Son Yazılar

Enis Nakkaş ile el-Meyadin TV programı: İran-Filistin ilişkilerinin 40 yılı / Arafat'a dair söylenmeyenler

Medya Şafak 20.2.2019 08:47 RÖPORTAJ
Bölgesel politikalar uzmanı Enis Nakkaş’ın Tahran’da stüdyo konuğu olduğu programa siyaset bilimci Elif Sabbağ İsrail işgali altındaki el-Celil’den, FKÖ Merkez Kurulu Üyesi Nebil Amr da Ramallah’tan konuk olarak katıldı.

 

 

İran-Filistin ilişkilerinin 40 yılı

 

 

Lübnan'dan yayın yapan el-Meyadin televizyonu, İran İslam Devrimi'nin 40. yıl dönümü münasebetiyle Tahran'dan yaptığı özel yayında İran'la Filistin arasındaki ilişkilerin 40 yılını ele aldı.

 

Bölgesel politikalar uzmanı Enis Nakkaş'ın Tahran'da stüdyo konuğu olduğu programa siyaset bilimci Elif Sabbağ İsrail işgali altındaki el-Celil'den, FKÖ Merkez Kurulu Üyesi Nebil Amr da Ramallah'tan konuk olarak katıldı.

 

Enis Nakkaş: İran'ın Filistin meselesiyle ilgili olarak diğer Arap ülkelerinden farkı, onların Filistin davasına verdiği desteğin ölçüsüyle ilgilidir.

    

Elif Sabbağ: Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) başlangıçta tüm taraflarla eşit oranda işbirliği yaptı. Şimdi durum öyle bir hale geldi ki her tarafın örgüt içerisinde kendi bağlantısı var. Bu da örgütün içinde ihtilaflar çıkmasına neden oluyor. Dolayısıyla da örgüt, Arap ve İslam ülkelerinin desteğinden genel olarak faydalanmak yerine dışarıdaki ihtilaflar örgütün içinde çatlaklar oluşturuyor ve bu da onu zayıflatıyor. Bu şartlar altında örgüt Filistin halkının korumasız, desteksiz ve zayıf bir halde terk edildiğini, Arap ve İslam ülkelerinin desteğinden yararlanmadığını görünce mecburen İsrail'le barış anlaşması yaptı.

 

Şu an bu anlaşmanın nereye vardığını herkes biliyor. Durum eskisinden çok daha kötü oldu. Filistin'in siyasi konumu şu an yerlerde sürünüyor. Sadece Arap ve İslam ülkeleri değil, dünyanın tüm ülkeleri Filistin Özerk Yönetimi ve FKÖ'de nüfuza sahip. O halde ayrılıkları ve bölünmüşlükleri ortadan kaldırmak Filistinlilerin elinde değil, tam tersine başkaları ve yabancı güçler bu işte çok etkililer.

 

Nebil Amr: İran Filistin ilişkileri üç dönemden geçti. Birinci aşama İran'da devrimin zafere ulaştığı günlerdeydi. Onun biraz öncesinde de çok güçlü ve sağlam ilişkiler vardı. Hatta neredeyse ortaklık aşamasına gelmişti. Lübnan'da olduğumuz dönemde siyasi ve milli düzeyde seferberlik olmuştu; hatta bu askeri alanları bile kapsıyordu. Yaser Arafat bu hareketin öncüsüydü, o dönemde İranlı kardeşlere yardım ediyordu. Herkesin bildiği gibi Yaser Arafat İran'a ilk giden kişiydi, devrimden sonra İran'a gitti ve İmam Humeyni ile görüştü. Bu ilk aşama, iki taraf arasındaki ilişkinin en iyi olduğu dönemdi.

 

Bundan sonra ikinci aşama başladı. İkinci aşamada Irak'la İran arasında savaş çıkınca Yaser Arafat, iki taraf arasında, iki müttefik arasında iki parçaya bölündü. Doğal olarak arabuluculuk rolünü tercih etti. Kara yoluyla Bağdat'tan Tahran'a gidiyordu. Hatta bu yolculuğu sebebiyle hasta bile oldu. Hedefi iki tarafın ilişkilerini yani İran-Arap ilişkilerini kurtarmaktı. Çünkü İran'da Filistin meselesi için bir stratejik derinlik görüyordu. Bununla birlikte bu çabalar başarısız oldu. Her iki taraf da Arafat'tan kendi yanında yer almasını istiyordu ve giderek gerilim de artıyordu.

