Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (11)

Medya Şafak 23.5.2013 17:50 EHL-İ BEYT OKULU
75 dersin çevirisine kaldığımız yerden devam ediyoruz...

18/07/2010
 

- Sunucu: Rahman Rahim Allah'ın Adıyla, Hamd Allah'a özgüdür. Salat ve Selam Allah'ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), tertemiz Âline, seçkin değerli sahabelerine olsun.
 

Değerli izleyicilerimizi selamların en güzeliyle selamlıyoruz. Allah'ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. Sizinle ‘Utruhetü'l-Mehdeviyye/Mehdilik Meselesi' programının yeni bir bölümünde ‘Sened ve Delalet Açısından Sekaleyn Hadisi' konusunun on birinci kısmında birlikteyiz. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey'i selamlıyoruz. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!
 

- Hoş bulduk.
 

- Efendim, Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantının sahih bir isnad zincirine sahip olmadığını anladık. Acaba bu varyantın sizin verdiğiniz bilgilerin dışında başka bir kanalla dahi olsa sahih sayılması için başka bir alan ve çaba söz konusu  mudur?
 

- Ayetullah Haydari: Koğulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan Allah'ın yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a) ve tertemiz Âline olsun.
 

Önceki programlarda bazılarının Sekaleyn hadisini ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklinde sunmaya çalıştıkları, ancak bu varyantın kanıt olarak kullanılabilecek hiçbir sahih isnad zincirinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Bu esasa göre aslında Sekaleyn hadisinin bu varyantının Hz. Resulullah'a (s.a.a) nispet edilmesi doğru ve mantıki değildir. Hatta bu nispet Şeriata da uygun değildir. Bu varyantın beş geliş kanalının her birisinde ya çokça yalan söyleyen bir ravi vardır, ya ravilerden birisi yalancılıkla veya hadis uydurmakla itham edilmiştir, ya da raviler arasında zayıf bir şahsiyet mevcuttur. Ricâl ve isnad zincirinin sahihliği anlaşılmadan hiçbir kimsenin “Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: Aranızda Allah'ın Kitabını ve Sünnetimi bıraktım” deme hakkı bulunmamaktadır. Zira Resulullah'ın (s.a.a) bu buyruğu ya kesindir veya kesin değildir. Eğer kesin değilse sanki kesin bir şekilde Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından söylenmiş gibi O'na (s.a.a) nispet edilmesi doğru değildir. Halbuki bu durum hadisin ‘Aranızda Allah'ın Kitabını ve İtretim olan Ehl-i Beytimi bıraktım' varyantı için geçerli değildir.
 

Sekaleyn hadisinin ‘Benden sonra sımsıkı tutunduğunuz müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şeyi aranızda bıraktım: Allah'ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim' şeklindeki bu varyantının geliş kanalları sağlam ve kesin olduğu gibi sahabenin büyükleri tarafından mütevatir olarak aktarılmıştır. Ancak ne var ki kimileri ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki Sekaleyn hadisinin sahih olduğunu göstermek için başka bir çıkış yolu aramaya koyulmuşlardır. Uzun vakit alabileceğinden ve bizi programın halkın geneli tarafından izlenilebilmesi şeklindeki yayın politikasının sınırlarını çiğneyip sadece kültürlü, düşünsel kabiliyeti yüksek ve bilginler tarafından anlaşılabilecek bir formata dönüştürme çekincesinden dolayı bu konunun detaylarına girmek istemiyorum. Gerçi programımızın izleyenleri arasında kültürlü, düşünsel kabiliyeti yüksek olanlar ve bilginler de bulunmaktadır. Ancak programımızda uzmanlık yönü bulunan bölümlere girmemeye çalışacağım. Şimdi ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki Sekaleyn hadisini sahih göstermek adına ortaya konan bazı uğraşları göstermeye çalışacağız.
 

Bu uğraşlardan birisi ricâlî bir kaideye dayanmaktadır. Bu gayret, ricâl bilginlerinden bir grup tarafından serdedilmiştir. Bu çabanın savunucusu olanlar şöyle derler: Elimizde bir hadis var ve bu hadisin de bireysel olarak alındığında kanıt olarak kullanılamayacak bir şekilde zayıf olan çeşitli kanalları varsa bu kanalların bütünü bir araya getirilip toplanır, her birisinin zayıflığı diğer kanallar tarafından telafi edilir. Böylece bu zayıf hadis -hasen li-zatihi değil- hasen li-ğayrihi hadis kategorisine yükselmiş olur. Onların bu konudaki dayanakları gereğince, dayanak olarak alınan hadis ya sahih li-zatihidir, ya hasen li-zatihidir, ya sahih li-ğayrihidir veya hasen li-ğayrihidir.
 

