Son Yazılar

Enis Nakkaş: Bölgesel birlik projesi ve ortak ordu şart (2)

Medya Şafak 16.3.2014 15:31 RÖPORTAJ
Birinci bölümünü sunduğumuz bu önemli röportajın devamı..

 

Spiker: Yeniden ehlen ve sehlen. Sayın Nakkaş, aradan önce tekfirci proje ile buna karşı çıkan projeden bahsediyorduk. Siz, tekfircilere karşı İran-Irak-Suriye-Lübnan'ı içeren bir projeyi savunanlardansınız. Fiili olarak tekfircilerin Lübnan'a ulaştığını biliyoruz. İntihar bombacıları, bombalı araçlar vs. hepimiz şahit oluyoruz. Ve maalesef saldırının failleri Lübnanlılar.

 

Enis Nakkaş: Niye sadece Lübnanlı diyorsunuz?

 

Spiker: Çoğu Lübnanlı ama.

 

Enis Nakkaş: Araba kaçırma veya şebeke kurma olaylarına bakın, Lübnanlının yanında Filistinli, Suudi hatta Katarlıları görüyorsunuz. Bu olgu tüm bölgeyi kapsamış halde, bunu ısrarla dillendiriyorum. Lübnanlının, bir başka Lübnanlıya bunu yapamayacağını düşünenler vardı. Aynı söylem, Iraklı bir başka Iraklıyı öldürmez söylemine benziyor. İnsanlar farklı kimliklere sahip olabilir. Birden çok kimlikten biri öne çıkabilir. Bir katalizör, bir kimliğini öne çıkartıp yükseltebilir. Siyasetten önce insandan bahsedelim. Bahsettiğimiz eylemlerin büyük bir kısmının toplum ve aynı zamanda insan psikolojisi ile ilgisi vardır. Ben bir taraftan hareket edip diğer tarafımı felçli bırakamam. Toplumların arasındaki etkileşimler gibi. Kurutuluş için ortak paydalarımızı göreceğiz, oradan tutunacağız veya bir tarafta durup patlamaların kurbanı olacağız. Tekfircilerin işi de bu.

 

Nasıl bir musibet olduğunu bir örnek vererek anlatayım. Azteklere bakın bir ilahları vardı ve birlik içersinde idiler. Bir gün bu tanrıları bir timsalde cesed buldu. Timsali tanrı olarak kabul ettiler. Bunun ardından kabileler arasında, timsale kim sahip olacak diye kendi aralarında savaşmaya başladılar. Bizim İslam'da timsallerimiz yok. Bizde, fırka-ı naciye hadisi var. Her fırka ''fırka-ı naciye benim'' dediği zaman Azteklere benzemiş oluruz. Çünkü sen fırka-ı naciye benim dediğin zaman ben kafir ve cehennemlik oluyorum. Bu basit örnek tekfircilerin mantığını gösterirken aynı zamanda Tevhid'i anlamadıklarını da ifade ediyor. Dolayısıyla din merkezli krizlerimiz var. İslamiyet'te ulema krizleri var. Şeyhlerimiz insanları birleştireceğine, evlerinde oturup mezheplerinden bahsederler. Bunun yerine insanları nasıl bir araya getireceğimizi konuşmamız gerekiyor. Tekfirciler de, fırka-ı naciye biziz söylemi ile çıkıp herkesi tekfir (kafir ilan etme) ediyorlar.

 

Spiker: Mesela ordu istihbaratı geçenlerde Ömer El-Atraş'ı yakaladı. El-Atraş, terör faaliyetlerini ve ilişkilerini itiraf etti. Aynı zamanda bir çevrenin, güpegündüz, utanmadan, herkesin önünde bu şahsiyeti savunduğunu da görüyoruz. Vekil ve âlimlerden El-Atraş'ın serbest bırakılmasını isteyenler var. Terörist değil diyorlar. Bu hitaba karşı nasıl hareket edebiliriz? Ne yapılabilir?

 

Enis Nakkaş: Onlar ikiye ayrılıyor. Bir taraf, iftira var derken diğer taraf bu teröristi eylemleri ile birlikte onaylıyor. Bu sorunu nasıl çözersin? Sadece Ömer El-Atraş'ı terörist olarak kabul edip onunla mı hesaplaşırsın, yoksa onu kucaklayan çevreyi de dikkate mi alırsın? Suçluyu yargıladıktan sonra çevre ile de bundan daha geniş siyasi, fikri ve entegre bir strateji ile savaşırsın. Bölgede siyaset, din ve mezhep kaynaklı bir kriz var. Onlarca yıllık krizin bedelini biz ödüyoruz. Basın bu krizi tek cümle ile anlatıp istediği tarafa istediği rengi verebilir ama bizim entegre bir strateji için ayrıntıları önümüze koyup çalışmamız gerekir. Basın bu olguya istediği ismi verebilir. Benim önümde düğümlenmiş kompleks bir olgu var ve bu olguyu tüm ayrıntıları ile işlemem gerekir.