Oslo anlaşmasından sonraki üçüncü aşamada ilişkiler düşmanlığa doğru kaymaya başladı. İran liderleri Arafat'a karşı çok sert tavırlar gösterdi. Hatta bazıları Arafat'ı hain olarak gördü. Bunun ardından da ilişkilerde mesafe oluştu.

 

El Meyadin: Neden ilişkiler bu aşamada tashih veya ıslah edilmedi?

 

Nebil Amr: İranlılar ağır şartlar altındaydılar. Uzun bir savaşla uğraşıyorlardı. Lübnan'da ise sürmekte olan birkaç savaş vardı ve nihayet Mısır da alandan çekildi. Tüm bu şartlar İran-Filistin ilişkilerini etkiledi. Sizin de bildiğiniz gibi Arapların çoğu İran'la Filistin arasındaki iyi ilişkilerden memnun değildi. Onlar, İran'daki devrimden ve devrim ihracı sloganından dolayı kaygılıydılar. Dolayısıyla Filistinliler doğal olarak bu gelişmelerin sonuçlarından kendilerini koruyamadı ve İran'la ilişkiler daha da zayıfladı.

 

El Meyadin: Peki ilişkiler çöktü mü? Bu ilişkiler hala çökmüş durumda mı?

 

Nebil Amr: Eğer hatırlarsanız Oslo anlaşmasından sonra işler hainlikle suçlamaya ve öldürülmesi için kışkırtmaya kadar varmıştı. Bu durum psikolojik açıdan da çok etki bıraktı. Filistinliler, Oslo anlaşmasından sonra İran'ın tavrının bu kadar sertleşmesini beklemiyordu. Biraz daha yumuşak ve yol göstericilik yahut nasihat düzeyinde bir tavır olabilirdi.

 

El Meyadin: Peki bu İran pragmatizmi…

 

Nebil Amr: Hayır, bu pragmatizm değildi. En sert tavırdı hatta iş düşmanlık düzeyine kadar vardırıldı. Filistinlilerin birbirleriyle olan ilişkileri de genel olarak iyi değil. Ayrıca ilişki kurmak için Filistinliler arasından sadece belirli bir kesimi seçmek de doğru değildir. Filistinlilerin tamamı sıkıntı yaşıyor. Filistin meselesi sadece direnişten ibaret değil. Birçok ekonomik sorunlar, geçim sorunları vs. var. Bence İran'ın Filistinli gruplarla ilişkilerini Hamas, İslami Cihad veya onlara benzer gruplarla ilişkiler üzerine odaklaması doğru değil, Filistin gibi büyük bir meselenin İran gibi büyük bir ülke tarafından bu şekilde yönetilmemesi gerektiğini düşünüyorum. İlişki, aynı düzeyde ve eşit değil, şu anki durumdan razı değiliz.

 

Enis Nakkaş: Filistin Kurtuluş Cephesi mücadeleyi kendisi bir kenara bıraktı, İran onu nasıl destekleyebilirdi? Eğer İran, ilişki konusunda bir grubu diğerine tercih etseydi, politikasını İslami Cihad'a tam destek üzerine kurardı; zira İslami Cihad'ın hiçbir sorunu yok, Suriye Hamas gibi bir sorunu yok. Eğer böyle yapacak olsaydı sadece İslami Cihad'a odaklanır ve geri kalanını bırakırdı. Ancak şunun altını çizeyim ki İran'ın Filistinli gruplarla ilişkilerinde ideolojik, isim veya yapı temelinde bu gruplardan birini diğerine tercih eden bir siyasi yaklaşımı yok. İşini ciddiyetle yapan ve imkânlarını İsrail ordusunu yenmek için kullanan taraflar destekleniyor. Benim bu konuda elimde deliller var ve bu delillerden bazılarını burada açıklayabilirim.

