Gazze Direnişinin Yüzyılın Anlaşmasını darmadağın ettiğini gösteren dört sebep

Medya Şafak 8.5.2019 10:23 ANALİZ
Kuşatma altındaki Gazze’den fırlatılan patlayıcı başlık taşıyan ve İsrailli askerlerin de bulunduğu zırhlı araçları yok eden bu füzeler, çifte cevap niteliğindedir. Bu cevaplardan ilki, İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar kurmayı düşündüğü Büyük İsrail’e zemin hazırlayan Yüzyılın Anlaşmasına karşı gelmiştir. İkinci cevap ise, Netanyahu’yu kendilerine lider ve koruyucu olarak atayan “normalleşmeci” Araplara verilmiştir.

 

 

Abdulbari Atvan

 

 

Raialyoum

 

 

Gazze Şeridi, tarihi bir ülke olan Filistin'in yüzölçümünün yüzde 2'sinden daha azını temsil ediyor. Ancak Gazze halkı tek başına Amerika ve İsrail'in kibirli burunlarını yere sürterek, onları 400 milyon Arap ve bir buçuk milyar Müslümanın topraklarından ve mukaddesatından yiğitçe uzaklaştırıyor. Üstelik kimseden ne teşekkür ne de övgü bekliyorlar.

 

Kuşatma altındaki Gazze'den fırlatılan patlayıcı başlık taşıyan ve İsrailli askerlerin de bulunduğu zırhlı araçları yok eden bu füzeler, çifte cevap niteliğindedir. Bu cevaplardan ilki, İsrail'in Nil'den Fırat'a kadar kurmayı düşündüğü Büyük İsrail'e zemin hazırlayan Yüzyılın Anlaşmasına karşı gelmiştir. İkinci cevap ise, Netanyahu'yu kendilerine lider ve koruyucu olarak atayan “normalleşmeci” Araplara verilmiştir.

 

Gazze Şeridi'ne saldırıların başlamasından bu yana, bizler aralıksız olarak Gazze halkı ile iletişim içerisindeyiz. Her görüşmemizde bize şu cümleleri tekrar ediyorlar: “Bizim için korkmayın… Biz size acıyoruz… Kendiniz için korkun… Biz tek bir aileyiz ve aramızdan hiç kimse korkak değildir… Emin olun ki, biz sonuna kadar direnişimiz ve kararlılığımızla devam edeceğiz. Biz değil, düşman ateşkes istiyor. Biz, topraklarımızda dimdik durarak şehit olmak ve onurlu bir hayat istiyoruz.”

 

Filistin'in eski Adalet Bakanı olan dostum Ferih Ebu Mudin bize şöyle söyledi: “Gazze Şeridi'nde hayat normal seyrinde ilerliyor. Çocuklar caddelerde, hobi olarak saldırı uçaklarını izliyor, Direnişin füzelerini belirliyor ve İsrailliler ile Demir Kubbelerinin başarısızlığını seyrediyorlar.” Ebu Mudin sözlerine şöyle devam etti: “Gazze halkının sorunu İsrailliler ile değil, uluslararası koruma isteyen ve Gazze'nin açlığı konusunda işgalciler ile yarışan Ramallah yönetimi ve Araplar iledir. Araplar, Filistinlilerin istekleri ve kan hakları için değil ateşkes için aracılık yapıyor, İsrailliler ve yerleşimcilerin güvenliğini korumaya çalışıyorlar.”

 

***

 

Bu savaşın fitilinin ateşlenmesi önemli değil, ancak burada yeni bir olgu vardır. Direniş grupları bu savaşın, İsrail'in kışkırtmalarına, Gazze sınırındaki barışçıl protestolara ateş açan keskin nişancılarına, ateşkes anlaşmasına bağlı kalmamasına ve açlık ablukasını sıkılaştırmasına karşı güçlü bir cevabın başlangıcı olması ile övünüyorlar.

 

Gazze'deki Direniş lideri, tıpkı halkının çoğunluğu gibi, İsrail'in gövde gösterileri ile güç kullanma dilinden başka hiçbir dili anlamadığına kanaat getirmiş durumda. Direniş, bu dili harfi harfine öğretmek konusunda ustadır. Sözlüğündeki ilk kelime “cihad”, ikincisi “fedakârlık”, üçüncüsü “şehadet” ve dördüncüsü ise “onur” kelimeleridir. Bu liste, izzet ve gurur dolu kelimelerle uzayıp gidiyor.

 

Gazze saldırısının ilk iki gününde kazanılan büyük başarılar, birkaç nokta ile özetlenebilir:

 

Birincisi: İsrail'in caydırıcı gücü, eğer halen çökmediyse, hızlı bir şekilde aşınıyor. Direniş, gündemi ve angajman kurallarını belirleyen taraf haline geldi.