 

Spiker: Evet de bu olgu her tarafı sarmış durumda. Sadece bir çevrede değil. Daha da yayılmakta. Bunları işlemek için vakit yeterli mi?

 

Enis Nakkaş: İki yöntem var. Herhangi bir adım atmadan önce, en azından yukarıda saydıklarımızı işler, çalışır ve yanlış adımın önüne geçmiş olurum. 5 yıldır Amerika'nın yenilgisinden dolayı bölgede stratejik bir boşluk olduğunu ve doldurulması gerektiğini söylüyorum. Güzel sözler bunlar Sayın Nakkaş! Peki bu sözler nasıl fiiliyata dökülür? Bütün alanlarda. Örgütsel, toplumsal, iktisadi ve mücadele alanlarında fiiliyata dökülebilir. Ağlar oluşturulabilir. Bir şey yapmadığımız zaman ise şimdi olduğu gibi bedel öderiz.

 

Spiker: Ağ oluşturmaktan bahsediyorsunuz. Arap Baharı dediğimiz hadiseler yaşandı ve bunun ardından Türklerin, Katarlıların ve Mısırlıların pozisyonları değişti.

 

Enis Nakkaş: Sizce bu pozisyonlar, bahsettiğimiz ağların oluşumuna engel olmak için alınmadı mı? Suudi Arabistan, bu projenin başarıya ulaşması halinde bölgede bir geleceğinin olmayacağını dillendirmiyor mu? Dolayısıyla her yeri karmaşaya sokmak için çalıştı. Buna karşılık halkların ve kitlelerin desteklediği tam ve entegre bir strateji gerekir. Gizli odalarda gizli ittifaklar yaparak, halklarımızı bihaber mi bırakırız yoksa halkları bu proje etrafında mı toplarız? Soru bu. İmam Humeyni'nin, rahmet eylesin, gücü neydi? Bir şeyleri masa altında yapmıyordu. Fikirlerini, halkına sürekli dillendiriyordu. İki cümle ile yorumluyordu. Halkı arkasındaydı. Halk projesi. Halkınla birlikte güçlüsündür. Halktan habersiz yapılacak her şey geçicidir.

 

Spiker: Pratiğe dönersek. Bahsettiğimiz çevreye nasıl yaklaşacaksınız? Diyalog, hitap, güvenlik önlemleri, icraatlar....

 

Enis Nakkaş: Entegre bir strateji ile. Yani medya, hitap, örgütler, yapılar vs. ile ilgilidir. Tek başıma mı savaşırım, yoldaşlarım mı olsun yanımda? Hangisi ile başarıya ulaşırsınız? Ülke olarak tek başıma mı hareket ederim yoksa bölgesel mi? Her ülke kendi başına mı hareket etmeli yoksa Interpol gibi bir yapı mı olmalı? Bu sınırlar arasında evine girer gibi kolayca geçişler gerçekleştirenlere karşı ben ülke olarak komşumla bir koordinasyon içinde  olmadan, sınırımı koruyabilir miyim? Avrupa'da bugün Şengen vizesi denen bir olay var. Herhangi bir Avrupa ülkesine, tüm devletlerin izni olmadan gidemiyorsunuz. Onlar barış ve refah içinde yaşarlarken, bizde kan gövdeyi götürürken  neyin peşindeyiz daha? Gizli değil, açık bir proje olacak ki vatandaş da ''bölgesel bir proje'' var diyebilecek. İktisadi, güvenlik ve askeri alanlarda koordinasyonumuz olacak. Sınırı geçmekten korkmayacağım. Utanmayacağım. NATO, üyesi olan devletlerle istediği yere gidip savaşabiliyor ve meşruiyeti bu devletlerden kazanıyor. Ben ise bir adım atacağım anda, sınırı geçeceğim derken yüzlerce bahane ile karşılaşıyorum.

 

Spiker: Sözleriniz çok güzel ama ayrıntılar? Mesela bir güvenlik raporu gelir elimize, hücre evlerinin liderleri, teröristlerin isimleri ve mekanları, patlamaya hazırlanan bombalı araçlar vesaire her şeyi bu rapor ile biliriz. Bugün her Lübnanlının elinde, patlamaya hazırlanan bombalı araçların plaka numaraları, bilgileri mevcut. Peki sessizce mi durulur bunun karşısında? Neden yakalanmazlar.