 

   

Arafat'a dair söylenmeyenler

 

Evet Irak'ın İran'la yaptığı savaş sırasında ilişkiler bozulmaya başladı. Ama İranlılar Yaser Arafat'ın ve FKÖ'nün temsilciliği olan Filistin konsolosluğunu kapatmadı. İran'da kapılar ona her zaman açıktı. Arafat'ın Saddam'la ilişkileri çok iyiydi, bununla birlikte İran'a hakaret edilmemesi ve İran'ın yenilmemesi konusunda çok ısrarcıydı. Saddam'dan füzelerle Tahran'ı vurabileceğini duyduğunda bu mesajı İranlılara aktardı ve Saddam'ın Tahran'ı füzelerle vurabileceği uyarısında bulundu. Bunun sebebi onun İran'ın yenildiğini görmek istememesiydi. İran da bunu unutmadı.

 

Oslo anlaşmasından sonra durum şöyle oldu: FKÖ'nün kendisi silahlı mücadeleden çekilmek ve örgütün manifestosunu değiştirmek istedi. Dolayısıyla bu şartlar altında ben Filistin Kurtuluş Örgütü'nün kendisinin de istemediği bir şeyi destekleyemem.Bu yüzden de İran, ilişkilerini tamamen kesmeksizin Oslo anlaşmasını kabul etmeyen ve silahlı mücadeleye giren Filistinli gruplara odaklandı.

 

Arafat'ın Hizbullah ve İmad Muğniye ile ilişkisi

 

2000 yılı bir dönüm noktasıdır. Güney Lübnan görkemli bir silahlı mücadele ve direnişle kurtarılıp İsrail ordusu geri püskürtülünce Yaser Arafat bölge sahnesini yeniden gözden geçirdi ve hararetle İran ve Hizbullah'la ilişkilere geri döndü. Dolayısıyla bugün son derece açık bir şekilde söyleyeyim ki eğer İran ve Hizbullah'ın Ebu Ammar'a (Yaser Arafat) bu yöndeki desteği olmasaydı, silahlı intifada şekillenemezdi.

 

El Meyadin: El Aksa Şehitleri Tugaylarını mı kastediyorsunuz?

 

Enis Nakkaş: Evet, Ebu Ammar, Tugayları destekleyeceği hiçbir parası olmadığında, onun tüm maddi kaynaklarını aldıklarında, Ebu Mazin (Mahmud Abbas) bazı mali kaynakları Amerika ve Avrupa'nın desteğiyle ondan alıp Arafat'ı kuşatma altına aldığında Ebu Ammar, Aksa Şehitleri Tugaylarını desteklemek ve silahlı intifadayı ateşlemek için doğrudan Hizbullah liderleriyle, somut olarak da İmad Muğniye ile temas kurdu. Bunun üzerine de İran, mevcut şartlar altında bu grupları desteklemekten başka çare bulamadı.

  

El Meyadin: Peki neden bu destek daha çok Hamas ve İslami Cihad'da belirginleşiyor?

 

Enis Nakkaş: Çünkü yolu devam ettirenler bunlardır. El Fetih ve Filistin Özerk Yönetimi güvenlik servisleri onlarla mücadele ediyordu.

 

İran'ın Suriye ile ilişkisi bir ittifaktır, bu neden Filistin ile de olmasın?

 

Nebil Amr: Sayın Nakkaş'a cevap olarak şunu söylemeliyim ki Filistin için ilişkilerin asgari düzeyde olması ve sadece elçiliğin açık kalması yeterli değildi.

 

El Meyadin: Peki Tahran'dan ne istiyorsunuz?

