eleştiriye karşı dahi hala Batılı ülkelerce koruma atındadır. Obama yönetimi İsrail'e gelecek on yıl için şu ana kadarki en cömert finansal destek programını garanti etti. İsrail'in Filistin'i yüzde yüzlük işgali BM'inkinden ya da diğer uluslararası kınamalardan muaf tutulmaktadır. İsrailli yerleşimcilerin Filistin topraklarında mesken inşa ediyor oluşu şu ana kadar -uluslararası hukuku ihlal ediyor olmasına rağmen- İsrail ile AB yahut ABD arasında herhangi bir çatlağa neden olmuş değildir.

 

Ürdün gibi Mısır da halen İsrail'le yaptığı barış antlaşmasına sadıktır ve işgal devleti ile güvenlik koordinasyonunu sürdürmektedir. Bundan dolayı İsrail herhangi bir Arap devletinin ya da Arap Birliğinin kendisine bir saldırı düzenleyeceği korkusu taşımamaktadır. (Arapların ara sıra arz ettikleri gözdağı nutukları ise sadece yaygın öfkeyi pasifize etme amaçlıdır.)

 

Ancak işler İsrail için göründüğü kadar güvenli değil.

 

 

Direniş sebat ile sürüyor

 

Balfur Deklarasyonu'ndan bir asır sonra, Arap-İsrail çatışması hala sona ermiş değil.  Avrupalıların yerliler hakkındaki ırkçı tutumlarından etkilenen eski Siyonist teorisyenler ve liderler Filistinlilerin Siyonizm'e bu kadar uzun süre direnebileceklerini hiç hesap etmemişlerdi. Arapların anladığı tek dilin zor kullanmak olduğuna dair yaygın kanaatleri, bu tavrın direnişe dönüşmesiyle birlikte Siyonizm'i kendi içinde büyük bir yanılgıya düşürmüş oldu. Aynı zamanda ekonomik baskılar ve politik ayak oyunları da Filistinlilerin ya da Arapların İsrail işgal projesini kabul etmelerine yetmedi.

 

Direniş sadece süreğen değil; aynı zamanda 2000 yılında etkinliğini yeni bir seviyeye çıkardı. Bu yılda, 1982'de başlayan direniş operasyonlarının -başlangıçta Komünist ve Suriyeli Nasyonalistlerden müteşekkil seküler gruplar ardından da Hizbullah ile- ardından İsrail işgal ordusu Güney Lübnan'dan geri çekilmeye zorlandı.

 

İsrail en büyük stratejik kaybını 2006 Lübnan-İsrail savaşı esnasında geleneksel Arap ordularının bir parçası olmayan silahlı grupların İsrail saldırılarına direnmesi ve İsrail'in Arap topraklarına gerçekleştirdiği büyük bir kara saldırısını püskürtmesiyle yaşadı. Filistin Kurtuluş Örgütü'nün 1970-1982 yılları arasında Lübnan'daki performansını etüt etmeden bunun Lübnan ve Filistinli direniş gruplarının İsrail'e karşı savaşlarındaki güç dengelerini nasıl değiştirdiğini idrak etmeniz çok zor olacaktır. Ancak savaşın önemi -özellikle de Arapların zihinleri üstündeki etkisini kırmak amacıyla- solcu İslamcı Sünni ya Şii herhangi bir direniş hareketinin ayakta durmasını engellemek amacı güden Suudi rejimi tarafından karartıldı. Suudi Sarayı, savaşın kazanımlarını küçümsemek için mezhep farklılığını ve çatışmalarını alevlendirmeye ve Arap tarafının kayıplarını vurgulamaya başladı. (Bunun örnekleri çok yaygındır, sadece birini yayınlamak haksızlık olurdu.)

 

Gazze'nin işgali esnasında İsrail, bir kez daha çuvalladı; Demir Kubbe hava savunma sisteminin sıkça bahsedilen sözüm ona başarılarına rağmen Filistinlilerin iptidai roketlerini ateşlemesinin önüne geçmek bir yana onlardan korunamadı bile.