 

Enis Nakkaş: Lübnan'da mezhep ve hizip kaynaklı dengeler var. Ülkeyi felce uğratmış durumda. Bugün Yabrud'tan (Suriye'nın batısı) çıkınca Arsel'e (Lübnan'ın doğusunda) geçersiniz. O hat kesilmiş ve birileri bir şeyleri, patlayıcıları oradan sokuyor. Bu sır değil artık. Bu bölgede niye bir önlem almıyorlar. Çünkü bazı yerel denklemler, Lübnan'daki mezhep ve hizip dengeleri dahilinde. Eğer ki proje tüm bölgeyi kapsayacak şekilde, bu dengeleri yok ederek gerçekleştirilebilirse, bu sorunu da çözmüş oluruz.

 

Spiker: Lübnan'daki patlamaların bir kısmında, yine Lübnanlı isimlerin sorumluluğu var. Yeni bir hükümet kurulunca bu durum çözülür mü?

 

Enis Nakkaş: Hayır, çözülmez. Meseleyi hafifletir ama çözülmez.

 

Spiker: Her şeyi açıkça konuşmak gerekirse, bu isimlere siyasi örtü verenler var.

 

Enis Nakkaş: Partiler, liderler ve bazı taraflar, iç savaşta kışkırtıcı bir rol oynayarak siyasi mevkiler kazanmaya baktılar. Devlette payı olur, kitlesi, diğer kitlelerden daha güçlü olur, anayasada söz hakkı olur ve ila ahiri. Bütün bunlar o süreçte yapıldı. 18 sene süren savaşta kanları ile boğuldular. Şimdi yeni nesil, aynı şekilde var olduğu bölgede kazanmak için aynı yola başvuruyor, örneğin Trablus'ta mezhebi söylemlerle liderliğe oynayanlar var. Bu gidişat ne getirir? Hiç bir kazanım getiremez. Vatanı karıştırır ve vatanın karışması herkese kaybettirir.

 

Spiker: Sayın Nakkaş büyük bir projeden bahsediyorsunuz. Lübnan sahasına bakıp, isimleri de analım. Lübnan'da hükümet kurulması için İran ve Suudilerin onay verdiği söyleniyor. Bu ittifak Lübnan'da yeni hükümetin kurulmasını sağlar mı? Lübnan'ı, bölgede olan bitenden uzak tutar mı?

 

Enis Nakkaş: Bugün Suud ''Ben Lübnan'da yüzde yüz güvenlik istiyorum'' deyip, ilişki içinde olduğu kim varsa desteğini kesse bile herhangi bir Arap rejiminin kontrolü dışındaki grupları ne yapacağız? Dün ateşle oynadılar, bugün bizi ilgilendirmez diyorlar. Bahsi geçen gruplar daha önce Yemen'de, Arabistan'da savaştılar. Daha sonra müttefik oldular. Bölgesel bir proje dışında çözümü yoktur bu olgunun. Israrla söylüyorum. Artık sadece Arapları da ilgilendirmiyor.

 

Spiker: Siz kapsayıcı bir projeden ve mekanizmadan bahsediyorsunuz ama İsrail ile savaşta, biz İsrail'e düşman derken, bu ismi vermekten kaçan Lübnanlılar vardı. Ülke içinde böyle bir konuda bile ihtilaf var.

 

Enis Nakkaş: Bahsettiğiniz o Lübnanlılar da vardı ama aynı zamanda Mısır'da, Mukavemet'i destekleyen milyonlar vardı. Milyonlarca Arap, Müslüman, Hıristiyan ve dünyadan özgür bireyler vardı Mukavemet'i destekleyen. Beni tüm dünyada destekleyen kitleler varken, komşumun, gözümü kör etmesine izin veremem.

 

Spiker: Peki projenize karşı bu insanlar elleri bağlı mı oturacak? Veya tekfirciler izin verecek mi?

 

Enis Nakkaş: Tekfirci seni öldürmeye geliyor zaten. Ben adım atamam desen de demesen de tekfirci seni öldürmeye yok etmeye geliyor. Onların hiçbir birleştirici projeleri yok, bu yüzden kaybedecekler zaten.

 

Spiker: Siyasi araçlarla bu grupları eritemez miyiz? Müzakere ve diyalog masası kurulsa? Siz az önce Türkiye ve İran'ın pozisyonlarından bahsettiniz. Atacakları adımlar var dediniz. Diplomasiyi çalıştırmanın zamanı gelmedi mi? Biraz İran ve Arabistan'dan bahsedebiliriz bu konuda.

 

Enis Nakkaş: Siz uzlaşmalardan bahsediyorsunuz. Ben ise bölgede cevheri bir çözümden bahsediyorum. Diğerini yok sayan bir çözüm değil. İkimizi ayağa kaldıracak bir çözüm. Buna dahil olursan, kazanırsın, aksi halde kaybedersin. Anlaşmak için iki yol var. Karşıdakine, daha iyiyi gösterip, daha önceden kör olduğunu söyleriz. Yöntemimiz, iyi olanı ortaya çıkarıp göstermek. Kör olanın kendiliğinden gözleri açılır o zaman. Birleştiricilikten uzak olanları izole edecek, ilerici, herkesi kapsayan ve  bölgede toplumsal güvenliği ve adaleti sağlayacak proje ile çıkacaksın. Ben çatışmaya çağırmıyorum. Ben, iyi olanı ortaya çıkarmaktan ve önermekten bahsediyorum. Bu önerme, savaşta bana yardım ederken diğer tarafı izole etmiş olacak. Dünyada buna benzer deneyimler yok mu?