 

Nebil Amr: Bu soru çok geç soruluyor. İran'ın kendisinin müttefiklerinden, komşularından veya müdahale ettiği ülkelerden ne istediğine cevap vermesi gerekir. Biz Filistinliler, İran'dan Venezuela veya başka ülkelerden istediğimiz şeyler istiyoruz. Bir tarafı destekleyip diğer tarafı bırakmasın. Bakın, İran'ın Suriye ile ilişkisi bir ittifak düzeyine ulaştı. Amerikalılarla sorunları çözmede Suriye ile Filistinlilerin ne farkı var? Suriyeliler, 1991'de Amerikalıların yanında Saddam'a karşı savaşmadı mı? Ama İran'ın Suriye ile ilişkisi devam etti ve ittifak düzeyine yükseldi. Ülkelerin veya örgütlerin kendi görüşleri vardır. Dostlar, nasihatlerini verip çok müdahale etmezse daha iyi olur. Bu saygı duyduğumuz büyük ülke, halkını sevdiğimiz ve yakın ve derin ilişkiler içinde olduğumuz bu büyük ülkenin böyle olmasını istemiyoruz. Biz bölgede daha iyi daha etkili ve daha olumlu olmalarını istiyoruz.

   

Oslo'dan sonra Filistin'in artık bağımsız kararı kalmadı

 

Elif Sabbağ: Yaser Arafat, başlangıçta Özerk Yönetim ve FKÖ içindeki nüfuzlu güçler veya destekçiler arasındaki keşmekeşi düzenleyecek bir güce sahip değildi. Çünkü destekler yalnızca Arap ve İslam ülkelerinden değildi. Avrupa'nın müdahaleleri vardı, Amerika'nın müdahaleleri vardı. Ayrıca İsrail'le ilişkiler kurulduktan sonra Özerk Yönetim ile İsrail arasında güvenlik koordinasyonu kuruldu. Bütün bunlar, Arafat'a Özerk Yönetim ile diğer Filistinli gruplar arasında bir denge kurma fırsatı vermedi. Hatta çeşitli çevrelerden destek alan el-Fetih içinde bile ihtilaf vardı. Bu durum, Oslo'dan sonra meydana geldi ve 2004'te Ebu Mazin (Mahmud Abbas) yönetime geçince de bu mesele daha büyüdü ve kökleşti nüfuz sahipleri etkilerini gösterdi; çünkü bağımsız siyasi karar alma iradeleri mevcut değil. Filistin sorun yaşıyor, Özerk Yönetim direnişin silahına hâkim olmadıkça hiçbir zaman Gazze'ye geri dönemeyecek. Her ulusal uzlaşmada bu mesele en temel meseledir.

 

Enis Nakkaş: Evet Oslo anlaşmasının imzalanmasından sonra İran'da ve Direniş Ekseni'nde Filistinlilere yönelik çok eleştiri yapıldı. Ancak siyasi ihtilaflara ve atılan sloganlara rağmen İran'da hiç kimse Filistinlilere engel olmadı, onlara bir komplo yapmadı ya da kimse onlardan herhangi birine suikast düzenlemedi. Ama Saddam rejimi, çeşitli ülkelerdeki onlarca el-Fetih liderini, örneğin Tunus'ta Ebu İyad veya Ebu'l Hul gibi el-Fetih liderlerini suikastla öldürdü. Sonuç itibariyle diğer ülkelerin keşmekeş ve çatışması İran'a ulaşmadı.

 

El Fetih'in yanlış düşüncesi; Arafat neden öldürüldü?

 

İkincisi el-Fetih'te yanlış bir düşünce var. O da Filistin halkının tek temsilcisinin kendisi olduğunu, kendisi her nereye gider ve her nereye dönerse destekleyen ülkelerin de onunla birlikte dönmesi gerektiğini düşünmesidir. O halde şuna dikkat etmemiz gerekir Filistin meselesi, Arap ve İslam dünyasının kalbinde yer alıyor. Biz Filistin meselesinin el-Fetih'ten ibaret olduğu gibi bir şeyi kabul edemeyiz. Hatta Filistinliler kendi haklarından vazgeçse bile biz Siyonizmi kabul edemeyiz. Siz şu an emperyalizmin bir aracı olan Siyonizm adlı bir kanserle karşı karşıyasınız. Dolayısıyla el-Fetih, şunu bilmelidir ki kendisi her nereye dönerse destekçilerinin de o yöne dönmesi gerekir diye bir şey yok.

