ÖZEL: Hizbullah: Kapasitesi ve Ortadoğu’daki rolü (3)

Medya Şafak 22.11.2017 08:44 ANALİZ
Örgüt, çocuk parkları ve okullar, hastaneler ve klinikler, hatta süpermarketler inşa ediyor. Savaşçıları ve aile fertleri pek çok hizmetten büyük indirimlerle yararlanabiliyor. Hizbullah’ın kurduğu okullarda eğitim, kamu okullarından daha ucuzdur. Yoksullar burs alır. Elbette eğitim Arap diline, İslam’a ve Şii geleneklerine odaklanır. Fakat İngiliz dili ve fen bilimleri de öğretilir. Bu okullar, Ortadoğu standartlarına göre çok yüksek seviyede bir eğitim sunmaktadır.

 

 

 

South Front

 

 

Sosyal Hizmet

 

 

Hizbullah her ne kadar Batı medyasında bir terör örgütü olarak gösterilse de, faaliyetlerinin çok yüzlü olmasıyla bu yaftaya meydan okuyor. Suriye'de ve İsrail'e karşı savaşmanın dışında Hizbullah, Lübnan yasamasının bir parçası ve Lübnanlılara eğitim ve sağlık hizmeti sunuyor. 2000-2010 yılları arasında Hizbullah Lübnan'daki insani çabalara milyarlarca dolar harcadı. Örgüt, çocuk parkları ve okullar, hastaneler ve klinikler, hatta süpermarketler inşa ediyor. Savaşçıları ve aile fertleri pek çok hizmetten büyük indirimlerle yararlanabiliyor. Hizbullah'ın kurduğu okullarda eğitim, kamu okullarından daha ucuzdur. Yoksullar burs alır. Elbette eğitim Arap diline, İslam'a ve Şii geleneklerine odaklanır. Fakat İngiliz dili ve fen bilimleri de öğretilir. Bu okullar, Ortadoğu standartlarına göre çok yüksek seviyede bir eğitim sunmaktadır.

 

Medya ayrıca, Lübnan'ın özgürlüğü ve bağımsızlığı uğruna can verenlere odaklanır. Şii topluluğunun bakışıyla şehit olan kişilere saygı alameti olarak cenazelere üst düzey yetkililer de katılır. Bu yetkililer ayrıca çatışmada veya başka koşullarda yaşamını yitiren herkesin de cenazesine katılır. Göründüğü kadarıyla bu, Hasan Nasrallah'ın kişisel bir kayıp vermesinden kaynaklıdır. Nasrallah'ın en büyük oğlu Hadi, Nisan 2000'da Güney Lübnan'da savaşırken şehit olmuştu.

 

Eğer öldürülen savaşçının çocukları varsa, bu çocuklar koruma altına alınır ve onlara eğitim ya da iş sağlanır. Mali sorunlara rağmen kadro askerlerine ve hayatını kaybeden kişinin ailelerine kaynak sağlamak en üst önceliktir.

 

Müessesetü Cihad el-Bina, yahut Cihad Fonu Kurumu Hizbullah tarafından 1988 yılında kuruldu. Kısa süre içinde Lübnan'daki en görülür STK'lardan biri haline geldi. Kurum her ne kadar özerk olsa da, faaliyetleri hareketin sosyal hizmetler departmanının sahasına düşmektedir. Kurumun başlıca amacı, “Manevi ve İslami yükümlülüklerini yerine getirmede Allah'ın yardımına dayanarak, yoksul ailelerin sırtındaki yükü hafifletmek”tir. Beyrut'un güney banliyöleri, Bekaa Vadisi ve Güney Lübnan'da faaliyet yürüten fon, bu bölgelerin nüfusunun yarıdan fazlasına su sağlamakta, çiftçilere canlı hayvan, gübre ve yakıt sunmak yoluyla yardım etmektedir. Ayrıca en geri kalmış köylerin elektriklendirilmesini sağlamaktadır.

 

Müessesetü'l-Şehid, yahut Şehitler Kurumu, öldürülen veya kaçırılan savaşçıların ve sivillerin çocuklarını desteklemektedir. Barınma, iş, dullar için destek sağlamakta ve gençleri işe yerleştirmektedir.