 

Spiker: Peki şimdi böylesine bir projenin ilan edilmesi uygun mudur?

 

Enis Nakkaş: Hayır, tam zamanı şimdi. Yarından önce, bugün. Çünkü bir muammanın içindeyiz. Ya aşiretler, mezhepler ve kabilelere göre haritalarımızı daha da küçültecekler ya da karşılarına bu proje ile çıkacağız. Biz, bölgenin renkli olduğunu, birçok farklı inanç ve etnik kökenden gelen halkların olduğunu söylüyor ve bununla gurur duyuyoruz. Bu çeşitliliği idare edebilecek projelerimiz olduğunu da söylüyoruz.

 

Spiker: Geri dönüp size İran-Suudi diyalogunu daha ayrıntılı soracağım Sayın Nakkaş. Bir uzlaşı için masaya oturmanın zamanı geldi mi yoksa her bir güç, çıkarı doğrultusunda terazinin dengesiyle mi oynayacak?

 

Enis Nakkaş: Şu ana kadar Suud krallığının istişare etmek istediğine dair bir işaret yok. İran kaç defa açıkça ilan etti bunu. Daha dün Muhammed Cevad Zarif, Körfezle diyaloglarının olduğunu, Arabistan ile de diyalog kurmak istediklerini söyledi. Belki de ülke içinde sorunlar yaşıyorlardır. Ama ben şunu demek istiyorum, biz aşiretler tarzı bir çözüm mü arıyoruz? Bir çatışma vardı, bunu bitirdik, herkes evinde dönsün. Bu mu? 3 trilyon dolara sahip bir devletin bu parayı, bölgenin güvenliğini sarsmada, bölge ülkelerine komplolar hazırlamada ve Amerikalılar ile Siyonizmin hizmetinde kullanmasına izin verilebilir mi? Oturup izleyecek miyiz? Bugün Avrupa ve Amerika, dünyanın herhangi bir yerine müdahil olup, insan hakları, demokrasi vesaire tanımları yapıyor. Sykes Picot'da çizilen sınırlar o kadar saygı görüyor ki, bir ailenin yönettiği, halkından meşruiyet kazanmamış bir komşu krallığa karışılmıyor, saygı duyuluyor. İçinde yaşadığımız musibeti görüyor musunuz?

 

Spiker: Diplomatik ilişkilerin önemini azaltıyorsunuz. Sınırın ötesine bu şekilde yaklaşmak fitne değil midir?

 

Enis Nakkaş: Hayır, hayır, kesinlikle fitne değildir. Ben İran, Irak, Suriye ve Lübnan'ı, mezhebi sebeplerden mi bir araya getiriyorum? Sebebini söyleyeyim.

 

Spiker: Şii hilali?

 

Enis Nakkaş: Hayır, ben demedim, bir diğeri Şii hilali dedi. Bırakın istediği ismi versin. Doğru mu kabul edeceğiz? Bir araya getirdiğimiz ülkelere bakalım. Kimsenin, İran'ın halkından aldığı meşruiyetten şüphesi var mı? Hayır. Şimdi, bölünmesi ve denklemlerin yeniden kurulması amacıyla saldırı altında olan Irak'ta, başbakanın, seçimler ve koalisyon denklemleri dışında koltuğuna oturamayacağından kimsenin şüphesi var mı? Hayır. Suriye'nin geleceğinde, kim olursa olsun, seçimler ve halk meşruiyeti dışında kimse yönetime gelebilir mi? Hayır. Bizim Lübnan'da, gerçek demokrasi olmamasına rağmen, mezhep ve hizip denklemleri varlığında seçimler dışında kimse yönetime gelemez. Ben bu anlayışları, halkların meşru anlayışı olarak görüyorum. Avrupa ne dedi?  Avrupa'ya girmek isteyenler için iktisadi şartlar getirdi. Ekonomik olarak baktı. Benim musibetim ekonomik değil, toplumsal, mezhepsel, aşiretler, kabileler, hizipler ve ila ahiri. Bunu nasıl çözerim? Derim ki, kimse halk meşruiyeti olmadan yönetemez. Bunu esas alırım. O an Suud ailesinin krallığına da laf ederim. Bu ilerici mekanizmada yer almak mı istersiniz, az önce saydıklarımı esas alın kardeşim. Bırakın halkınız seçim yüzü görsün. Ben size savaş açmıyor, topraklarınıza girmiyorum.