 

Direniş Ekseni'nin hedefi Filistin'in tamamının özgürleştirilmesidir; Filistinlilere bir karşıtlığı veya müdahalesi yoktur. El-Fetih eğer direnmek istemiyorsa bu kendi kararıdır ve Direniş Ekseni ona karşı çıkmıyor. Ama eğer direnmek istiyorsa onu destekliyor. Direniş Ekseni İsrail eksenini hedef almaktadır ve amacı da Filistin'i kurtarmaktır.

 

Yaser Arafat bile Oslo anlaşmasının başarısız olduğunu anlayınca ve Güney Lübnan'daki silahlı direniş sonuç verince geri dönüp tüm irtibat kanallarını kullandı; silahlı intifadayı ve Aksa Şehitleri Tugaylarını desteklemesi için İran ve Hizbullah'la ilişki kurdu. Silahlı intifadaya karşı mücadele venenler kimlerdi?  Dışarıdan ona karşı savaşanlar sadece İsrail ve Amerika değildi. El Fetih'in büyük bir kısmı da ona karşı çıktı ve Arafat'a alternatif bulmak istedi. Yaser Arafat'ı düşürdüler, suikast yapıldı ve böylece ona alternatifler getirdiler.

 

 

Mahmud Abbas'ın Beyrut ziyaretine dair söylenmeyenler

 

Ben burada tüm dünyanın bilmesi için tarihi gerçekleri söylemek zorundayım. Biz, Direniş Ekseni olarak direniş çizgisini Mahmud Abbas'la da sürdürmek istedik.

 

El Meyadin: Nasıl?

 

Enis Nakkaş: O Beyrut'a geldiği zaman… Ancak o Direniş'in davetiyle gelmemişti. Çünkü meseleye temelden şüphe duyuyorlardı. El Fetih'ten kardeşler geldiler ve dediler ki: Rica ediyoruz Ebu Ammar (Arafat) ile konuştuğunuz gibi Ebu Mazin'le (Mahmud Abbas) de konuşun. Onlar: “Biz stratejik durum hakkında konuşmak istiyoruz” dediler. Biz ona dedik ki: Sayın Ebu Mazin bugün Amerika Irak'a geldi ve sen kendi hesabına göre bölgeyi düşmüş görüyorsun. Ben sana iki stratejik analiz vereyim, iki mesaj vereyim. Birincisi şudur: Biz Amerika'ya karşı direneceğiz ve bu, Amerika'nın yenilgisiyle sonuçlanacak. Sen Irak'ı kendi sepetinde görmelisin, Amerika'nın sepetinde değil. Yani bu savaştan Filistin'in destekçisi olan bir Irak doğuyor, Amerika'nın varlığının destekçisi olan bir Irak değil. İkincisi de şu ki Ebu Ammar ile kardeşle ilişki halindeydik. Hedefimiz silahlı intifadayı desteklemekti. Seninle de olacağız.

 

El Meyadin: Abbas'ın buna cevabı ne oldu?

 

Enis Nakkaş: Ben stratejiyi söyleyince, Ebu Mazin ayağa kalktı ve “Bak kardeşim ben strateji ve anlaşma istemiyorum. Ariel Şaron bana neyi verirse ben onu alırım ve durumu düzeltmek için de ağlarım. Siz de kardeşlerinizle olun, ben gittim.” Bu olay gerçektir, tarihe tanıklık olsun.

 

Ben şimdi şunu düşünüyorum, eğer o gün Ebu Mazin'in o odadaki sözü bu olmasaydı ve silahlı intifadayı devam ettirseydi, şimdiye kadar neler yapılırdı! Mahmud Abbas'ın gerçekliği işte budur! O halde tercihini değiştirmiş olan İran değildir. Filistin'i küçük bir ülkeye dönüştürmek isteyenler onlardı. Özerk Yönetim adlı bir hükümet olduğuna, bakanlıklarının idarelerinin olduğuna inandınız. Bunun güvenlik teşkilatı, İsrail'e karşı değil, direnişe karşı savaşmak için var.