 

Lecnetü İmdad el-Humeyni, yahut Humeyni Destek Komitesi, 1982'deki İsrail saldırısından hemen sonra kurulmuştu. Bu komite başta İsrail işgalinden muzdarip olanlar olmak üzere yoksul ailelere yardım etmektedir. Bu yardıma aylık ödemeler, gıda kolileri, temel ihtiyaçlar, kıyafetler, sağlık hizmetleri ve eğitim dahildir. Komite, ilaç tedavisi, teşhis, cerrahi ve rehabilitasyon yoluyla her yıl on binlerce hastaya tıbbi destek sağlamaktadır. Lübnan hükümetinin, özellikle de Sağlık Bakanlığı'nın maddi ve teknik yetersizliği, hareketi Güney Lübnan'daki hastaneleri İslami Sağlık Birimi'nin kontrolü altına almak zorunda bırakmıştır.

 

Hizbullah'ın eğitim departmanının başında, El-Ta‘bia el-Tarbaviyye, yahut Eğitim Müdürlüğü isimli bir ofis bulunuyor. Bu ofis ihtiyaç sahibi Hizbullah üyelerine mali yardım sağlamaktadır. Harcamaları hareket bakımından aşırı derecede önemlidir, zira kamu okulları inşaat ve eğitim teknolojisi için gerekli fonların yokluğundan muzdariptir.

 

Eğitim departmanı aynı zamanda uygulamalı bilimler alanında yüksek eğitim gören ve Büyük Peygamber Teknik Enstitüsü, Seyyid Abbas el-Musavi Teknik Enstitüsü, Seyyide Zehra Enstitüsü, Şeyh Ragıp Harb Enstitüsü ve İslami Şeriat Enstitüsü gibi çeşitli kurumlarda dini çalışmalar yapan ihtiyaç sahibi öğrencilere yardım etmektedir.

 

Öteki yardım tipleri arasında ders kitapları ve okul materyalleri için ödeme yapılması ve kamu okulları ile özel okullardaki öğrenim ücretlerinin bir kısmının karşılanması da vardır.

 

Ekonomik ve finansal faaliyetler

 

Bir dizi finansman kaynağı – bağışlar, işletmeler ve İran desteği – partinin bağımsızlığını ve ekonomik istikrarını güvence altına almaktadır. Partinin varlıkları İran Sadarat Bankası'nda veya başka bankalarda, ABD ve Batı'nın varlıkları dondurmasını engellemek amacıyla paravan kişilerin hesaplarında tutulmaktadır. Parti, varlıkları sadece belli kişilere değil bütün partiye ait olan dev bir kuruluştur.

 

Başlıca finansman kaynakları şunlardır:

 

-İran'dan gelen ve petrol fiyatlarının düşüşü öncesinde 200 milyon dolar olsa da şu anda yıllık 100 milyon doları geçmeyen doğrudan sübvansiyonlar,

-Lübnan içindeki ve dışındaki Şii topluluğundan gelen katkılar,

-İktisadi faaliyetler ve bankacılık faaliyetinden gelen kârlar.

 

Pew Araştırma Merkezi ve CIA'in Dünya Gerçekleri Kitabı'na göre, Şiilerin Müslümanların yüksek bir yüzdesini temsil ettiği ülkelerdeki yaklaşık sayıları şu şekildedir:

 

İran: 76 milyon; Hindistan: 40 milyon; Pakistan: 24 milyon; Suriye: 12 milyon; Irak: 20 milyon; Yemen: 11 milyon; Azerbaycan: 9 milyon; Türkiye: 8 milyon; Afganistan: 4,5 milyon; Suudi Arabistan: 4,5 milyon; Nijerya: 4 milyon; Tanzanya: 2 milyon; Lübnan: 1,8 milyon; Bahreyn: 1 milyon; Kuveyt: 0,9 milyon; Almanya: 0,4 milyon; BAE: 0,4 milyon; ABD: 0,35 milyon; Birleşik Krallık: 0,3 milyon; İsveç: 0,2 milyon; Umman: 0,2 milyon; Katar: 0,15 milyon; Kanada: 0,1 milyon; Arjantin: 0,05 milyon; Brezilya: 0,05 milyon.    