 

Spiker: Geçenlerde Cenevre-2 konferansı düzenlendi. İran, BM lideri tarafından esas rolü oynadığından dolayı konferansa davet edildi. Sonra da davet geri çekildi.

 

Enis Nakkaş: Güç dengelerinde ne değişti? Bu oyunlar çok gülünç. Bugün artık sır olmadığını bildiğimiz şeyler var. Makaleler, çalışmalar ve raporlar var. Amerika, İran'ın konferansta hazır bulunmasını temenni ediyordu. Başarılı veya başarısız, her iki sonuçta da İran'ın orada hazır bulunmasını temenni ettiler.  Lakin, Suudi Krallığını ve küçücük de olsa bir kazanım elde etmek isteyen muhalefeti razı etmek amacıyla daveti geri çektiler. Koalisyon ve Arabistan konferansa gitmemekle tehdit etmediler mi? Amerika istedi ve Ban Ki Moon daveti geri çekti. Dolayısıyla, ifade için kusura bakmayın, Amerika, Koalisyon ve Arabistan'a konferansa katılmaları amacıyla kemik attı. Sonra bir kemik daha attılar: Muhalefeti silahlandırma. Herkes ''Amerika Cenevre süresince muhalefete silah yardımı kararı çıkarttı'' diyor. Yanlış. Amerika, konferansa gitmeden önce muhalefete silah sözü verdi. Muhalefet, sahada zayıfız Cenevre'ye gidemeyiz deyince Amerika silah yardımı sözü verdi. Carba çıkıp açıkça söyledi. Amerika'nın, Cenevre'ye katılımımız için söz verdiği silah sahaya ulaştı dedi. Sahada olanlar da bunu bilir. Bu silah, Cenevre'den önce muhalif grupların eline ulaşmıştı.

 

Spiker: Cenevre-2 ne getirdi? Ne kazandırdı sayın Nakkaş? Diplomasi alanında ve medyada, Suriye heyetinin rahat olduğunu gördük. 3 senedir izole edilmişlerdi. Bu sahneyi nasıl okumalı?

 

Enis Nakkaş: Öncelikle, Ruslar açısından bakarsak, askeri seçeneği  ortadan kaldırmak amacıyla bu yola gittiler ve başarılı oldular. Amerikalılar ise, Rusları siyasi çözüme çekti ama Cenevre-1'de güç dengelerinin çıkarına olmadığını fark edince, konuyu Cenevre-2'ye erteledi. Bugün Cenevre-2'deki durumu daha kötü. Hiçbir şey elde edemediler. Suriye yönetimi ise, bu diyalogda esas eksen olduğunu söyledi ve bu konuda başarılı oldu. Herhangi bir uzlaşı, biz olmadan başarıya ulaşamaz diyorlardı ve şimdi esas eksen oldular. Suriye yönetimi bunu dillendirirken, karşı taraf ne zaman devrileceği ile ilgili hesaplar yapıp tarihler ilan ediyordu. Cenevre-2'de bir masa var evet ama esas savaş da sahada. Şimdi sahadaki askeri dengeler de biliniyor. Kimin güçlü olduğu da. Her yeri patlatan bir olgu varken bizim meselemiz sadece Cenevre'den ibaret olamaz. Her zaman bunu söylüyorum. Lübnan'ı, Irak'ı okumadan okumayın. Irak'ı da Suriye'ye bakmadan okumayın. Bölge, herkesin kendi köşesine çekilmesi ve kendi sorunlarını halletmesi ile çözüme ulaşamaz.

 

Aradan sonra.

 

Spiker: Sayın Nakkaş, aradan önce Cenevre-2'den bahsediyorduk. Bir sonraki turlarda, muhalefet heyetinin genişlemesinden ve İran'ın katılımından bahsediliyor. Bir sonraki turlardan ne bekleyebiliriz?

 

Enis Nakkaş: Buradaki hedef, çözümün siyasi olması. Cenevre-2'den sonra yeni Türkiye'nin işaretlerini gördük. Arabistan'da, cihadçılara ceza kararından öne gazetelerde ve medyada, savaş gidenlerin hedef alındığını gördük. Sonra da 5 yıldan 20 yıla kadar ceza öngören kararı çıkardılar. Bütün bu değişimler neden oldu? Bunları Cenevre-3'e yorabilir miyiz? Evet. Herkesin üslubu değişecek ve o zaman ortaya somut bir şeyler çıkabilecek. Bundan önce muhalif heyetten, sadece geçiş komitesini kabul etmelerini isteyip onları kışkırtan kimdi? Davutoğlu! Bugün Davutoğlu bir sınav ile karşı karşıya. Cenevre kulislerine gidip muhalefeti tekrar kışkırtacak mı? Yoksa bir tarafa çekilip başınızın çaresine bakın mı diyecek? Suudiler şartlarını öne sürecek mi? Amerikalılar, silah yardımı rüşvetinden sonra pozisyonlarını değiştirecekler mi? Verdikleri silahla bir netice edilmediğini gördüler. Bir sonraki turda ne yapacaklar? Bütün bu meseleler Cenevre-3'te ortaya çıkacak.