Öyleyse dayanak olarak kullanılan hasen li-ğayrihi hadis nedir? Bütünü zayıf kanallar tarafından rivayet edilen ancak her birisinin zayıflığı diğer/ler/i tarafından giderilen hadise hasen li-ğayrihi hadis denilir. Bu tanım hadis bilginlerinin bir bölümünce yapılmıştır. Allame İbn Useymin, Mustalahü'l-Hadis adlı eserinde hasen li-ğayrihi hadisi şöyle tanımlar: “Zayıf hadisin, biri diğerini telafi edecek ve aralarında yalancı ve yalanla itham olunmuş bir ravi bulunmayacak şekilde birkaç yoldan nakledilmesidir. Buna hasen li gayrihi deniliş sebebi, herbir rivayet yolu tek başına ele alındığı takdirde hasen mertebesine ulaşamamasıdır. Fakat bütün rivayet yolları gözönünde bulundurulunca bu mertebeye ulaşacak şekilde kuvvet kazandığı görülür.” (1) Yani bu tür zayıf bir hadis hasen li-ğayrihi hadis kategorisine yükselmiş olur.
 

Yazar, Şerhü'l-Usul Min İlmi'l-Usul adlı diğer eserinde ise şöyle der: “Zayıf hadis, sahih ve hasen hadisin şartlarını taşıyamayan hadistir. Biri diğerini telafi edecek şekilde geliş kanalları birkaç yola ulaşırsa zayıf hadis hasen hadis kategorisine ulaşır ve bu tür hadise hasen li-ğayrihi hadis denilir. (2)”
 

Bu bağlamda kimi bilginler Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantının geliş kanallarından her birisinin birer birer ele alındığında kanıt olarak kullanılması mümkün olmayan zayıf hadis kategorisindeyken, kanalların birbirine eklemlenmesi sonucunda hadisin bu naklinin hasen li-ğayrihi kategorisine ulaşacağını söylemişlerdir. Bu durumda hadis “hasen” kategorisine yükseleceğinden kanıt olarak kullanılma olasılığı doğar. İleri sürülen bu kanıt bütünüyle ilmîdir. Zayıf hadisi kanıt olarak kullanarak kendilerini bu konu özelinde eleştirdiğimiz kimseler bize şöyle yanıt vermektedirler: “Sekaleyn hadisinin bu varyantının beş kanalının her birisinin zayıf olduğu doğrudur. Ancak bu rivayetler birbirine eklemlendiğinde ortaya bu tür bir hadisin hasen hadis olduğu sonucu çıkar.”
 

Bu kaidenin ricâl ilmine ilişkin dayanaklarını tartışmak istemiyorum. Diğer bir ifadeyle kuralın ricâl ilmindeki dayanaklarının doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak istemiyorum. Ancak kuralın söz konusu hadise uygulanmasına ilişkin bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Bu kaidenin doğru olduğunu varsayalım. Acaba ‘ve Sünnetim' şeklindeki Sekaleyn hadisine bu kural uygulanabilir mi uygulanamaz mı? Konunun ilmî boyuta sahip olmasından ötürü değerli izleyicilerin dikkatlice dinlemelerini istirham ediyorum.
 

El-cevap: Bu kaidenin doğru ve dayanaklarının da sağlam olduğunu kabul etsek dahi bu hadise uygulanamaz. Gerekçesi de son derece açıktır: Zayıf hadislerin yekdiğerini telafi etmesi görüşünde olan bilginler telafinin gerçekleşebilmesi için rivayet zincirlerinde aşırı derecede yalancı, hadis uydurmakla itham edilen, hadis uydurduğu belli olan ravilerin bulunmaması şartını ileri sürerler. Gerçi bu kural, senedinde meçhulü'l-hal (3) ravinin bulunduğu hadise uygulanabilmektedir. Diğer bir ifadeyle bu kaide sika olup olmadığı belli olmayan, hadis bilginlerinin terminolojisiyle söyleyecek olursak mestur olan kimsenin de içinde bulunduğu isnad zinciri hakkında uygulanabilmektedir. Hadisin isnad zincirinde mestur ravi bulunmuyorsa bu kaide uygulanamaz. Değerli izleyicilerin bu ilmi açıklamalardan yararlanabilmeleri için mestur ravi kimdir sorusuna cevap vermek istiyorum.
 

