"Amerikan Seçimleri ve Orta Doğu"

Medya Şafak 19.10.2012 08:25 ANALİZ
"Beyaz Saray’da kimin oturacağına bakmaksızın eşit derecede önemli olan, durgun ekonomi ve yeni askeri maceralara dolanmak korkusu muhtemelen Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekte bölgeyle ilişkilerini yeniden tanımlayacak." Amerikan seçimleri ve Orta Doğu

Remzi Barud

 

Press TV

 

Amerikan seçimleri açıkça Orta Doğu ile ilişkilendiriliyor, en azından retorik olarak. Pratik şartlarda, yine de, bölgedeki Amerikan politikaları Orta Doğu’nun kendi dinamikleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi politik iklimi, ekonomik dalgalanmalar veya hırslar tarafından etkilenmeye mecbur kalıyor. Orta Doğu’daki Amerikan dış politikasına ahlaki mükellefiyetlerin kılavuzluk ettiği çok az tarihi vaka vardır.

Orta Doğu’ya ve dünyanın birçok yerine gelince, bu genele yakın bir tarzdır. Ülkenin (Amerika’nın) iki yönetici partisi müdahalecilikte eşitliği sağlarlar. Cumhuriyetçiler George Bush yönetimde belirdiği gibi mutlak tanımlamalarının sonuçları hakkında çok daha az endişe ederken, son yirmi yılda Demokratlar dış politikada savaştaki gibi tek taraflılığa daha çok meyleder gibi göründürler. Amerika Birleşik Devletleri’nde Bill Clinton yönetimi (1993–2001) Amerikan Başsavcısı Ramsey Clark’ın “soykırım” olarak tanımlamasına sebep olan Irak üzerindeki zalim kuşatmayı devam ettirdi.  İki yıl sonra, W.Bush doğrudan savaş yolunu seçti, bu basitçe, devam eden “soykırım”ın isim değiştirmesiydi. Her iki örnekte de, yüz binlerce masum Iraklı hayatını kaybetti.

Seçildiğinde Ortadoğu’yu Amerikanın çıkarları doğrultusunda dönüştürmek niyetinde olan Eski Massachusetts Valisi Mitt Romney‘nin savaşçı gibi kılıç savurmasına rağmen onun bu umutsuz girişimleri özellikle siyasi etki, medya erişimi ve tabii ki de, fonlar anlamında partisinin grupları ve ateşli üyelerinin çok azı tarafından dikkate alınmaktadır. İsrail yanlısı kumar patronu Sheldon Adelson’un diğerlerinden daha fazla başvurulan kişi olduğu açıktır ancak onların çek defterlerine ulaşmadan önce tatmin edici palavra beyanatlar talep etme anlamında diğerlerinin de az olmadığı elbette yadsınamaz.

En sonunda, “Bu ekonomidir, aptal” ibaresi 1992’deki başarılı başkanlık seçimi kampanyasında olduğu gibi Bill Clinton için uydurulduktan sonra efsanevi şöhretine ulaştı. Bu ibare 6 Kasım üzerinde muhtemelen bir kez daha belirleyici faktör olacak.

Amerikan seçmenleri Başkan Obama’nın yönetim süresini dört yıl daha uzatıp uzatmayacaklarına veya ekonomik durgunluk sınırını geçip 1929’daki Büyük Bunalım’dan bu yana bilinmeyen durumlara giren ülkenin kaderini daha düşüncesizce hareket eden ama eşit biçimde fırsatçı Romney’e devredip devretmeyeceklerine karar verecekler.

Romney,  arketipik Amerikalı elitin bol zenginlik içindeki, yaşam tarzı ve dili ile ortalama bir Amerikalıdan son derece farklı (kopmuş ) tarzı ile Obama’nın büyük ölçüde çıkmaza girmiş ekonomisini kurtarma mücadelesindeki başarısızlığını sömürmek için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır.

Kurtarma operasyonu tüm yutturmacalara rağmen, hala olabileceği kadar eksiktir. Geniş ve büyüyen bütçe açığı ve amansız devlet borçlanması ile geleceğe yönelik tüm umutların karanlığa sürüklendiği loş tablo ile karşı karşıyayız.

Huffington Post’taki 15 Ağustos tarihli makalesinde Paul Wiseman, “Ekonomik büyüme bir savaş sonrası dönemde asla bu kadar zayıf olmadı. Tüketici harcamaları asla böylesine durgun olmadı. Sadece bir kez büyüme daha yavaş olmuştu” şeklinde yazdı.   Bunlar   Obama’nın  2009’daki savunulan ekonomik kurtarma toparlanma sürecinin,    Amerika Birleşik Devletleri’nin    ikinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçirdiği 10 ekonomik duraksama dönemi içinde  en zayıf ve berbatı olduğuna yönelik   Associated Press tarafından hazırlanan kapsamlı bir analizde yer alan  sonuçlara istinaden    edinmiş olduğu düşüncelerini yansıtıyordu.

2007 – 2008’e kadar geriye giden ekonomik durgunluk ekonomik büyümeyi geri düşürdü ve büyük sayıda işten çıkarmalara ve maliyet artışına sebep oldu. Cumhuriyetçiler sıklıkla George W. Bush’un mirasını ve onun dağ gibi askeri harcamalarını hesaba katmamak istiyorlar. Adını anmak için çok önemsiz görülmelerinin sonucunda ekonomideki bir emsali olmayan düşüş ve pervasız savaşlar yüzünden Orta Doğu’nun ihmallerin kurbanı olması böyle örneklerin içindedir. Romney’in ipe sapa gelmez dış politika görüşünü dinleyen her hangi birisi zaten hazırlanmakta olan bir diğer savaş fikrine ulaşır. Hedef fark etmez, mesele Romney’in güçlü, kararlı ve birden bire olacak bir savaş için hazır görünmesidir.