 

Toplam: dünya çapında yaklaşık 200 milyon.

 

Pew verilerinin, Batılı uzmanlar ve Şii diasporası tarafından, Şii sayılarını olduğundan az gösterdiği gerekçesiyle sıklıkla eleştirildiği de akılda tutulmalıdır.

 

Uluslararası Çalışma Örgütü'ne göre, 2016 yılında bu ülkelerdeki ortalama ücretler şu şekildeydi:

 

Hindistan: aylık ortalama 140 dolar, yıllık ortalama 1680 dolar.

 

Pakistan: aylık ortalama 140 dolar, yıllık ortalama 1680 dolar.

 

Türkiye: aylık ortalama 530 dolar, yıllık ortalama 6360 dolar.

 

Katar: aylık ortalama 3000 dolar, yıllık ortalama 36000 dolar.

 

Bahreyn: aylık ortalama 800 dolar, yıllık ortalama 9600 dolar.

 

Kuveyt: aylık ortalama 2150 dolar, yıllık ortalama 25800 dolar.

 

Umman: aylık ortalama 1000 dolar, yıllık ortalama 12000 dolar.

 

BAE: aylık ortalama 2000 dolar, yıllık ortalama 24000 dolar.

 

Suudi Arabistan: aylık ortalama 700 dolar, yıllık ortalama 8400 dolar.

 

İslam'daki zekât olgusu, ortalama gelir sahibinin kazancının kırkta birini, cihad veren savaşçıların, yoksulların veya İslam'ı yayan insanların desteklenmesi de dahil olmak üzere Allah için yapılan işler için ayırması gerektiğini belirtir.

 

Müslüman ülkelerde yaygın olan çok çocuklu aileler düşünüldüğünde (burada çalışmayan eşler ve çocuklar dikkate alınmıyor), topluluğun yüzde 10'a varan bir kısmı tarafından zekât verilebilir. (Hizbullah, zekâttan ziyade Şia'daki beşte bir vergisi olan humustan önemli gelir elde etmektedir, bunun dışında herhangi bir yüzdelik hesabına dayanmaksızın yapılan doğrudan infak da harekete katkı sağlamaktadır; Medya Şafak)

 

Bu durumda, ülke başına gelen katkılar şu şekilde olacaktır:

 

Hindistan: Yıllık ortalama katkı: 42 dolar; Şiilerin %10'u: 4 milyon; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 170 milyon dolar.

 

Pakistan: Yıllık ortalama katkı: 42 dolar; Şiilerin %10'u: 2,4 milyon; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 100 milyon dolar.

 

Türkiye: Yıllık ortalama katkı: 160 dolar; Şiilerin %10'u: 800 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 128 milyon dolar.

 

Umman: Yıllık ortalama katkı: 300 dolar; Şiilerin %10'u: 20 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 6 milyon dolar.

 

BAE: Yıllık ortalama katkı: 600 dolar; Şiilerin %10'u: 40 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 24 milyon dolar.

 

Suudi Arabistan: Yıllık ortalama katkı: 210 dolar; Şiilerin %10'u: 450 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 94,5 milyon dolar.

 

Katar: Yıllık ortalama katkı: 900 dolar; Şiilerin %10'u: 15 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 13.5 milyon dolar.

 

Bahreyn: Yıllık ortalama katkı: 240 dolar; Şiilerin %10'u: 100 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 24 milyon dolar.

 

Kuveyt: Yıllık ortalama katkı: 645 dolar; Şiilerin %10'u: 90 bin; Şii toplumundan gelen yıllık katkı: 58 milyon dolar.

 

Toplam katkı: 618 milyon dolar.

 

Şii diasporası bu meblağın en fazla beşte birini, yani 120 milyon doları Hizbullah'ı finanse etmeye aktarabilir.