 

İkincisi: Korku hali ile dehşete kapılan yüzbinlerce İsrailli, güvenlik önlemi almak için Filistin'in güneyindeki ikamet bölgelerinden kuzeye kaçtılar. Direniş füzelerinin Tel Aviv ve ötesine ulaşması durumunda, bu göç rakamının ikiye katlanması bekleniyor.

 

Üçüncüsü: İsrail, iki büyük organizasyonun eşiğinde duruyor. Birincisi, Tel Aviv'de gerçekleşecek ve milyarlarca izleyicinin takip edeceği “Eurovision” yarışmasıdır. İkincisi ise, İsrail varlığının kuruluş yıldönümüdür. Yani, savaşın iki hafta daha devam etmesi halinde, bu iki önemli organizasyonun da iptal edilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca bu durum, dünyanın gözünde güvensiz, faşist, savaş suçları işleyen ve bölgede gerginlik ile istikrarsızlık durumunu tırmandıran bir devlet olarak Siyonist devletinin imajını sarsıyor.  

 

Dördüncüsü: İşgal devleti ile normalleşen Körfez ve Arap ülkeleri, vatandaşlarının karşısında büyük bir günah ile yüzleşecekler. Direniş gruplarının kararlılığı karşısında İsrail'in zayıflığının ortaya çıkması, bu günahın verdiği utancı daha da artıracaktır. Bu durum, Trump'ın dayattığı petrol ihracatı ambargosunun başarısızlığı ile Amerika'nın İran karşısındaki zayıflığının artmasına benzer bir fiyaskodur.

 

***

 

Dünya İslam Birliği (Rabıta) Başkanı ve Suudi hükümetinin ne hissedeceğini bilmiyoruz. Zira kendileri, İsrail'e ve yerleşim bölgelerine düşen 600 füzenin çocukları ve bebekleri şehit ettiğini düşünüyor. Yahudi bir heyete, Rabıta'nın gelecek yıl Mekke'de düzenleyeceği bir konferansa katılma çağrısı yaptıktan iki gün sonra, Dünya İslam Birliği Başkanı ve çok sayıda Suudi yetkili ülkelerinin normalleşen son ülke olacağını vurguladılar.

 

Filistin halkı, akıttıkları kanları, şehitleri ve Demir Kubbeyi alt eden füzeleri ile İsrail'e cevap veriyor. Filistin Direnişi Cornet füzeleri ile İsrail'e ait askeri hedefleri vururken, “uygar” İsrailliler ise hamile kadınları ve çocukları öldürüyor.

 

Netanyahu'ya tutkun Arap liderlerin, tıpkı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın geçmişte defalarca yaptığı gibi, askerlerinin ölümünden dolayı Siyonist lidere başsağlığı mesajları göndermediğine şükrediyoruz.

 

Mısır'ın bu savaşta arabulucu olmasından, iki nedenden dolayı üzgünüz:

 

Birincisi: Gazze Şeridi'nin güvenliğinden sorumlu olan Mısır, yönetim, kurallarına uyduğunda bu rolü üstlenmek zorunda değildir.

 

İkincisi: İsrail, önceki ateşkes anlaşmasının kurallarına uymadığı, ablukanın şiddetini artırdığı, Gazze Şeridi'ni ekonomik darboğaza soktuğu ve Geri Dönüş Yürüyüşlerinde onlarca Gazzeli protestocuyu öldürdüğünde, Mısır küçük duruma düşmüştü.

 

Bu ümmete hala umut veren Gazze halkına teşekkür ediyoruz. Direnişleri ve kararlılıkları ile bizleri şaşırtan Gazzeliler, Mübarek Ramazan ayında Hz. Peygamber ve dostları gibi bir araya toplanarak dayanışma, fedakârlık ve zulme karşı direniş örneği sergiliyorlar. Şimdi Gazze halkı ile övünmeye ve onların cesareti ile başımızı dik tutmaya hakkımız yok mu?

 

Allah, 14 aylık kız çocuğu Saba Mahmud Ebu Arar, hamile olan annesi Saliha Ahmed Ebu Arar ve Kassam liderlerinden Hamad el-Huderi dâhil olmak üzere tüm şehitlere rahmet etsin. Tüm bu suçun ortağı olan bu kör dünyanın umursamazlığı bizi ilgilendirmiyor. Onların bize şefkat duymasını da istemiyoruz. Tel Aviv'in tepesine düşen yeni hassas füzeler ile ya da Direniş'in şartları ile imzalanan ateşkes anlaşması ile sabahlayın inşallah…

 

 

Not: Bu yazı ateşkese varılmadan önce kaleme alınmıştır.

 

 

Medya Şafak

 

Diğer haberler