Hafız İbn Hacer el-Askalani, Takribü't-Tehzib adlı eserinde hadisin derecelerini açıklar. Bu derecelerden birisi de “makbul hadis”tir. Makbul hadis nedir sorusuna verdiği cevabın bir bölümünde şöyle demektedir: “Makbul hadis türlerinin bir bölümü de tevsik edilmemiş birden çok ravi tarafından rivayet edilen hadislerdir. Bu tür rivayete “mestur hadis” terimiyle işaret edilmiştir.”(4) İki şahsın Zeyd'den rivayet ettiğini ancak Zeyd'in de mechulü'l-hal oluşundan ötürü tevsik eden bir cerh ve tadil aliminin bulunmadığını varsayalım. İşte tevsik edilmemiş ve hadis uydurmak ve yalancılıkla da itham edilmemiş belirli bir şahıstan rivayet eden raviler birden fazla olursa bu tür hadisler mestur olarak adlandırılır. Ancak ravi hadis uydurmak ve yalancılıkla itham edilmişse bu ravinin bulunduğu isnad zincirine bu kaide uygulanamaz. Zira ravi artık “mestur” ve “mechulü'l-hal” değil, “malumü'l-hal”dir, durumu bilinmektedir.
 

Bu kaideyi hadisimize uygulayalım. İlk kanalında Salih İbn Musa et-Talhi, ikinci kanalında Kesir İbn Abdullah İbn Amr İbn Avf, üçüncü kanalında İsmail İbn Ebu Üveys, dördüncü kanalında Seyf İbn Ömer ve beşinci kanalında da Abdullah İbn Ebu Nuceyh'in bulunduğu isnad zincirlerine baktığımızda bu ravilerin zayıflığının “meçhulü'l-hal” oluşlarından kaynaklanmadığından dolayı bu ilmî kaide bu hadise uygulanamaz neticesine varıyoruz. İlk ravinin ittifakla terk edildiğini ve son derece zayıf sayıldığını, ikincisinin hadis uydurmakla itham edildiğini ve yalanın direklerinden birisi olduğunu, üçüncüsünün hadis uydurucusu, dördüncüsünün zındık ve hadis uydurucusu, beşincisinin ise müdellis kabul edildiğini söylemiştik.
 

Bu bağlamda Allame Muhammed İbn Salih el-Useymin'in şu açıklamaları yaptığını görmekteyiz: “Yekdiğerinin zayıflığını gideren zayıf hadisin örneği, isnad zincirinde mestur ravinin bulunduğu hadistir. Mestur ravi ise adil mi, fasık mı olduğu bilinemeyen ravidir. Mestur ravi, durumunun belirli olmamasından ötürü rivayet etmiş olduğu hadisi sahih ve hasen hadis derecesine ulaşamayan ravidir. Bir hadisin geliş kanalları birden fazla olur ve isnad zincirlerinde de mestur raviler bulunursa, bizler de hadisin geliş kanallarını birer birer ele aldığımızda geliş kanallarının bütününün zayıf hadis olduğu sonucuna ulaşıyorsak, bu hadis, rivayet kanallarının çeşitliliğinden ve çok oluşundan dolayı hasen li-ğayrihi hadis kategorisine yükselmiş olur. Zira bunların bütünü zayıf olsalar dahi bir hadis hakkında söz birliği etmişlerdir. Bu söz birliği edişleri hadisin bir aslının olduğuna delalet etmektedir. Ancak isnad zincirlerinde hadis uydurmakla itham edilen ravilerin bulunuşu halinde rivayetin geliş kanalları yekdiğerini telafi edemez. (5)”  Eğer ravilerinden birisi mestur ise bu zayıf hadisin zayıflığı telafi edilebilir. Değilse yekdiğerini telafi edemez. Söz konusu hadisin geliş kanallarındaki ravilerin ahvaline önceki programlarda işaret etmiştik.
 

Öyleyse ‘ve Sünnetim' şeklindeki hadisi sahih göstermek için bazılarının yaptığı ve benim de bir takım eserlerde okumuş olduğum bu didinişin bir yolu olarak, bu kaideyi Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantına uygulamak olası değildir. Bu kaideyi bu varyanta tatbik eden kimse hadis kaideleri ve ricâl ilminin kurallarından bihaberdir. Öyleyse Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantını sahih olarak sunmak için gösterilen bu çaba yerinde değildir.
 

- Efendim, konu anlaşıldı. ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantının isnadının zayıf oluşunu göz ardı edecek olursak, acaba elimizde Sekaleyn hadisinin bu varyantının bir aslı var mıdır?
 