       

Nebil Amr: Ama bir şeyi söylemiyorsunuz. O da Ebu Mazin'in gücüdür. Ebu Mazin'den istenen, büyük ülkelerin bile gerçekleştiremeyeceği şeylerdir. Büyük bir ülke olan İran bile bunu gerçekleştiremedi.

 

El Meyadin: Neyi gerçekleştiremedi?

 

Nebil Amr: Bugün İran ve Filistin arasındaki ilişkiyi. Bu ilişki bugün olduğundan çok daha güçlü olabilirdi. Bugün artık Filistinlileri yargılama zamanı değil.

 

El Meyadin: Peki bu durum, Filistin Özerk Yönetimini Suudi Arabistan'ın veya Katar'ın yanına mı yerleştiriyor mesela?

               

Nebil Amr: Arabistan'ın İran'la ihtilafları var o halde Arabistan'ın safında olmalıyız türünden bir protokole ihtiyacımız yok. Filistinlileri şu ya da bu cepheye yüklemek yanlıştır. Bunun doğru bir soru olmadığını düşünüyorum. Eğer Filistin İran'la ihtilaf yaşıyorsa bu, Suudi Arabistan'ın yanına gideceği anlamına gelmez. Biz herkesten bizi desteklemelerini istiyoruz. Bakın Mahmud Abbas'ın Suriye ile Beşşar Esad ile iyi ilişkileri var.

 

Enis Nakkaş: Filistinlilerin tüm ülkelerle ilişki kurmaya hakları var. Ama Filistinlilerin kaç parça olduğuna bakmak gerekir. Biri evinde oturmuş ben silahlı direnişi desteklemiyorum diyor. Diplomasiyle ve başka ülkelerin yardımıyla ilerlemek istiyor. Ancak eğer ona güvenlik gücü yoluyla direniş gruplarına engel olması dayatılıyorsa o zaman yeni bir mesele ortaya çıkar. İsrail diyor ki direnişe yönelik güvenlik operasyonlarının yüzde 90'ı Özerk Yönetim'in işidir. Bugün denklem değişmiştir. Amerikan Başkanı Donald Trump, ben artık dünyanın polisi olmak istemiyorum diyor ve Suriye'den çekiliyor. Afganistan'dan çekilmek istiyor. Irak'tan da çekilecek. Irak Cumhurbaşkanı Amerika'nın Irak'taki görevi terörle mücadeledir, Irak'tan İran'ı izlemek değil dedi. Irak'taki direniş grupları Amerika'yı kovabilir. Dolayısıyla herkes denklemi, bölgede gerçekleşen değişimler çerçevesinde görmelidir.

 

En iyi yol silahlı direnişle diplomasinin birleşimidir

 

Elif Sabbağ: Son 20 yılda Filistin'in zayıf noktalarından biri, iki direniş şeklini birbirine katamamasıdır. İran silahlı direnişi desteklemeye hazır olduğunu söylediğine göre, Amerika ve Avrupa da diplomasiyi desteklediğine göre Özerk Yönetim diplomasi ile silahlı direnişi birbirine ekleyebilir, tüm güçlerden yararlanabilir ve tüm ön şartları reddedebilirdi.

 

Sayın Nakkaş, İran'ın silahlı direnişi desteklemeye hazır olduğunu ve bununla birlikte de diplomatik yollara karşı olmadığını söyledi. Kimileri de var ki siyasi yolları destekliyor; ama silahlı direnişin olmamasını şart koşuyor. Bu yanlıştır, böylesi bir şeyden sonuç alınamaz. Ebu Mazin'in de yöntemlerini gözden geçireceğini sanmıyorum. Belki Ebu Mazin'den sonra gelen biri bunu yapar, hem İran'dan yararlanır hem de diğer destekçilerden.               

 

       

 

Çeviren: Hüseyin Mahir   

  

 

www.medyasafak.net

   

   

 

 

 

 

https://www.farsnews.com/news/13971116000610/۴%DB%B0-سال-روابط-ایران-ـ-فلسطین-ارتباط-عرفات-با-مغنیه-صدام-سران-فتح-را

 

 

 

 

Diğer haberler