 

Spiker: Cenevre-2 süresince saha sakindi. Konferans biter bitmez saha yine sıcak çatışmalara sahne oldu.

 

Enis Nakkaş: Cenevre-1'e bakın. Bu konferanstan sonra, yeniden farklı tarihler üzerinde anlaşıldı ama sonra baktık ki eylül, ekim, kasım derken verilen sözleri erteleyip durdular. Muhalefet ve destekçileri, rejimin devrileceğini öngörüyordu. Dolayısıyla 2 ay sonra devireceğimiz rejimle niye müzakere edelim dediler. Bugünkü durum, az öncekinin tam tersi. Suriye yönetimi Cenevre'ye gitti ve Sayın Velid Muallim ''Mr.Kerry, sınırları biz belirleriz, Suriye halkı belirler'' dedi. Dolayısıyla dengeler değişti. Muhalif gruplar arasındaki savaş sürüyor. Suriye ordusunun ilerleyişi de sürüyor. Bazı bölgelerde ateşkesin sağlandığını ve ağır silahların, mühimmatların teslim edildiğini de görüyoruz. Biz sadece büyük savaşları dikkate alıyoruz ama gelip teslim olunan bölgeler savaştan çok daha fazla önem arz ediyor. Suriye halkı da, Nabk ve Kefr Suse'de gördüğümüz gibi hareketlenerek sokaklara çıkarak rol alabileceğini gösterdi.

 

Sahada askeri başarı ikinci derece iken, az önce bahsettiğimiz ateşkesler birinci dereceden önem arz ediyor. Ateşkes, o silahlı grupların başarısız olduğunu ve silahlarını teslim ettiklerini gösteriyor. Bununla birlikte devletin güçlü olduğunu ve uzlaşmalar sağlayabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu çok önemli bir mesajdır her tarafa. Bu ateşkesler başka bölgelere de yayılabilir. Özellikle de birbirleriyle savaşan gruplar umutları yok ederken.

 

Spiker: Suriye rejimi, bu gruplar arasında süren savaştan nasıl yarar sağlayabilir?

 

Enis Nakkaş: Öncelikle bu savaş, muhalifleri zayıflatıyor. İkinci olarak güvenilirlikleri yok oluyor. Çünkü bu gruplar demokrasi ve özgürlük için geliyor olsa idiler bu kadar vahşi yöntemlerle savaşıyor olmazlardı. Bütün bunlar rejime yarayan gelişmelerdir. Nusra'nın Şam'daki eylemini ve o süreci hatırlarsanız rejim itham edilmişti. Daha sonra...

 

Spiker (Araya girerek): Rejimin aynı zamanda IŞİD'in kurucusu olduğu söyleniyor...

 

Enis Nakkaş: Herkes bilir ki IŞİD'in esası Irak'ta. Suriye rejimi Maliki'ye karşı da mı savaş açmış durumda? IŞİD, Irak'ta Anbar'dan Suriye'ye kadar uzanan, yönelimleri, liderleri ve ideolojisi ile bilinen bir örgüt. İçinde de 80'e yakın uyruktan militanlar var. Yine Çeçenleri Suriye'ye getiren rejim miydi? Eğer ki Suriye muhaberatı bu güce sahipse bırakın CIA istifa etsin. Bunların hepsi yalan. Nusra için aynı iddiaları dillendiriyorlardı ama bugün muhaliflerin resmi müttefiki oldu. Türkler de, IŞİD için rejimle işbirliği içinde deyin telkininde bulunuyor. Türkler bugün hesaplarını gözden geçirdi ve terörle mücadele edeceğim diyor.

 

Spiker: Cenevre'den ne bekliyorsunuz? Çözüm nasıl olacak?

 

Enis Nakkaş: Suriye'deki teröre karşı olan, dış müdahaleye ve şiddete karşı olan vatanseverlerle birlikte çözüm aramaktan başka yol yok. Diğerleri ise iktidarın yarısını teslim edin sonrasına bakarız diyorlar. Hayır. Önce kendini ispat et. Beni sürekli ayrıntılara çekiyosunuz ama bana göre bu ayrıntılar bizi ne zengin eder ne de açlığımızı giderir, ne Suriye'de, ne Irak ne de Lübnan'da. Çok daha fazla bilince sahip stratejik bir proje gerekmekte.

 

Spiker: Ben de bu projenin yanındayım ama ayrıntılar ve veriler var. Ben Cenevre-2'de oturup Suudilerin, Türklerin, Amerikalıların konuşmalarını dinlediğimde...