- Değerli izleyiciler, önceki programlarda bazı bilginlerin Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' veya ‘Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti' şeklindeki varyantının elimizde bulunduğunu söylemeye çalıştıklarını, telif ettikleri metinlerden okuyup dile getirmiştik. Ancak son derece gariptir ki bu konu ince tetkiklere, uzun boyutlu araştırmalara ve geniş bir kaynak yelpazesine müracaat ettirmeyi gerektirdiği halde Ebu Hüreyre'den müsned olarak aktarılan ‘Hz. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: Allah'ın Kitabı ve Sünnetim. Bunlar Havuz başında bana gelinceye kadar asla ve kata birbirlerinden ayrılmayacaklardır' şeklindeki meşhur rivayet için kaynaklara baktığımızda hemen şu sonuçla karşılaşıyoruz. Rivayeti aktaran sahabi Ebu Hüreyre'dir, rivayetin isnad zincirinde daha önce okuduğumuz gibi Salih İbn Musa et-Talhi bulunmaktadır. Kaynaklara müracaat ettiğimizde hadisin bu varyantına işaret eden kadim kaynaklarla karşılaşırız. Ancak ne var ki rivayetin ifadeleri ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' sözleriyle değil de başka lafızlarla rivayet edilmiştir. Bu son derece tuhaftır.
 

Konuyu Hafız Bezzar'ın (h.292) el-Bahrü'z-Zahhar adlı eserinden inceleyelim. Rivayet şöyledir: “Bize Davud İbn Ömer rivayet etti ve dedi ki; bize Salih İbn Musa İbn Abdullah İbn Talha rivayet etti ve dedi ki; bize Abdüllaziz İbn Rufey' Ebu Salih'ten o da Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Hz. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: Benden sonra size ebedi olarak sapmayacağınız iki şey bıraktım: Allah'ın Kitabı ve Sünnetim. Bunlar Havuz başında bana gelinceye kadar ala birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”
 

Muhakkik bu hadise dipnot düşer ve şöyle der: “Asılda bu hadis ‘ve Sünnetim' diye rivayet edilmemiştir. ‘Ve nesebim' diye rivayet edilmiştir (6).” Bu şu anlama geliyor eserin bir nüshasında ‘ve Sünnetim' şeklinde geçmekteyse de eserin orijinal nüshasında rivayet ‘ve nesebim' olarak geçmektedir. İnsan hadisin orijinal nüshasına baktığında hadisten muradın ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' olduğunu görür. Zira itret, nesebin ta kendisidir. Bu ifadelerle de Peygamber (s.a.a) hanımlarının Ehl-i Beyt'in (s.a.a) kapsamına girip girmediği anlaşılıyor. Önemli olan nokta şurasıdır ki Bezzar'ın el-Müsned'inde rivayet ‘Allah'ın Kitabı ve nesebim' olarak geçmektedir. Birileri şöyle diyebilir: Hadis belki de bir defasında bu ifadeyle, başka zaman da diğer şekilde rivayet edilmiştir.
 

Asla! Bezzar'dan sonra gelen bilgin ve muhaddislerin bütünü Bezzar'ın ‘ve nesebim' dediğini dile getirmektedirler. Aslında Salih İbn Musa et-Talhi'den gelen bu kanalın tek bir örneği bulunmaktadır ki o da budur. Bu kanal da Ebu Hüreyre'ye ulaşmaktadır. Ebu Hüreyre de ‘ve nesebim' şeklinde hadisi rivayet etmiştir. Bu yargımızı güçlendiren kanıt ise Heysemi'nin (h.807) Mecmeü'z-Zevaid adlı eseridir.
 

Ravi dedi ki; Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre o Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu söylemiştir: Benden sonra size ebedi olarak sapmayacağınız iki şey bıraktım: Allah'ın Kitabı ve nesebim. Bunlar Havuz başında bana gelinceye kadar ala birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Bunu Bezzar rivayet etmiştir (7). Yani Salih İbn Musa et-Talhi'nin isnad zincirinde bulunduğu ve Ebu Hüreyre'ye varan bu hadisin bu lafızlarla aktarılışı kesin hakikatlerdendir. Öyleyse Salih İbn Musa et-Talhi nezdinde hadis ‘ve Sünnetim' şeklinde midir? Hayır, aksine hadis onun nazarında ‘ve Nesebim' şeklindedir. Bu nedendendir ki Heysemi söz konusu rivayeti ‘Ehl-i Beyt'in Fazileti' babı başlığı altında tahriç etmiştir. Zira Ehl-i Beyt, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) nesebidir. Bu eser rivayetin ‘ve Sünnetim' şeklinde aktarılmış olmadığının ilk kanıtıdır.
 