 

Bu hesaba gelir vergisi dahil değildir, zira her ülkenin vergi kanunu farklıdır. Batı'daki ve Fars Körfezi'ndeki Şiilerin hepsinin Hizbullah'ın Suriye'ye sunduğu askeri yardımı desteklemediğini de akılda tutmak gerekir. Örneğin Fars Körfezi devletlerindeki Şiiler hakkında yapılan STK araştırmaları, destekçilerin oranının %30-50'ye düştüğünü ortaya koyuyor. Göründüğü kadarıyla bu, söz konusu ülkelerin medyasının Hizbullah için saldırgan imajı oluşturmasından kaynaklanıyor ve bunun finansmanı etkilemesi kaçınılmaz. İD 2014 yılında kendini devlet ilan ettiği zaman Hindistan Şiileri, radikal İslam'la savaşmak üzere 30 bin gönüllüyü Irak'a göndermeye hazır olduklarını ilan eden bir açıklama yayınladı. Hindistan'ın veya komşu ülkelerin Suriye'ye yardım sunduğuna ilişkin bir bilgi ise bulunmuyor.

 

100 binden fazla Lübnanlının Afrika ülkelerinde daimi ikameti bulunuyor. Bu rakam, Fildişi Sahili'nde 60 bin, Senegal ve Sierra Leone'nin her birinde 25'er bin, Nijerya'da 16 bin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 6 bin ve Gabon ve Kamerun'un her birinde 5'er bin şeklinde dağılıyor. Afrika'daki Lübnanlıların çoğunluğu Hıristiyan değil Şii'dir. Kârlı işlerin çoğunun kontrolünü ellerinde toplamışlardır ve bu onların yalnızca yaşamlarını sürdürmesine değil, aynı zamanda tarihsel anayurtlarını desteklemesine olanak vermektedir. Yalnızca 2008 yılında Afrika'daki Lübnanlılardan gelen para transferleri 1 milyar doları geçmiştir. Sonu gelmez mali kriz nedeniyle Afrika'daki Lübnanlı Şiilerin zenginliğini değerlendirmek zordur. Lübnan'da sosyal programları yürüten Hizbullah olduğundan, havalelerin çoğunun örgütün hesaplarına ulaştığı varsayılabilir.

 

Toplamda hareket, yıllık 500 milyon dolar kadar para toplamaktadır. Hareketin Suriye'de savaş yürüttüğü ve bütün ülkenin sosyal sektörünü finanse ettiği düşünüldüğünde, bu meblağ çok yüksek değildir.

 

Hizbullah'ın Ortadoğu'da bir güç merkezi haline gelmesinin ve yarı devlete dönüşmesinin sebepleri

 

İsrail ordusunun 1985 yılında Lübnan'ın çoğundan çekilmesi sonrasında Hizbullah, İran Devrim Muhafızları'nın aktif desteğiyle kendi silah cephaneliğini oluşturmaya başladı ve Ocak 1989 tarihli Şam-Tahran anlaşması Hizbullah'ın kendi askeri altyapısını restore etmesine ve Güney Lübnan'daki operasyonlarına yeniden başlamasına olanak verdi. Bu şekilde Hizbullah 1991 yılı itibariyle Lübnan'ın, güneyde İsrail ordusuna karşı faaliyet yürüten önde gelen direniş gücü haline geldi.  

 

1990'ların başlarından itibaren Hizbullah, saf anlamda paramiliter bir oluşum olmaktan çıkan bir geçiş sürecine girdi. 1992 yazında İran liderleri Hizbullah'a açıktan aşırıcı bir örgüt olmaktan çıkıp kendisini Lübnan'ın aktif bir siyasi gücüne dönüşmesini önerdi. Hizbullah “ılımlılar” ile “radikaller” arasında bir iç uzlaşmaya vardı, Emel örgütüyle ateşkes sağladı ve parlamento seçimleri için aktif hazırlıklara başladı. Bugün Hizbullah Lübnan'daki önde gelen siyasi güç ve Şiilerin büyük bir siyasi ve insani örgütü konumundadır (Lübnan'da tahminlere göre toplam 6,2 milyonluk nüfusun 2,5 milyonu Şii'dir). İsrail ordusunun 2006 yılında Güney Lübnan'dan çekilmesi, Arap dünyasının gözünde dev bir zaferdi. Hizbullah gerçek anlamda önemli bir bölgesel faktör haline geldi. Lübnan ve Suriye'de ve İran'ın yardımıyla bölgede etkisini arttıran Hizbullah, İsrail'e ve radikal Sünni örgütlere karşı savaşmak isteyen gönüllüler için bir örgütlenme, eğitim ve hazırlık üssü haline geldi. Hizbullah birimleri çoğu zaman düzenli ordu birlikleri gibi savaşmaktadır.