 

Enis Nakkaş (araya girerek): Amerikalının söylediği neydi? Yalandan ibaretti. O koltukta farklı bir şeyler söylerken, kulislerde farklı şeyler söylüyor.

 

Spiker: Amerika Birleşik Devletleri dediğimiz ülke şimdi Suriye'den ne istiyor?

 

Enis Nakkaş: Mukavemet zincirinde yer alan Suriye halkasını kırarak, İran'dan Lübnan'a ve Filistin'e uzanan Mukavemet'i devirmek istiyordu. Başarısız oldu. Bugün, siyasi çözüm sürecinde yer almasının nedeni, zararlarını azaltmaktır. Bugün Amerikalı analistlerin çoğu, zararlarımızı hafifletmek için Cumhurbaşkanı Esad ile iş yapmaktan daha iyi bir çözüm yok diyor.

 

Spiker: Arabistan ile ilişkileri ne olacak?

 

Enis Nakkaş: Arabistan'a güven vermeye çalışıyor.

 

Spiker: Buna karşılık şöyle bir görüş var. Amerika'nın, Suriye sahasında eriyen tarafların, sürecek çatışmalarından en fazla yarar sağlayacak ülke olduğu söyleniyor. Amerika bu süreçte Suriyelilerle niye uzlaşıya varsın?

 

Enis Nakkaş: Çünkü süren çatışmalar, bir bölgede sınırlı kalabilir, bölgesel olabilir ve küresel de olabilir. Bu değişimleri yaşayabilir. Bu oyunu kontrol edemiyorsun. Türkler niye bugün hassaslaşmaya başladılar? Çünkü bazı şeyler sınırını aşabilir. Avrupalılar niye Suriye'ye güvenlik heyetleri göndermeye başladı? Çünkü kendi ülkelerinden gelen cihadçılar geri dönüp krize neden olabilir. Başta bunları düşünmediler. Bu cihadçıların Suriye'de öleceklerini düşündüler. Rejimi devirirler diye hesapladılar. Düşünceleri gerçekleşmeyince, yenilgilerine karşılık bir şeyler toplamaya başladılar.

 

Spiker: Amerika'nın bölgede istediği şeyin, İsrail'in güvenliği olduğunu düşünmeye alışığım. Bugün baktığınız zaman İsrail, yüzlerce militanı tedavi ettiğini ve onlarla ilişkilerinin olduğunu ilan etti. Demek ki bu gruplardan memnun bir İsrail var. Bu gruplar Filistin için gidip savaşacaklarına Lübnan'a gelip kendilerini patlatıyor. Niye İsrail sınırına gidip eylem yapmıyorlar?

 

Enis Nakkaş: Zamanında Arap milliyetçilerinden bir grup ''birlik, özgürlük, sosyalizm'' derken bir başka grup ''özgürlük, birlik, sosyalizm'' diyordu. Önce birlik mi , özgürlük mü tartışması içindeydiler! Teorileri farklıydı. Dolayısıyla bu grupların sizin gibi  düşünmesini bekleyemezsiniz. Onlara göre Suriye rejimini devirip halifeliği getirmek öncelikli.

 

Spiker: Haritadaki tüm ülkeleri devirip mi gidecekler İsrail'e?

 

Enis Nakkaş: Bu tekfircilerin fikri, doğru olduğunu söylemedim. Mühim olan düşüncelerini anlamak. Arap milliyetçilerinden, birlik sağlamadan önce İsrail'e karşı savaşmayı uygun görmeyenler yok muydu? Birlik olamazsak Filistin için savaşamayız demediler mi? Böyle bir siyasi anlayışları vardı. Tekfirci değillerdi. Baasçılar vardı mesela. 40 yıl boyunca aralarındaki sınırı kaldıramadılar bugün IŞİD geldi o sınırı kaldırdı.

 

Batılılar, Osmanlı'ya darbe vurmak üzere bölgeye geldiğinde Araplara büyük bir Arap devleti sözü verdiler. Savaştan sonra İngiliz başbakanı Fransız başbakanı ile bir araya geldi. Fransız, İngiliz'e şunu sordu: Bizim çıkarlarımıza karşı olmasına rağmen Araplara nasıl devlet sözü verebildiniz? İngiliz'in cevabı şöyle oldu: Bölgeye 1 milyon 300 bin asker ile gittik. Bunların içinde 300 bin Müslüman asker vardı. Bunlar, Müslüman Osmanlı'ya karşı bizim emrimiz altında savaşmazlar. Osmanlı halifesinden daha önemli bir şeye ihtiyaç duyduk. Osmanlı'ya savaş ilan edebilecek bir şey. Mekke Şerifi Hüseyin'den başkasını bulamadık. 