Rivayetin ‘ve Sünnetim' şeklinde aktarılmış olmadığının ikinci kanıtı İmam Semduhi'nin (h.911) Cevahirü'l-Akdeyn adlı eseridir. Dedi ki; Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre o, Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: Ben bırakıyorum … Kitabı ve nesebimi. Bu hadisi Bezzar tahriç etmiştir(8). Sonraki bütün ulema rivayetin ‘ve Sünnetim' şeklinde değil de ‘ve nesebim' şeklinde olduğu görüşündedir.
 

Bu hakikate dikkat çekenlerden birisi de Allame Arnavut'tur. Allame, Müsnedü'l-Bezzar'da geçen rivayetin ‘ve Sünnetim' şeklinde değil de ‘ve nesebim' şeklinde olduğunu söyler. Allame şöyle der: Bezzar'a göre Ebu Hüreyre hadisi şu şekildedir: Sizin aranızda Allah'ın Kitabını ve nesebimi geriye bıraktım. (9)
 

Değerli izleyicilere şu soruyu soruyorum: Ebu Hüreyre'ye, dolayısıyla da Hz. Resulullah'a (s.a.a) hadisi ‘Allah'ın Kitabı ve sünnetim' şeklinde nispet edenler ya ağızlarından çıkan sözlerin farkında değildirler ve inceleyip araştırmaksızın konuşmaktadırlar ya da ilmî emanet duygusuyla hareket etmemektedirler. Aksi takdirde telif etmiş oldukları eserlerinde, Cuma hutbelerinde ve çıkmış oldukları televizyon ekranlarında Ebu Hüreyre'den müsned olarak aktarılan bu rivayetin iki farklı şeklinin olduğunu dile getirmeleri gerekirdi. İlmî emanet duygusu budur ve böyle bir tutumu gerektirmektedir. Ben buradan bütün muhakkiklere, bütün akademisyenlere ve hakikati araştıran herkese bir çağrıda bulunuyorum. ‘Falanca şöyle dedi', ‘Allame Arnavut böyle dedi' ‘Allame Albani dedi ki' şeklindeki sözlere fazla güvenmesinler. Gerçi Albani ve Arnavut ricâl ilminde muhakkiktirler. Ancak muhakkik oluşları herhangi bir meselede yanılmayacakları anlamına gelmemektedir. Benim bu ifadelerim onların gözden kaçırdıkları şeyler hakkında doğru ve geçerlidir. Yoksa bu hakikat/ler/i gizlemeleri durumunda yanılma ve gözden kaçırma ifadeleri kullanılamaz. Bunlar hakikatleri neden gizlemektedirler? Ebu Hüreyre'ye isnad edilen bu rivayetin iki farklı şeklinin olduğunu, bir tanesinde ‘ve Sünnetim' diğerinde de ‘ve İtretim' varyantıyla uyumlu olarak ‘ve nesebim' şeklinde geçtiğini insanlara neden açıklamazlar?
 

Öyleyse bu açıklamalar ışığında mesele bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Yani Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantının hiçbir sahih metni bulunmamaktadır. Değerli izleyicilerin şu noktaya dikkat etmelerini istiyorum. ‘Ve sünnetim' şeklindeki varyantının son dönemde olduğu gibi yaygın olmadığına dair elimde çok kuvvetli bir kanıt bulunmaktadır. Son dönemlerde bazı kimseler Sekaleyn hadisinin asıl varyantının bu olduğunu ispat etme sadedinde büyük bir çaba içine girmişlerdir. Ben şimdi İmam Ahmed İbn Hanbel'in imametini kabul eden bu kesime bir soru yönelteceğim. Sizler de bilmektesiniz ki Müslümanların çoğunluğu Ahmed İbn Hanbel bir konuda bir açıklamada bulunduğunda, onun bu sahada imam, kanıt ve merci olduğunu kabul ederler. Bakınız İmam Ahmed bu sahada ne demektedir: Eğer bir hadisin Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından söylenip söylenmediği hakkında görüş ayrılığına düşerseniz Müsned'e bakınız. Eğer Müsned'de geçiyorsa Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından söylenmiş, eğer geçmiyorsa O'nun (s.a.a) tarafından söylenmemiştir. Soru: Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantı Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından söylenmiş midir, yoksa söylenmemiş midir? İmam Ahmed İbn Hanbel'i “imam” bilenlere geliniz onu hakem kabul edelim diyoruz. Onun Müslümanların çoğunluğu nazarında imam olduğunu bilmektesiniz. O bu konu özelinde ne diyor?
 