 

Hizbullah'ın bölgesel etkisinin artmasının nedenlerinden biri, Ortadoğu'daki daimi savaş nedeniyle Lübnanlı ve Iraklı Şiiler ve de aynı zamanda Suriyeli Aleviler arasında kurulan stratejik koordinasyondur. Örgütün, neredeyse kesintisiz katliamla geçen yıllar ve aynı zamanda dış düşmanlara, hatta İsrail gibi tehlikeli olanlara karşı yürütülen daimi çatışmalar gibi Lübnan tarihinin en karanlık anlarında bile değerini kanıtladığını belirtmek gerekir.

 

İran etkisine dair kanaatler muhteliftir. Bazı uzmanlar İran yardımının, Hizbullah'ın karar alım sürecinin tüm boyutlarını tümüyle etkileyecek kadar önemli olduğunu iddia ediyor. Doğal olarak, dünya genelindeki Şiilerin lideri olarak İran'ın otoritesi neredeyse mutlaktır. Dahası, hareket Suriye'de kayıplar vermiş, en profesyonel ve en iyi eğitimli savaşçıları orada can vermiş, bu durum ise örgütü zayıflatmıştır. Bu yüzden Hizbullah liderlerinin daha fazla esneklik göstermesi ve fikir farklılıklarının ortaya çıkması halinde İran'la olan temaslarında titiz olması gerekir.

 

En muhtemel açıklama, Hizbullah'ın ülkede istisnai bir siyasi duruşa sahip olması ve tabiatı itibariyle İsrail'e ve Suriye'deki aşırılıkçılara karşı vurucu bir güç olması sayesinde önemli bir bağımsızlığı koruyor olmasıdır. 2011 yılında Suriye'deki çatışmaların başlamasından itibaren Nasrallah, tarafsızlığı korumaya çalıştı.  Hizbullah savaşa ancak 2013 yılında, durum kontrol dışına çıkıp çatışmanın Lübnan'a sıçraması tehlikesi ortaya çıktığı zaman müdahil oldu. Nasrallah açıklamalarından birinde “İran, bölgedeki stratejik nüfuz merkezi, bağımsızlık arayışındaki ülkeleri destekleyen egemen bir devlet modeli ve Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının daha güçlü hale gelmesine yardım eden bir güç olarak görülmelidir. Suriye ve İran Hizbullah'ı kendisinin planlarına ters düşecek şekilde harekete geçmeye zorlayamaz. Yalnızca bizimle tartışabilirler ve bizi ikna etmeye çalışabilirler” ifadelerini kullanmıştı.

 

Bağımsızlığını kazanmasından beri Lübnan hükümeti ülkenin güney kısmındaki sorunlara az ilgi gösterdi. Bu yüzden Hizbullah yalnızca kendisine taraftar toplamak için değil, aynı zamanda bunun nesnel bir gereklilik olması sebebiyle yoksullara yardım edilmesi ve altyapının güçlendirilmesi rolünü üstlendi. Lübnanlı bir Şii, pratikte doğumundan itibaren Hizbullah'ın bakımı altındadır. Çocuk parkları, klinikler, okullar ve kurumların hepsi hareket tarafından inşa edilmiştir ve onun tarafından finanse edilmektedir. Bu yüzden hareketin dev bir popülerliğe sahip olması ve onun saflarında yer almanın onurlu bir şey olarak görülmesi şaşırtıcı değildir.