 

Bu evvelki karşılaşmalardan bariz bir biçimde farklılık arz ediyordu. İsrail 1978'de Lübnan'ı işgal etti ve FKÖ'nün direniş biçimi teşkilatsız ve genellikle anlıktı. Dört yıl sonra, İsrail'in kapsamlı işgali karşısında FKÖ müesses bir direniş planı geliştirme hususunda tekrar başarısız oldu. Çatışma bazı durumlarda şiddetleniyordu. Ayn El-Hilvi mülteci kampında, Ortaçağdan kalma Bofor Kalesi'nde… Ardından Beyrut dolaylarındaki Kahaldah'ta FKÖ, ABD Kara Harp Okulu mezunu Ebu El-Velid tarafından tasarlanan ve FKÖ kuvvetleri Lübnan'dan tahliye olana kadar İsrail'in Batı Beyrut'u işgal etmeye cüret edememesini sağlayan bir savunma planını hayata geçirdi. Tüm bunlara rağmen FKÖ'nün direnişi, Hamas'ın Gazze'deki ve Hizbullah'ın Güney Lübnan'daki direnişleriyle kıyaslandığında oldukça sönük kalıyor.

 

 

Eski psikolojik avantaj

 

İsrail'in Araplarla baş etmeye yönelik stratejisi ayrım gözetmeksizin kitlesel güç kullanımı şeklindeydi, İsrail askerleri de yenilmez ve korkutucu bir görüntüye sahipti. Bu onlara 1948'den 1967'ye kadarki süreç boyunca psikolojik bir avantaj sağlıyordu, korku ve teslimiyet tohumları ekiyordu.

 

Oldukça yakın bir zamanda, İsrail askerlerinin kudretli imajı ile Arap direnişinin korku dolu hali yer değiştirdi. 2006 savaşında, düşmanının Lübnan sınırına bir santimetre dahi yaklaşmasına izin vermeyen Hizbullah savaşçıları İsrail askerlerine korku saldı. Ben, İsraillilerin ne zaman isterlerse bombalayabilecekleri ve işgal edebilecekleri zamanlar olan 60'ların ve 70'lerin Lübnan'ında büyüdüm. Bu artık asla gerçekleşemez çünkü İsrail Hizbullah'tan korkmaya başlamıştır.

 

İsrail için bir başka problem, önceleri övgüyle söz edilen istihbaratının şimdilerde beceriksizliğiyle ün yapmış olmasıdır. Bunun en yakın örneği, İsrail işgal ordusunun elit birlikleri tarafından icra edilen Gazze'deki başarısız baskın girişimidir. 2010 yılında Dubai polisi, dünya çapında bir istihbarat örgütü olan MOSSAD'ın Hamas'ın askeri kanadının kurucularından olan Mahmud El-Mabhuh'a suikast düzenleyen üst düzey ajanlarını yakalayıp deşifre etti. Bundan önce 1997'de Mossad ajanları, Doha'da mukim eski Hamas lideri Halid Meşal'e karşı bir suikast girişimini yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardı.

 

2006 Lübnan savaşında, İsrail istihbaratı, tek suçu Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'la aynı isme sahip olmak olan zavallı bir ihtiyarı tutuklamak gibi meşhur ve komik olanı da dâhil olmak üzere birçok kez çuvalladı. Muhtemelen Mossad uzmanları Arap dünyasından sadece bir tane Hasan Nasrallah bulunmaktadır varsayımı ile hareket etmiştiler.

 

Bu arada FKÖ'de nadiren rastlananın aksine Hizbullah ve Hamas, istihbarat operasyonları da icra etmektedir. Hizbullah'ın 2012'de İsrail askerlerini tutuklaması dikkatli hazırlık ve güvenilir istihbarata bir örnektir. Hizbullah ve Hamas'ın İsrail ordusunun iletişimini gözlemleyen özel casusları bulunuyor. Hizbullah'ın kendine ait bir İbranice dil okulu var. Bunun aksine FKÖ bünyesinde yeteri kadar İbranice bilen bulunmadığından, önemli dokümanları tercüme etmek için genelde Beyrut'taki Filistin Çalışmaları Enstitüsü'ndeki İbranice öğretmenlerine güvenmek zorunda kalıyorlardı. 

 

Arap İsrail çatışması yakın zamanda sona erecek gibi değil. Trump'ın “Yüzyılın Antlaşması”, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın Filistinli grupları hedeflerinden vazgeçmeye ikna edebileceğine olan inancına dayanıyor. Bu uzlaşmayla sonuçlanmayacak bir çatışmadır. Zira İsrail işgal devleti, Filistin topraklarının tarihsel olarak Yahudi halkına ait olduğu ve bu topraklarda yaşayan Filistinlilerinse baş belasından başka bir şey olmadığı yönündeki tavrını açıkça ortaya koymuştur.

 

 

Çeviri: Medya Şafak

 

 

Diğer haberler