Öncelikle İmam Ahmed bu kaideyi nerede zikrediyor ona bakalım.
 

Şeyh Abdülaziz İbn Abdullah İbn Baz, Muhammed Nasırüddin Albani'den bir eser telif etmesini ister. O da ez-Zebbü'l-Ahmed An Müsnedi'l-İmam Ahmed adlı eseri kaleme alır. Eserde şu ifadeler geçmektedir: “Hanbel İbn İshak der ki; Amcam Salih, Abdullah ve benim için hadisler derleyip toparladı. Bize ve başkalarına el-Müsned'i okudu. Bize ‘Ben bu kitabı 750.000 hadis arasından seçip, tasnif ettim. Müslümanlar Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bir hadisi hakkında ihtilafa düşerlerse el-Müsned'e müracaat etsinler. Eğer el-Müsned'de geçiyorsa ne ala. Aksi takdirde kanıt değildir. (10)”
 

Allame Albani ise bakınız ne diyor: “Hafız el-Medini el-Hasais adlı eserde ve İbn Cevzi de Menakıbü'l-İmam Ahmed adlı eserde iki kanaldan bu sözleri İmam'dan aktarırlar. İmam'ın bu sözü kesindir ve doğrudur. (11)” Bu ifadeler aslında o günün İslam dünyasında hadis uydurmanın hangi boyutlara vardığını da ortaya koymaktadır.
 

Soru: Ey hakikati arayan azizler, ey canlar! Acaba Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantı İmam Ahmed'in el-Müsned'inde geçmekte midir?
 

Şimdi bu kaideyi Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim' şeklindeki varyantına uygulamak istiyoruz. Ben bütün araştırmacılar ve tahkik erbabından Allame Arnavut ve Ahmed Zeyn tarafından tahkik edilen iki basımı bulunan İmam Ahmed'in el-Müsned'ine müracaat etmelerini istiyorum. ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklindeki Sekaleyn hadisini Allame Arnavut tarafından tahkik edilen el-Müsned'in 17. cildinin 11104, 11131, 11211, 11561, 21578, 21654 numaralı hadislerinde görmekteyiz. Ahmed Zeyn tarafından tahkik edilen el-Müsned'in de 11046, 11073, 11154, 11499, 21470 ve 21547 numaralı hadislerinde görmekteyiz. Bütün bu sayılan hadislerde ‘ve İtretim' ifadesine tanık oluyoruz. El-Müsned'in hiçbir yerinde ‘ve Sünnetim' şeklindeki nakille karşılaşmamaktayız. Öyleyse bu tür meselelerde İmam Ahmed İbn Hanbel'in imametine inanan ve onun sözlerinin kanıt ve bağlayıcı olduğunu kabul eden kimsenin minberlerde, dinî sitelerde açıklamalarda bulunan ve insanlara öğüt verenlerin İmam Ahmed İbn Hanbel'in nezdinde kanıt oluşu sabit olmayan bir hadise insanları yönlendirmeleri doğru bir davranış mıdır, bu tutumları ilmî sorumluluk duygusuyla ne derece bağdaşmaktadır? İmam Ahmed'in bağlıları olduğunu iddia eden sizlerin, en azından ilmî sorumluluk gereğince ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki Sekaleyn hadisinin onun nazarında hüccet olmadığı görüşüne saygı göstermeniz gerekmektedir. En azından dinî internet sitelerinde ve çıkmış olduğunuz minberlerde İmam Ahmed İbn Hanbel'e göre bu varyantın kanıt olmadığını söyleyiniz.
 

- Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantı karşısında, önde gelen âlimlerin ve çağdaş yazarların takındığı tavır nedir?
 

- Vaktimiz elverdiği ölçüde Sekaleyn hadisinin ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklindeki varyantının sunulan veriler ölçüsünce kanıt olarak kullanılabilecek bir aslının bulunup bulunmadığına değinmek istiyorum. Öncelikli olarak bu varyant kanıt olarak kullanılabilecek bir asla sahih değildir demek durumundayız. Ancak Sekaleyn hadisinin sahih olan şeklinin bu varyant olduğuna dair bir ısrarla karşı karşıyayız. Hatta iş bu boyutta da kalmıyor. Okuyucunun ve dinleyicinin zihninde bu rivayet sanki sahih hadis mecmualarında sadece ‘Allah'ın Kitabı ve Sünnetim' şeklinde varid olmuş, ‘Allah'ın Kitabı ve İtretim' şeklinde hiç nakledilmemiş gibi bir izlenim oluşturmak için son derece yoğun bir çaba söz konusudur. Gerçi bunu açıkça dile getiremiyorlar. Ne var ki hadisi söylediklerinde varid olan ve sahih olan şudur şeklinde söylemektedirler. Bu ifadelerle ‘ve İtretim' şeklindeki naklin sahih olmadığını murad ediyorlar. Bu yargımızın bazı kanıtlarını sunalım.
 