 

Bugün Hizbullah'ın bir hareketten fazlası olduğuna özellikle dikkat edilmelidir. Hizbullah her ne kadar ülkenin bir kısmında egemenlik ilan etmemişse de, bir devletin bütün vasıflarına sahiptir. Yasama, yürütme ve yargı erki, kendi eğitim sistemi, bir ordusu, istihbarat ve karşı-istihbaratı, medyası vardır: bütün bunlar hareketin çerçevesi içinde varlığını sürdürmekte ve işlemektedir. Dahası, kendisine tâbi olanlar üzerinde kontrolü mevcuttur, onlar hakkında bilgi sahibidir ve en önemlisi, hareketle belli bir biçimde birlikte çalışmaları için onların iyi niyetine bel bağlamaktadır. Sonuç olarak yurttaşlık konsepti pasaportla değil, kişinin bir devlet ya da hareketle bütünleşme ve ona sadık olma isteğiyle tanımlanır.

 

Hizbullah'ın ideologlarından biri ve genel sekreter yardımcısı olan Şeyh Naim Kasım şunları yazmıştı. “Teorik bakış açısından bakıldığında biz İslam devleti çağrısı yapıyoruz ve başkalarını bu sürece çekiyoruz, çünkü insanın azami mutluluğa ulaşmasını kolaylaştıracak olan yalnızca bir İslam devletidir. Fakat pratik düzeyde bu mesele insanın özgür seçimine bağlıdır. Nitekim Bakara Suresi'nin 256. ayetinde şunlar yazılıdır: ‘Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk eğrilikten ayrılmıştır. O halde kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, bilendir.'”

 

Suriye'de aşırılıkçı Sünni grupların zaferi, Irak senaryosunun izlenmesiyle bütün öteki inanç topluluklarının acımasızca yok edilmesinin muhtemel olması anlamına gelecekti. ABD'nin Irak işgalinin bir iç savaşı ve daha sonra, bütün öteki inançlara karşı kelimelerle anlatılamaz gaddarlıklar yaptığı kanıtlanan IŞİD'in ortaya çıkmasını tetiklemesi sonrasında, bu etnik ve dinsel savaş koşullarında yalnızca Hizbullah gibi paramiliter örgütlerin kendi varlığını koruyabileceği anlaşılmıştır.

 

Sonuç

 

Hizbullah'ın Lübnan Şiileri arasındaki popülerliği birkaç faktörden kaynaklanıyor: İsrail'e karşı yürüttüğü askeri kampanya, tümüyle Lübnanlı olan niteliği, tarihsel olarak ezilen Şii topluluğunun savunucusu rolü, dini niteliği ve sağladığı sosyal hizmetler yelpazesi.

 

Hizbullah Lübnan'daki Şii topluluğu için resmi hükümetin yaptığından fazlasını yaptı. Suriye'deki savaşa müdahil olmasının en başından beri hareket liderleri, savaşçılarını Lübnan'ı, Lübnan Şiilerini ve Şiilerin kutsal mekânlarını, öncelikle Nusra Cephesi ve IŞİD'in temsil ettiği aşırıcı Sünni İslam'ın yayılmasına karşı savunduğunu söyledi. Nasrallah'a göre bu, bir seçimin değil, bir zorunluluğun sonucu olan bir savaş.

 

2015 yılında bir araştırma yapan Lübnanlı STK'lar, yanıt verenlerin %57'sinin Lübnan karşısındaki radikal İslam tehdidini gerçek bir tehdit olarak gördüğünü, %80'inin de Hizbullah'ın Lübnan'daki hayatı daha sakin hale getirdiğini düşündüğünü belirtti. Bugün Lübnan, tıpkı Ortadoğu'nun bütünü gibi, yeniden inançlar arası ve topluluklar arası şiddeti deneyimliyor. İstikrarsız ve öngörülemez ülkelerde yaşayan insanlar, kendi ulusal ve dinsel toplulukları arasında koruma ve destek arıyor. Bu yüzden Hizbullah'ın, hareketin amaçları ve misyonunu tümüyle desteklemeseler bile Lübnan ve Suriye Şiileri arasında koşulsuz bir desteğe sahip olması şaşırtıcı değildir.

 

 

Çeviri: İlyas Halitoğlu

 

www.medyasafak.net

 

 

Diğer haberler