 

Irak haritasını çizdiklerinde, aralarında bir tek Iraklı yoktu. Şu an tüm Iraklı öğrencilerin çizdiği ve Irak ordusunun korumaya çalıştığı haritayı, önceden gazeteci olan sonra da müsteşar olan İngiliz Gertrude Bell çizdi. Arap aşiretleri üzerinde uzman olan 50 yaşından küçük bu kadın çizdi haritayı. Bell'e sordular: Size göre Irak'ı kim yönetir? Cevap: Irak'ta Şii ve Sünniler var. Hangi taraf gelirse, diğer taraf razı olmayacak. Ben, Fransa'nın Suriye'den kovduğu Faysal'ı öneriyorum. Bu adam, Ehlibeyt'e yakın olan Haşimilerden olduğundan Şiiler kabul edebilir. Sünni olduğu için de Sünnileri razı etmiş oluruz. İngilizlerin, Arapça yayın yapan radyosu Faysal'ı övmeye başladı. Gazeteler onu yazmaya başladı. Iraklı olmayan Faysal Irak'ın başına getirilmişti. Başa geldiği zaman da bu işin arkasında Bell'in olduğunu gayet iyi biliyordu. Irak'ta Dicle kıyısında en güzel villayı hediye ettiler ona. Bell her gün villadaki havuzunda yüzdükten sonra Faysal'dan başlayarak tüm bakanları kabul edip Irak'ı yönetmeye çalışıyordu.

 

Verdiğim örnek, inançlarımızı esas alarak nasıl hareket ettiklerini gösteriyor. Birinci Dünya Savaşından beri durum böyle. Mezhebi kimliklerimizle nasıl da cezbediliyoruz? Bugün bölgedeki sorunları yine aynı mantıkla çözmeye çalışıyoruz. Herkes var olduğu yerde sınırlı çözüm peşinde. Hayır, mesele bundan daha derin. Çözümü de,  iktisadi olarak desteklenen toplumsal öncelikli siyasi bir projedir. Aksi halde Bernard Lewis'in projesi başarıya ulaşacaktır.

 

Spiker: Bu proje hangi başlık altında olacak? Terörle mücadele mi? Filistin davası mı?

 

Enis Nakkaş: Tarihten örneklerle anlatayım. Hollanda, kantonlardan oluşuyordu. İsviçre de kantonlardan oluşuyordu. Fransa çıktığında, bu iki devlet, eriyebilirler diye korkmaya ve buna karşılık konfederasyon vb. çözümler aramaya başladılar. O dönemki atmosfer, ticaret üzerineydi. Yani hangi ülke daha fazla ticaret yaparsa, hangisi daha fazla pazar açarsa o öne geçiyordu. Ne yaptılar? Hızlı bir şekilde konfederasyonlar kurdular ve İsviçre dünyadaki en önemli modellerden, Hollanda en güçlü ekonomilerden biri oldu. Tehlike karşısında hızlıca kendilerini korudular.

 

Şimdi biz bölgede, toplumsal dokumuzu yok edecek bir patlamanın eşiğindeyiz. Ya mezhepler ve kavmiyetler savaşına gideceğiz ya da bölgeyi kalkındıracak en güzel modeli bulacağız. Sonra da bölgenin tüm halkları; İranlısı, Azerisi, Türk, Kürt  ve Arap bu modelde çıkarını görecektir. Yeni bir bölge inşa ediyoruz Betül kardeşim. Sakın ha, sakın bir yerde kontrol noktası kurarak, güvenlik önlemi alarak sorunu çözebileceğinizi düşünmeyin. Kaçınılmaz bir gereklilik bu.

 

Spiker: Bu projenin gerçekleşmesine ne kadar var? Mesela İran bu projeyi önerirse Arabistan katılır mı?

 

Enis Nakkaş: Örneğin İran bu meseleyi gidip Türklerle, Mısırlılarla oturarak konuşursa, iki taraf da çıkarı olduğu halde bunu reddeder mi? Şimdi Türklerle ilişkiler yeniden kuruluyor. İran en başından beri sabırla hareket ediyor. Başından beri takip ediyorum İranlıları. Türklerin bir ileri bir geri gittiğini görüyorlar. Türklere en başından beri düşmanca tavır takınsaydılar, düşman ilan etseydiler, şimdi geri döndürebilirler miydi? Türkiye'nin coğrafyasına, halkına ve jeopolitiğine güvendiler. Davutoğlu'nun ahmaklığını dikkate almadılar. Mısır ise bugün bölgede rolünü arıyor. Ya Arabistanlıların milyarları ile memur gibi çalışacak ki bu da Mısır için bir musibet, veya bölgede Mısırlılar, Türkler ve Farslar ile arasında üçlü diyalog ile çözüme kavuşacaklar. Başka bir çözüm yok.

 

Spiker: Çok teşekkür ederim Sayın Nakkaş.

 

Enis Nakkaş: Ehlen ve sehlen.

 

 

Çev: Hasan Sivri

 

medyasafak.com

 

 

Diğer haberler