İlk kanıtımız Doktor Merzuk İbn Seliym el-Yubi'nin Eserü'l-İlm fi'd-Davet İlallah adlı akademik eseridir. Yazar bir öğretim üyesi. Eserinin kapak bölümünde ‘Resailün Camiiyet/Akademik Yazılar' ifadesini kullanmaktadır. Yazar eserinde şöyle diyor: “Hz. Resulullah (s.a.a) vahye –yani Kitab ve Sünnete- sımsıkı sarılan kimsenin hidayette olacağı ve kurtulacağı, dünya ve ahirette helaka sürükleyen sapkınlığa düşmeyeceğine dair bir güvence vermektedir. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Sımsıkı tutundukça asla sapmayacağınız iki şeyi size bırakıyorum: Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti.” (12)
 

Yazar, Sekaleyn hadisinin bu varyantını kesinlik ifade eden ‘Kale' (dedi) formatıyla sunmaktadır. Yazar sonrasında hadisin adresini bildirmek için dipnot düşer ve şöyle der: Müslim, Hadis No:1218, el-Muvatta. (13)
 

Şimdi yazarın ilmî sorumluluk duygusuyla hareket edip etmediğine bir bakalım. Dile getirdikleri şey doğru mudur? Adres olarak gösterdiği kaynak şudur: İmam Müslim, Sahih-ü Müslim'in söz konusu numaralı hadisinde şöyle diyor: … ve cemaata hutbe okuyarak şöyle buyurdu: Şüphesiz ki sizin kanlarınız ve mallarınız şu beldenizde, şu ayınızda, su gününüzün hürmeti gibi birbirinize haramdır…. Sîze öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı sarıldığınız müddetçe bir daha asla sapmazsınız. Size Allah'ın Kitabını bıraktım. Size, ben sorulacağım, acaba ne diyeceksiniz? Sahabe ‘Risaletini tebliğ ettiğine, vazifeni yerine getirdiğine ve gerekli nasihatlerde bulunduğuna şehadet ederiz' dediler. (14)
 

Görüldüğü gibi rivayette ne “Sünnetim”, ne de “İtretim” sözcükleri geçmektedir. Üniversitede öğretim üyesi olan şu şahsın eserine bakınız. Bu şahıs, akademik eserinde hadisin ‘Sımsıkı tutundukça asla sapmayacağınız iki şeyi size bırakıyorum: Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti' buyurduğunu belirtirken adres olarak gösterdiği Sahih-ü Müslim'de ‘ve sünnetim' ifadesi geçmemektedir. İnsan ikilemde kalıyor. Ya bu şahıs bir şahıstan ne naklettiğini bilmeyecek derecede cahil bir ümmidir, ya da hadis numarasını verebilecek derecede bir cesarete sahip dalaverecidir. Bu örnek, insanların diniyle oynayan çağdaş bilginlerden birisinin aldatmasına dair ilk misalimizdir. Değerli izleyiciler, acaba bunlar ilmî sorumluluk bilincine sahipler midirler, yoksa değiller midirler?
 

İkinci örneğimiz Şeyh Allame Ahmed İbn Hacer'in Tahzirü'l-Müslimin Ani'l-İbtidai ve'l-Bidei fi'd-Din adlı eseridir. Yazar, Katar Devletinin birinci Şeri Mahkemesinin kadısıdır. Yazar diyor ki; Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şeyi size bıraktım. Allah'ın Kitabı ve Sünnetim. Bunlar Havuzun yanında bana varıncaya kadar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır.
 

Bu rivayeti Malik mürsel olarak tahriç etmiştir. Hakim ise müsned olarak tahriç etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. (15)
 

Hakim'in el-Müstedrek adlı eserine müracaat ediyoruz. Rivayet, Salih et-Talhi kanalıyla Ebu Hüreyre'den aktarılmaktadır. Rivayette geçtiğine göre Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:… Allah'ın Kitabı ve Sünnetim. (16)
 

Ancak ne Hakim ne de Zehebi rivayete herhangi bir not düşmemişlerdir. Fakat yazarımız Hakim'in bu rivayete not düştüğünü ve rivayeti sahih saydığını belirtmektedir. Ancak muhakkikin değerlendirmesine baktığımızda gerçek gün gibi ortaya çıkıyor. Muhakkik şöyle diyor: “Bu isnad son derece gevşektir. Zira rivayetin isnadında metruk olan Salih İbn Musa bulunmaktadır… Malik'in rivayetine gelince, Malik onu el-Muvatta'da mudal bir isnadla rivayet etmiştir. Gerçi hadis sahihtir, ancak bu sözlerle değil. Hadisin sahih olan şekli ‘Allah'ın Kitabı ve Ehl-i Beytim' şeklindeki rivayettir.”
 