Demokratlar kampanya mesajlarını ekonomi (canlanmanın içinde yer aldığı genellikle iyimser pozitif ekonomik göstergelerin haberleri) ve diğer meseleler arasında bölme stratejilerine odaklanıyorlar: sağlık hizmetleri, kürtaj, göçmenler, sivil haklar meselesi ve buna benzer niceleri. Fevri ve dürtüsel bir mantık dizgesinde yürütülen ekonominin mantığı her iki taraf açısından da sadece kendi milletlerinin karşılaştıkları sorunları tanımakla sınırlı kalıp gerçek çözümleri sonraki zamanlara ötelemekten ileri gidememektedir.

Birçok Amerikalı tarafından ağır bir hayal kırıklığı hissedildiği aşikârdır. Obama’nın son seçim kampanyasının “umut ve değişim” harareti tarih oldu. Demokratlar artık sansasyonel çözümler önermiyorlar; bu cesaret isteyen bir yolculuk. Cumhuriyetçiler Romney’e olan yakınlıklarından daha çok Obama’ya olan isteksizliklerinde birleşmiş gibi görünüyorlar. İkincisinin (Romney’in) tutarsızlığı, şekillendirilemezliği ve birbirine bağlı bir vizyonu sadıkane savunması ve Amerikan seçmeninin %47’sine ilgisiz olması onu neredeyse hiç de dört gözle beklenmeyen bir can kurtaran yapar. Ayrıca, Amerikan Thinker’daki Keith Edwars’a bakarak cesaretle umulduğu üzere, organize olmayan ve bölünmüş Cumhuriyetçiler ile geleneksel muhafazakarlar, Çay Partisi destekçileri arasında; ve dini yobazlar diğerleri arasında “oyların büyük kısmı”nı almaya neredeyse hiç hazır değiller.

Seçimlerin önemi politik güç veya başlıca adaylarının yeteneklerinin yanı sıra  Amerika Birleşik Devletleri’nin halen sürmekte olan tarihi dönüşümü sebebiyle  de öne çıkmaktadır. Bu sadece harap edilmiş ekonomi alanında değil küresel itibarından da kaynaklanmaktadır. Buradakiler Orta Doğu’ya çoğunlukla uygun düşer: Bölgenin kendi dönüşümünün zamanlaması –devam eden devrimler, politik karışıklıklar ve iç savaşlar yoluyla olduğu gibi- artık daha fazla sıkıntı verici ve zamansız olmamalıdır. ABD’nin dış politikasının tüm Orta Doğu‘yu içine alacak şekilde ciddi olarak ele aldığı, dış politikasına yeni -muhafazakâr savaş bilgeliği hadisesi olarak yeniden muhakeme ettiği vaziyet onun düzensiz geri hamleleri sayesinde zaten ortalıkta tozu dumana katmıştır. Eskinin militan politikasından tamamı ile kurtulmayı başaramayan Obama yönetimi seçimler sona erinceye kadar fırtınayı idare etmeye çalışmaktan öteye gidemiyor.

Wall Street Journal’in 1 Ekim tarihli editör makalesine karşı yazılmış bir yazıda, Romney,  onun dış politika uzmanlığını yetersiz ve yanıltılmış olarak gören, kuvvetli dayanakları olan suçlamaların beklentisiyle yeniden doldurulur.  O, “Bizim ülkemiz olayları şekillendirmek yerine onların insafına kalmış gibi görünüyor”, diye yazdı, bir kere daha İran’a karşı eylem isteyerek, Amerika Birleşik devletleri İsrail’i destekliyor olsa bile ve Suriye’de Libya ve başka yerlerde olandan daha büyük bir müdahale istedi. O, onun yönetimi Orta Doğu’daki aşırılığın yerini alacak “özgürlük ve fırsat”ları cesaretlendirecek, dedi.

Her iki aday arasında Orta Doğu’daki çeşitli meseleler hakkında bazı gerçek farklar olsa bile, her ikisi de İsrail’in kuvvetli bir destekçisidir, her ikisi de Washington’daki güçlü İsrail yanlısı lobinin desteğini almak için rekabet ediyor. Obama, bununla birlikte, en azından şimdiye kadar, İran’ın nükleer bomba için varsayılan macerası hakkında “kırmızıçizgiler” üzerine hemfikir olma isteğini kabul etmeyi reddetti. Romney bu şaşırtmacayı en üst düzeyde kullanıyor.

Orta Doğu ülkelerinin yaklaşan seçim sonuçlarından umabileceği çok az şey var. Amerika’nın müdahale teşebbüslerinde ısrarına veya devam eden çatışmaların “sonuçları şekillendirme”ye karışmasına rağmen bölge kendi dinamikleri yoluyla ilerliyor gibi görünüyor.  Beyaz Saray’da kimin oturacağına bakmaksızın eşit derecede önemli olan, durgun ekonomi ve yeni askeri maceralara dolanmak korkusu muhtemelen Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekte bölgeyle ilişkilerini yeniden tanımlayacak.
 
medyaşafak

Yazar hakkında

Remzi Barud, birden fazla gazetede makale yazan uluslararası bir köşe yazarı ve Palestine Chronicle’ın editörüdür. Son kitabı olan Babam Bir Özgürlük Savaşçısıydı: Gazze’nin Anlatılmayan Hikâyesi Pluto Yayınları tarafından Londra’da basıldı.

 

 

 

 

Diğer haberler