Pasajda geçen ‘mudal hadis' terimi isnadında iki veya daha fazla ravisi düşen hadis anlamına gelmektedir. Muhakkikin, müellifin yargısına ilişkin düştüğü dipnot bütünüyle doğrudur. Ancak özellikle son dönemlerde eser telif etmeye başlayan birçok yazarda ve bilginde ilmî sorumluluk duygusuyla karşılaşamamaktayız.
 

- ‘Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlayacaktır' (9/ Tevbe/32).
Değerli izleyicilere teşekkür ettiğimiz gibi saygıdeğer Seyyid Kemal Haydari Beye de şükranlarımızı sunuyoruz. Görüşmek üzere. Es-Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.


Kaynaklar:


1-Allame Muhammed İbn Salih el-Useymin, Mustalahü'l-Hadis, s.15, Dar-ü İbni'l-Cevzi, 
2- Allame Muhammed İbn Salih el-Useymin, Şerhü'l-Usul Min İlmi'l-Usul, s.511 Dar-ü İbni'l-Cevzi, Suudi Arabistan, 1. Basım, 1431
3-Sadece bir tek ravisi olduğu için (mukill) meçhul kalmış iken, ismini açıklayarak iki veya daha fazla adalet sahibi ravinin rivayette bulunduğu ancak ne kendisinden rivayette bulunanlar ne de başka kimseler tarafından tezkiye ve tevsik edilmemiş raviye mechulu'l-hal veya mestur denir. Meçhulu'l-hal olan bir ravinin rivayetinin kabul edilebileceğini belirten bilginler vardır. 
4-Hafız İbn Hacer el-Askalani, Takribü't-Tehzib, s.81, Takdim Bekr İbn Abdullah Ebu Zeyd, Darü'l-Asıme
5- Şerhü'l-Usul Min İlmi'l-Usul, s.511-2
6- Hafız İmam İbn Abdülhalık el-Bezzar, el-Bahrü'z-Zehhar Bi-Müsnedü'l-Bezzar, c.5, s.285, 8992 nolu hadis, Tahkik Adil İbn Sa'd, Mektebetü'l-Ulum ve'l-Hikem, Medine, 1. Basım, 1430
7- Heysemi, Mecmeü'z-Zevaid ve Menbeü'l-Fevaid, c.9, s.183
8-İmam Semduhi, Cevahirü'l-Akdeyn fi Fadli'ş-Şerafeyn, s.239
9- Müsned-ü İmam Ahmed, c.17, s.174, Tahkik Allame Şuayb el-Arnavut. 
10-Muhammed Nasırüddin Albani, ez-Zebbü'l-Ahmed An Müsnedi'l-İmam Ahmed, s.12, Darü's-Sıddiyk, 
11- Age, agy. 
12- Doktor Merzuk İbn Seliym el-Yubi, Eserü'l-İlm fi'd-Davet İlallah, s.52, Dar-ü İbn Cevzi, Suudi Arabistan.
13- Age, agy. 
14- İmam Ebü'l-Hüseyin Müslim İbn el-Haccac el-Kuşeyri en-Nisaburi, Sahih-ü Müslim, c.2, s.386, 1218 numaralı hadis. ‘Bab-ü Hacceti'n-Nebiyy/Peygamber'in (s.a.a)'in Haccı Babı' 1218 Nolu hadiste, Tahkik Şeyh Müslim İbn Mahmud Osman es-Selefi el-Eseri, Darü'l-Hayr. 
15- Şeyh Allame Ahmed İbn Hacer Al-Butami Elbin Ali, Tahzirü'l-Müslimin Ani'l-İbtidai ve'l-Bidei fi'd-Din, s.102, Tahkik Halil İbn Muhammed el-Arabi, Darü'l-İmam el-Buhari. 
16- Hakim en-Nisaburi, el-Müstedrek Ala's-Sahihayn, c.1, s.93.
17-Tahzirü'l-Müslimin Ani'l-İbtidai ve'l-Bidei fi'd-Din, s.102
 

Çeviren: Cevher Caduk


medyasafak.com

Diğer haberler